ALIŞTIRMAK geçi. f. Birine bir işi veya hareketi kolay ve iyi yapabilme yeteneğini kazandırmak: Ticarete alıştır. Kibrit satsın, sigara kâğıdı satsın, işe alışsın (S. F. Abasıyanık). || Bir şeyi birine sevdirmek, ısındırmak, yadırgamaz hale getirmek: Yeni başkentin hiç olmazsa inkılâpçı takımını kadınlı erkekli buluşmalara ısındırmak ve alıştırmaktı (F. R. Atay). || Dayanıklılık kazandırmak, mukavim bir hale getirmek: Hıfzıssıhha kendimizi soğuktan, sıcaktan muhafaza değil, belki bu soğuğa, sıcağa alıştırmaktı (ö. Seyfeddin). || Ehlileştirmek: Alıştıramadınız, vahşi davrandınız (N. Kemal). || Huy ve âdet edindirmek: Temiz giymeğe alıştırmak. || Düşkün, müptelâ, vaz geçemez bir hale getirmek: Beni sigaraya o alıştırdı.