Âllahutaâlâ, Tanrı en yücedir anlamında Allah'ın sıfatıdır: Yalnızlık bir Allahutaâlâya mahsustur, öyle değil mi hemşireciğim? (R. N. Güntekin). Allahutâlâ muinin olsun; sağ selâmet seni bana bağışlasın.
— ANSİKL. İslama göre Allah, âlemleri ve bütün varlıkların yaratıcısı ve tek mabudu.
Kelimenin Islâmdan önceki anlamı başka olmakla beraber, Araplarca biliniyordu. Kaynağı hakkında dil bilginleri çeşitli fikirler ileri sürerler, ilâh'tan (mabut, tapacak, cemi: âlihe) veya Süryanî bir kelime olan ela-Zıa'dan geldiği tartışma konusu olmuştur. Bu konuda yirmiden fazla görüş vardır. îbn Manzur gibi eski ve El-Bustanî gibi sonraki dil bilginleri kelimenin ilâh'tan geldiğinde birleşirler. İslâm dininin ilk çağrısı «lâ ilahe illa'llâh: Allah'tan başka tanrı yoktur» inancına dayanır. Allah'ın varlığına, kemal sıfatlarıyle vasıflanmış bulunduğuna, eksiklik bildiren sıfatlardan arındığına, bazı sıfatların da kendisine mal edilebileceğine inanmak, imanın birinci şartıdır. Müslüman ilâhiyatçılar Allah konusunu ele alırken bir takım bilgileri ve bunlara ilgili terimleri öne sürer, bu konudaki fikir ve inançları, bu terimlerle ve bu bilgilerden faydalanarak izaha çalışırlar.
• Terimler. Vücut: varlık. Zati mahiyet ve tabiat (Mahiyet'e, tahakkuku bakımından zat ve hakikat; taayyünü bakımından hüviyet denir). Vücut başka, zat ve mahiyet başkadır. Vücut ve mevcuda şey de denir. Kıdem: evveli olmamak. Hudus: yokken var olmak. Ayn: başlı başına var olan şey. Cevher: meydana gelen varlık, başlı başına var olan varlık. Araz: kendi kendine var olamayan şey. Cisim: uzunluğu, genişliği, derinliği olan maddî şey. Hayyiz: fezadaki belirli bir boşluk. Tahayyüz: hayyizi işgal etmek. Mûtehhayyiz: cisim haline gelip bu boşluğa yerleşmiş olan âlem; Allah'tan başka bütün varlıklar.
• Varlıkların (eşya) hakikatleri vardır ve bunlar bilinebilir. Bilgi (ilim), Ebu Mansur-il-Maturidi'ye göre «bir varlığın (şey) tasavvur edilmesini, derin düşünülmesini ve ifade edilmesini mümkün kılan sıfattır. Bu sıfat ile vasıflanabilmek için üç yol vardır: 1. Aldatmayan duygular (el-havas- s-selime). Bunlar zarurî bilgiler doğurur; 2. Doğru haber iel-haber-us-sadık). inanışa uygun olsun olmasın gerçeğe uyan her haber bu vasfı taşır. İki kısımdır: a— Mütevatir haber, ağızdan ağıza dolaşan; b— Mucizeyle doğrulanan haber, resul'ün verdiği bilgi: Vahye dayanırsa bu haber zarurî bilgi doğurur; 3. Akıl. Açık ve zarurî bilginin yanında akıl, bizi delille elde edilen sonuçlara ulaştırır. Bu sonuçlar delile dayanan kesin bilgilerdir.
Bu anlayış ve bu vasıtalarla vücut (varlık) konusuna eğildiğimiz zaman ortaya üç hüküm çıkar: vacip, mümkün, müstahil Allah'ın varlığı kendi (zatı) icabı olarak bilinir, adem'le (yokluk) ilgisi yoktur, ezelî ve ebedîdir; buna vacip denir. Varlığı veya yokluğu kendi (zatı) icabı olmayan ve başka varlığa dayanan malum; buna mümkün denir. Varlığı imkânsız veya muhal; yokluğu zarurî olan; buna da müstahil denir.
• Allah'ın varlığı: a— Âlem bütün cüzüleri (en küçük parçaları) ile birlikte yaratılmıştır. Zira ayn'lardan, araz'lardan ve bunlardan teşekkül etmiş cisimlerden ibarettir. Arazların bazılarının meydana gelmesi his ve müşahede (gözlem) ile ispatlanmıştır; renklerin değişmesi, hareketin durgunluğa varması gibi. Arazlardan diğerlerinin meydana gelmesi de değil (kanıt) ile ispatlanmıştır. Dış âlemdeki hareketlerde adem (yok olma, yokluk) vasfı bulunduğuna göre bunlar da hadistir (yaratılmış). Zira adem ile ilgisi olan her varlık hadistir. Ayn'lar (cevher) için de hal böyledir. Her cismin ve her cevherin bir mekânda (hayyiz) bulunması zarurîdir. Böyle olunca ya hareket ya da durgunluk halinde bulunacaktır. Her iki hal de, var olma, ortaya çıkma işaretidir. Görülüyor ki bu cüzüler yaradılmış'ttr (hadis). Bunlardan meydana gelen âlemin de yaratılması (hadis olması) zarurî bir sonuçtur, b— Bu âlemlerin bir yapıcısı (sânii) vardır. Âlem hadis olduğuna göre mümkün bir varlıktır ve bu varlık, varlığı kendinin (zat) icabı (gereği) olan bir varlığa, vacip bir vücuda dayanacaktır. Eğer bu hâdis'i meydana getiren (muhdis) varlık, vacip değil de mümkün bir vücut olsaydı, âlemin en küçük parçalarından (cüz) sayılması gerekirdi. Böyle olunca da hadis, âlemin muhdis'i olamaz; delille delâlet olunan, yani gösterilen şey aynı olurdu. Bir şeyin iki ayrı şey olamayacağı ise açıktır. Bu, delille anlama, bizi zarurî bir sonuca vardırır. Bu da muhdis'in, vacib-ül-vücud (yani Allah) olduğudur. Şu halde âlemin yapıcısı vardır ve bu da Allah'tır. Vacib'in ispatı meselesi tevhit ilminin esasını teşkil eder. Bu konuda islâm filozof ve kelâmcıları pekçok deliller ileri sürmüşlerdir. Bunları üç grupta toplamak kabildir. 1. Hudus delili (Yukarda kısaca anlatıldı). 2. İmkân delili, âlem, tam bir nizam içinde meydana getirilmiş bir bileşimdir. Bu terkibin parçalarına ihtiyaç vardır. Parçaya ihtiyaç duyan varlık vacip olamaz. Çünkü vacip varlık birleşik (mürekkep) değildir. Âlem vacip olmayınca mümkün olur. Mümkün ise vacibe muhtaçtır. 3. Âlemin nizamı delili, tabiat, kâinattaki olayların akışı içinde bir ahenk ve nizam olduğunu da ortaya koyar. Bunlar bizi, kanunlar topluluğu manzumesiyle gaye ve sebeplere ulagtırır. Bu kanunların bir akıl ve idrâkten çıktığı, bu gaye ve sebeplerin de bir inayet (gayret, lütuf) ve hikmel'e (sebep) dayandığı açıkça görülür. Bu da akıl ve şuur sahibi bir düzenleyici ve yapıcı'nın varlığını ortaya koyar, İşte bu, kâinatın mimarı olan Allah'tır.
• Allahın sıfatları. Bütün varlıkların yegâne yaratıcısı ve mabudu Allah'tır. Vacib-ül-vücud kavramı ancak onun tek olan kendine (zat) aittir. Allah'ın kemal sıfatları ile düşünmek, O'nu eksiklik gösteren sıfatlardan da uzak görmek şarttır. Bunların hepsi nass'la (doğru haber) doğrulanmıştır.
Eksiklik (nakise) ifade eden ve Allah'tan uzak tutulması gereken sıfatlar, akait ve tevhit kitaplarında derli toplu bir tasnife tabı tutulmadan sıralanır. Bu sıfatların önemli olanları bes esasta toplanabilir. 1— Hudus, 2— Fena, 3— Benzemek, 4— Başkasıyle kıyam (var olmak), 5— Şirk. Mabut için eksiklik ifade eden bu sıfatlar onun ilâhî varlığından çıkarılınca onların zıttı olan beş sıfat ortaya çıkar: 1. Kıdem, 2. Beka, 3. Havadise muhalefet, 4. Kendi nefsiyle kıyam (var olmak), 5. Vahdaniyet.
Kemal ifade eden sıfatlar Allah'ın zatı sıfatlandır; 1. İlim, 2. Kudret, 3. Hayat, 4. Semi, 5. Basar, 6. İrade ve Meşiyyet, 7. Kelâm, 8. Tekvin. Kur'an ve hadis ile ispatlanan bu sıfatlar ezelî ve ebedîdir. Allah'ın zatı ile vardır. Ondan hiç bir suretle ayrılmaz.
• Allahın adları. Allah'ın «güzel adları» nın (esma-ül-hüsna) bulunduğu Kur'an-ı Ke-rim'de anlatılmıştır (VII. 179; XVII. 110; VIIT. 20; XXIV. 59). Ebu Hüreyre v.d.den nakledilen ve «Allah'ın 99 ismi vardır; bunları sayan cennete girer» hadisiyle birlikte tespit edilmiş bulunan 99 ismin bu güzel adlar olduğu kabul edilmiştir.
Bu hadisteki adlar sayılırsa, aynı ibaredeki Allah ve Hnve'nin (O) bu sayının dışında kaldığı görülür. Şu halde Allah'ın adları 99'dan ibaret değildir. El-Beynakî (öl. 458), bu 99 adın, zikir için gerekli sayı olduğu, yoksa ilâhî isimlerin sonsuz bulunduğu düşüncesindedir. Fahruddin-ir-Râzi de (öl. 1209) aynı fikirdedir. İlâhî adlar içinde ism-i azam'm (ism-ül'lah-i'l-a'-zam) Allah, ile Huve'den (O) hangisi olduğu münakaşa konusu yapılmış ise de birincisinde anlaşmaya varılmıştır. Kelâm bilginleri arasında isim, muuımma ve tesmiye (isimlendirme) konusunda da fikir ayrılıkları olduğu görülüyor. Eş'arî-ler ismin, müsemmamn (adlanmış) aynı, tesmiyenin (adlandırma) gayrı olduğunu ileri sürerler. Mutezile «isim müsemma ve tesmiyenin gayrıdır» derler. El-Gazzalî ile Er-Razî ise her üçünün de ayrı ayrı şeyler olduğu kanaatindedirler.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla