ALİ ŞİR NEVAÎ (Ali Şir Beg, Emir Ali Şir de denir), Çağatay şairi (Herat 1441-1501). Timurlular devrinde Orta Asya'da gelişen çağatay edebiyatının en büyük şahsiyeti. Uygur kabilesindendir, babası Kiçkine Bahşi'dir. Ataları, Barlas emirleri, Timur ve oğullarının hizmetinde bulundu. Süt kardeşi ve okul arkadaşı olan Hüseyin Baykara ile birlikte Ebulkasım Babür tarafından yetiştirildi. Çok genç yaşlarından başlayarak, türkçe ve farşça gürler yazdı. Ebu Said Mirza'nın hükümdarlığı sırasında (1457-1469), Baykara Mirza'nın torunlarına ve akrabasına baskı yapıldı. Hüseyin Baykara Astarâbâd'da bağımsızlığını ilân etmek isteyince, Ebu Said Mirza tarafından oradan uzaklaştırıldı. Bu karışık günlerde Ali Şir Nevaî, Ebu Said'den himaye görmedi. Hüseyin Baykara'nın hükümdar olmasından sonra Herat'ta daima onun yanında kaldı, önce mühürdar (nişancı), Herat' ı işgal etmek isteyen Yadigâr Muhammed Mirza hareketini bastırmada gösterdiği, yararlıklardan sonra da divan beyi oldu. Ali Şir, bazı seferlerde arkadaşı Hüseyin Baykara'nın yanında bulundu, bazı seferlerde onun naipliğini yaptı. Hükümdardan sonra en nüfuzlu şahıstı. Daha sonraları divan beyliğini bırakarak hükümdarın sadece nedimi kaldı, nüfuzu daha da arttı. Belh valisi olan kardeşi Derviş Ali'nin isyanını, hanedan içindeki geçimsizlikleri yatıştırmakta rolü oldu. ölümünden sonra hükümdar bizzat matem merasimini idare etti ve Havzı mahiyan'da kendi başkanlığında türk usulü aş (yog yemeği) verdirdi.
Temiz ahlâklı, samimî bir insan, tedbirli ve heybetli bir devlet adamı olarak anılan Ali Şir Nevaî, servetiyle kendi adını taşıyan bir mahalle kurdu; saray, cami, medrese, han, hastahane ve dârülhüffaz (hafızlar evi) yaptırdı. Çeşitli yerlerdeki yapılarının sayısı 370'ı bulur.
Devrinde büyük hayranlık duyulan iran edebiyatını türk ruhuna uydurmak, Türkçeyi yüksek "bir sanat haline sokmak gayesindeydi. Hanıse'sinde (1484), ahlâk ve tasavvufa dair hikâyeleri içine alan Hayret-ül-Ebrar (Hayır Sahiplerinin Hayreti), Ferhad ve Şirin, Leylâ ve Mecnun, Seb'a-i Seyyare (Yedi Gezegen), Sedd-i Iskenderî (İskender Şeddi) adlı mesnevileri bulunur. Hazâin-ül-Meâni (Mânâ Hazineleri) adlı 55 000 mısralık türkçe divanı, hayatının dört devrinde söylediği gürleri toplar, dört kısımdır; Garaib-üs-sıgar (Küçüklüğün Garibeleri), Nevâdir-us-Sebab (Gençliğin Seçkin Değerleri), Beda'i-Ul-Vasat (Orta Yaşın Güzellikleri), Fevâid-ül-Kıber (Yaşlılığın Faydaları) adlarını taşır. Ayrıca farsça bir Divan'ı da vardır. Hayatının sonuna doğru yazdığı Lisan-üt-Tayr (Kuşların Dili), Feridüddin Attar'ın Mantık-ut-Tayr'ma naziredir. Mecalis-ün-Nejâis (Güzellikler Derlemesi) tezkire mahiyetinde; sofiler ve mutasavvıflar hakkında Nedâim-ül-Muhabbamin Şamaim-el-Futuva (Cömertliğin Güzel Kokuları ve Muhabbetin Latif Rüzgârları) 114951 adlı eserleri vardır. Hamset-el-Mutahayyirîn (Mutahayyirlerin Hamsesi), Halât-ı Hasan Erdişir (Hasan Erdişir'in Halleri), Halât-ı Pehlivan Muhammed Kustigir (Pehlivan Muhammed Kustigir'in Halleri) adı altında, dostları olan Cami, Hasan Erdişir ve Pehlivan Muhammed'e dair hatıralarını ve mektuplarını toplamıştır.
Hayatının son yıllarında yazdığı Muhakemet-ül-Lûgatevn (Dillerin Muhakemesi [kıyaslama]) [1498] ve Mahbub-ül-Kulûb (Kalblerin Sevgilisi) [1500] en tanınmış eserleridir. Muhakemet-ül-Lûgateyn'de, Türkçeyi Farsçaya karşı savunur ve çeşitli deliller ileri sürerek onu Farsçadan, Türkleri diğer milletlerden üstün gösterir. Mahbub-ül-Kulûb ise cemiyetin çeşitli tabakalarından söz edilerek yazılmış didaktik bir eserdir.
Eserlerinin en büyük özelliği, onlarda çok açık görünen türk milliyetçiliğidir, Türklüğü ile iftihar eder ve Türklerin tarihte oynadıkları rolün şuuruna varır.
Vezinler ye şekiller hakkında Mizan-ül-Evzân (Vezinlerin ölçüsü), Nazm-ül-Cevâhir (Cevherler Dizisi), Tevârih-i Enbiyâ ve Hükemâ (Hakimler ve Peygamberler Tarihi), Risale-i Muamma (Muamma Kitabı), Tarih-i Mülûk-ı Acem (Acem ülkeleri Tarihi), Vakfiyye, Çihil Hadis (Kırk Hadis) adlı eserleri de vardır. Eserlerinin çeşitli istinsahları ve neşirleri vardır. Bazıları tezhiplidir.
Ali Şir'in günümüze kalan üç bestesi vardır. Edebî türk lehçelerinin hepsinde derin tesirleri olmuş, Fuzulî, Bayezid II, Ahmed Paşa, Yavuz Sultan Selim, Baki, Nedim, Şeyh Galib'e tesir etmiştir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla