Federal cumhuriyet. Federal cumhuriyet 1947'den bu yana, komşu devletlerinkinden çok daha hızlı bir iktisadî ilerleme kaydetti, ilerlemenin hızı bir dereceye kadar, sanayi alanında Doğu Almanya*dakinden daha hafif tahriplere uğramasıyle izah edilebilir; çünkü Doğu'da Wehrmacht (Alman ordusu) çekilirken herşeyi yakmış, taş taş üstünde bırakmamıştı. Almanya'nın bölünmesiyle kömür yataklarının hemen hemen tamamı (Ruhr ve Saar) Federal cumhuriyete kalıyordu (doğuda Silezya yataklarının bütünü Polonya'ya geçmişti); linyit yataklarının, miktar itibariyle olmasa bile, nitelik bakımından en iyileri (Köln, Hessen), bütün petrol yatakları (özellikle Hannover'de ve Hollanda hududunda), hidroelektrik tesislerin, demir sanayiinin, kimya sanayiinin (özellikle boya maddeleri) en büyük payı da batıya kalmıştı. Gerçekten de, Ruhr bölgesi başlıca rolü Berlin'i kömür, kok ve yarı islenmiş maddelerle beslemek olan Silezya'ya göre çok daha iyice hazlandırılmıştı. 1935 Almanyasının sanayi ürünlerinin yüzde ancak 6'sı Polonya'ya ve Sovyetlere bırakılan topraklarda, yüzde 24'ü Doğu Almanya cumhuriyetinde, yüzde 9'u Berlin'de elde ediliyor, beşte üçü Batı Almanya'dan sağlanıyordu, üç tanesi dışında bütün büyük konzern'leı Ruhr'da kurulmuş ve yatırımlarının esasını oraya tahsis etmişlerdi. Buna karşılık gıda maddeleri bakımından, Batı Almanya daha az elverişli bir durumdaydı: Almanya'nın bütününe göre Batının payı yüzde 51'i bulmakla beraber, nüfustan kendine düsen pay yüzde 69'a varıyordu.
Memleketin sınaî bünyesi pek değişmedi. Esasen, fazla ileri götürülmemiş olan fabrikaları sökme isi, daha çok eski makinelerin elden çıkarılmasına yaramıştı. Merkezîlikten kurtarma teşebbüsü de lafta kalmış ve eski idareciler, bazen birkaç yıl hapis yattıktan sonra tekrar işlerinin başına dönebilmişlerdi. Harbin sebep olduğu kayıplar ve doğuda tesislerin terk edilmiş olması, para reformunun sağladığı üstünlüklerle giderilmişti.
Tarım iktisadına dayanan toplum yapısında fiilî bir değişiklik olmadı. Potsdam'da kararlaştırılmış olan toprak reformu, satın alınıp parçalara bölünen birkaç büyük mülk dışında uygulanmadı. Büyük işletmelere bağlı olan büyük mülk rejimi, Schleswig-Holstein, Aşağı Saksonya, Westtalen'de hâlâ hâkim durumdadır. Buna karşılık Orta Almanya'da daha çok küçük ve orta mülk rejimi hüküm sürer. Bu kesimde köylüler çok defa gelirlerini tamamlamak için fabrikada çalışmak zorundadırlar.
• Sanayi. Sanayi her şeyden önce Ruhr havzasının kömür zenginliğine (üretimin yüzde 92'si), Köln havzasının hnyit yataklarına (yüzde 81'i) dayanır. Bu iki yakıt maddesi elektriğe çevrilir, evlerin ısıtılmasında ve kimya sanayiinde kullanılır; yeraltı zenginlikleri bakımından potas tuzları (1 milyon tondan fazla) ve kaya tuzu da önemlidir. Demir yatakları (Agağı Saksonya) ve petrol çok yetersizdir, büyük miktarda ithal edilir. Üretimin şekli tarihî şartlara sıkı sıkıya bağladır. Dış ticaret, üçü hâkim durumda olan dört büyük dalda toplanır. Demir-çelik sanayii ile makine yapımı, kudretli konzern'ler içinde bir araya gelmiştir; bunların kömür madenleri, Ren ırmağı üzerinde filoları ye ticaret şirketleri vardır. Çalışma alanları kömür istihsalinden, kamyon, ray ve fabrika makineleri satışına kadar yayılmıştır.
Ruhr havzası kömürlerinden ancak yüzde 5'i konzern'leıe girmemiş şirketler tarafından çıkarılır. 15 Milyon tonu geçen çelik üretiminin en büyük kısmı Ruhr'dan gelir. Makine sanayii daha dağınık durumdadır. Almanya, fabrika makineleri imalinde dünyada üçüncüdür.
Elektrik sanayii, merkezi Berlin'de bulunan iki firmaya bağlıdır (Siemens ve Allge-meine Elektrıcitats-Ciesellschaft). 1947'den sonra bu firmalar Batıda, özellikle Ruhr havzasında yeni fabrikalar kurmuşlardır. l.G. Farben İndustrie'nin hâkimiyeti altında bulunan kimya sanayii kok fabrikalarından elde edilen ürünlerden, kaya tuzu, potas ve linyitten faydalanır. Fabrikalar potas havzaları üzerinde (Aşağı Saksonya) ve Ren vadisi boyunda (Ludwigshafen, Frankfurt) bulunur. Savaş sırasında, Bavyera dağ eteği kesiminde, yeni hidroelektrik santralleri ile (özellikle Lech suyu vadisinde) yeni elektro-kimya fabrikaları kurulmuştur. Bu sanayinin başlıca ürünleri boyalar, patlayıcı maddeler (savaştan öncekine göre daha fazla üretim) ve sentetik ürünlerdir (dokuma lifleri, plastik maddeler). Dış rekabet yüzünden sunî kauçuk ve benzin üretimi hemen hemen terkedilmiştir. Dokuma sanayii Fransa'dakinden daha çok merkezîleşmiş durumdadır. (Dierig tröst'ü); Ren bölgesinde Köln ve Mönchcngladbach kesiminde, Bavyera bölgesinde ise Kara Orman'da toplanmıştır. Az önemli şehirlerde birçok küçük fabrikaya rastlanır; bunlar savaşta çok zarara uğramıştır.
Savaştan sonraki yıllarda, Alman sanayiine yatırılan yabancı sermaye çok genişledi. Daha Birinci Dünya savaşının sonunda ingiliz ve amerikan sermayelerinin memlekete kütle halinde aktığı görülmüştü (Young ve Dawes istikrazları); bu olay 1947'de, bu sefer fransız sermayesinin de katılmasıyle tekrarlandı. 1951'de Federal Almanya cumhuriyeti sanayiine yatırılan yabancı sermaye, toplamın yüzde 15'i olarak tahmin ediliyordu. Bu yatırımların yüzde 40 kadarı A.B.D.'ye aitti ve bu memleketin Avrupa'daki en önemli yatırımı sayılıyordu, onun arkasından tahminen yüzde 20 ile İngiltere, yüzde 10-15 ile İsviçre, Hollanda ve Fransa gelmektedir. A. B.D. özellikle petrol, kimya, makine, elektrik, otomobil ve optik sanayileri; İngiltere daha ziyade petrol ve besin sanayileri; Fransa kömür madenleri ile ilgilenmişlerdir. Fransa demir sanayiini elde tutanların kontrolü altındaki şirketler, Ruhr üretiminin yüzde 11 kadarını sağlar.
• Ziraat. Sanayi alanındaki gelişme yüzünden ziraat ikinci planda kalmış ve ithal edilen ürünlerin amansız rekabeti ile karşılaşmıştır. Bu yüzden maliyet fiyatları yüksek olan küçük işletmeler borçlanmakta ve birçok küçük toprak sahibi köylü, bazen oturdukları yerden çok uzakta ücretli iş aramaktadır. 20 Hektardan daha büyük olan orta ve büyük toprak isletmeleri, Doğu'dan sığınanların sağladığı ucuz el emeği sayesinde iyi durumdadır. Ziraat millî gelirin ancak pek Küçük bir kısmını sağlar ve faal nüfusun dörtte birinden azını çalıştırır.
Ziraat politikası, yoğun bir «çeşitli ekim» e (polikültür) yönelmiştir. Bol miktarda gübre harcanır ve ufak mekanik vasıtalar geniş ölçüde kullanılır. Ot üretiminde ihtisaslaşma, ancak tarlaların az verimli olduğu dağlık kesimlerde gelişebilmiştir (Hersinyen dağları, Bavyera yaylasının yüksek kısımları, Alpler). Çapalı tarım ürünleri (patates, yem ve şeker pancarı) çok önemli yer tutar.
Sanayi işçilerinin işlettikleri bahçeler, Nazi rejiminin ilk devrelerinden bu yana şehirler etrafında çok gelişmiştir. Toprakların genellikle orta nitelikte olmasına rağmen verim yüksektir; buğday ve çavdar hektar başına 25 kental'i, patates 245, şeker pancarı 350 kental'i bulur. Fakat yine de memleketin beslenmesine yetmez. İthalâtın yüzde 43,9'unu tutan ziraat ürünleri en çok A.B.D. tarafından sağlanır.
• Ticaret. Ham maddeler ve ziraat ürünleri deposu durumunda olan Doğu topraklarının kaybedilmiş olması ve tüketimin üretime göre aynı oranda artması, Federal cumhuriyetin, daha önce de II. ve III. Reich'in yapmış olduğu gibi, dış pazarları ele geçirme bakımından büyük bir çaba harcamasına ve bu alanda tekrar çok önemli bir mevki işgal etmesine sebep oldu. Bu sayede dış ticaret bilançosu sürekli olarak daima lehine gelişir; fakat dış memleketlere ödemek zorunda bulunduğu büyük faiz borçları düşünülürse bu gelişmenin vaz geçilmez bir şart olduğu anlaşılır. Avrupa'da, Hollanda, Türkiye, Yunanistan ve Danimarka tarafından yapılan ihracatın aşağı yukarı yüzde 20'sini, lsveç ve Norveç ihracatının da aşağı yukarı yüzde 15'ini kendine çeker (bu memleketlerden özellikle besin maddeleri almaktadır). İhracatı en çok makine üzerinedir; alıcıları Batı Avrupa memleketleri ve A.B.D. dir. Sanayileşmeğe çalışan az gelişmiş Latin Amerika, Asya ve Afrika memleketlerinde pazar bulmak için de büyük bir çaba harcar.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla