YAŞAMA SEVİYESİ VE İKTİSADİ GELİŞME
Federal cumhuriyet. Batı Almanya'da adam başına düşen ortalama gelirin 1936'dakine esil seviyeye erişmesi için İkinci Dünya savaşından sonra beş yıllık bir zaman kâfi gelmiştir. Daha sonraki yıllarda, zaman zaman sarsıntılı duraklamalar görülmekle beraber, «gayri safî millî gelir» sanayi memleketlerinin çoğunda kaydedilen artışa nispetle çok daha üstün ye hızlı bir gelişme (yılda yüzde 10 kadar) içindeydi. Savaştan on yıl sonra alman ekonomisi eşsiz bir gelişme bilançosu gösteriyordu: üretimde ve yatırımlarda o zamana kadar görülmemiş bir artış, tüketimde bir gelişme, yaşama seviyesinde bir düzelme, bunlara paralel olarak ücretlerde ve elde edilen kazançlarda da bir yükselme kaydedilmişti. Bu umumî refahtan Öevlet gelirleri de tabiatıyle faydalanıyordu.
Bütçedeki gelir fazlası rekor seviyeye ulaşmıştı. Bu kalkınma, halkın yaşama seviyesini yükseltme bakımından Doğu Almanya'da karşılaşılan güçlüklerle tam bir tezat halindeydi: gerçekten de, Doğu Almanya, halkın ihtiyaçlarını hemen karşılamayı sosyalizmin kurulmasına feda etmişti.
• Nüfus hareketleri. 1939 Sayımı şimdiki Federal cumhuriyetin yerleşmiş olduğu alanda 39 milyon nüfus ve km2, üzerinde 160 nüfus yoğunluğu tespit etmişken, bu sayılar 1964'te 55 milyon ve 220'ye çıkmış, Avrupa'da kaydedilen en yüksek nüfus yoğunlukları arasında yer almıştır (Fransa'nınki ancak 84). Bu anormal kabarıklık Polonya idaresine bırakılmış topraklardan kovulanların, Südet'ler bölgesi Alınanlarının veya Doğu Almanya'dan kaçıp Batı'ya sığınanların akını ile açıklanır. Doğumlarda kaydedilen azalmağa (doğumlar oranı 1938'de binde 19,8 iken 1961'de binde 17,5'e düşmüştü) rağmen bu nüfus, memlekete sığınanlar (1949'dan beri 2 400 000 kişi kadar; yani km2 ye bir kişi daha fazla düşecek şekilde) hesaba katılmadan, demografik gelişme sonunda artmaktadır. 1938'de binde 11,3 olan ölüm oranı da düşmüştür. Buna karşılık, nüfusun terkibi savaştan öncekine göre daha az memnunluk vericidir: faal nüfus (20-59 yaşlar arasında olanlar) toplam nüfusun ancak yüzde 44'üdür (Fransa'da yüzde 54) ve üretici durumda olmayan şahısların yükü anormal denilecek derecede yüksektir: nüfusun yüzde 40'ı, yani aşağı yukarı 20 milyon kişi şu veya bu şekilde yardım veya maaş alır.
• iktisat. Beslenme ve ham maddeler bakımından dışarıya muhtaç olan Federal Almanya, gerekli ihracatı sağlamak için, bütün gücü ile sanayileşme yolunu tutmuş çalışkan, disiplinli, sanayi tekniğine çoktan beri alışmış, çok sayıda işçi kullanarak güçlü bir sahayı kurmuştur. İşsizliğin ancak 1958'de aşağı yukarı ortadan kalkmış olmasına rağmen, Federal hükümet, sendikalarla anlaşmış ve nizamî çalışma süresini (haftada 48 saat) indirmediği gibi, emeklilik yaşını da (65 yaş) erkene almağa kalkışmamıştır. ürün verme gücü hissedilir şekilde düzelmiştir: 1949'dan beri, başka memleketlerdeki ilerlemelerle karşılaştırılacak olursa, Almanya'da elde edilen üretim artışının ne kadar parlak olduğu görülür: 1955'te yüzde 15,2 (A.B.D. yüzde 9,4; Fransa yüzde 9,2; Kanada yüzde 8,5; İngiltere yüzde 5,4).
• Tüketim ve yaşama seviyeleri. Her ne kadar özel tüketim gelişmişse de, bu alandaki artış, üretimin artışındaki hızı takip edememiştir. 1936'da gayrı safî millî hasılanın % 62'sinı meydana getiriyordu; 1949'da % 62,6 ya yükseldikten sonra 1956'da aşağı yukarı % 55'e düştü. Millî gelirin artması, Federal cumhuriyetin önemli yatırımlara girişmesine imkân verdi. 1949'dan beri % 25 kadar olan bu pay, Fransa, A.B.D. ve İngiltere'deki yatırım oranlarından çok yüksektir.
Savaş ve bozgunun yıktığı bir iktisadî durumu yeniden yoluna koymak için Batı Almanya'nın neleri gözden çıkardığı bilinirse, bu yatırım çabasına verilen önem daha iyi anlaşılır. Batı Almanya, bir büyük devlet ekonomisini yeniden kurmak için, milletin en az elverişli durumda olan sınıflarını, mültecileri, harbin veya 1948 para reformunun kurbanlarını, hattâ bir dereceye kadar da ücretlileri bile bile feda etmiştir. Sanayi alanındaki anî ilerleme ve mülteci akımı, emekçi zümresi oranını hızla arttırdı. 1950'de ilk defa olarak ücretli işçiler oranı faal nüfus toplamının yarısını geçiyordu. Bunlara özel isçiler (memurlar hariç) katılacak olursa, özel ücretliler oranı % 67,6'ya yükselmektedir. Bununla beraber, nüfusun bu «proletaryalaşması», emek karşılığının öteki Avrupa memleketlerinden daha iyi ödenmesine engel olmamıştır; her ne kadar ücretler ortalaması İngiltere veya Fransa'dakinden daha az yüksekse de, aradaki fark günden güne azalmaktadır. Tahribatın büyüklüğü, nüfusun, özellikle ücretlilerin yaşama seviyesini birdenbire yükseltmeğe fırsat vermemişti. İsçilere yüklenen ek fedakârlıklar sayesindedir ki, Federal cumhuriyette üretimin misli görülmemiş şekilde artması kabil oldu; bu yüzden alman isçileri millî gelirin daha âdil olarak dağıtılmasını istemek hakkını kendilerinde gördüler. 1954'ten beri ileri sürülen istekler nihayet karşılanabildi ve 1967'de, ücretler (vergiler ve sosyal hisseler dahil) Batı Avrupa'da en yüksek seviyeye ulaştı, öte yandan, çok hızlı bir yapı temposuna rağmen, mesken sıkıntısı tamamıyle sona ermiş değildir. Ücretliler, şimdiki fransız rejimine göre, mevzu (ölüm, issizlik) bakımından daha geniş, fakat ödemelerin önemi bakımından daha sınırlı bir sosyal güvenlik rejiminden faydalanırlar. Bu rejim teşkilât bakımından daha az merkeziyetçi, fakat islemesi bakımından daha otoriterdir (sandık doktorlarının bulunması ve oldukça sert mecburî hükümler). İhtiyarlık sigortası çok gelişmiş olduğu halde, uygulanmasına yeni girişilen aile kredileri, yeni yapılan ıslahata rağmen, henüz pek önemli bir rol oynamamaktadır.
Son durum
• İktisadı gelişme. III. Reich'in tamamen yıkılmasından aşağı yukarı yirmibes yıl sonra, Batı Almanya, Japonya ile birlikte dünyanın üçüncü, Ortak pazarın da birinci iktisadî gücü haline geldi. Gayri safî millî hasılanın senelik artış oranı 1960'tan beri azalmış (1950-1960 arasında yüzde 6 ilâ 7 iken, bugün yüzde 3), buna karşılık ortalama yaşama seviyesi durmadan yükselmiştir (yine de 1967'de adam başına gayri safî hasıla 2 000 doları aşmıyordu; Fransa'da ise 2 000 dolardan fazladır). 1 000 kişiye 146 otomobil (1965'te), 140 telefon (1964'te), 193 televizyon (1965'te) düşer. 1964'ten itibaren adam başına bir odadan fazla isabet eder; evlerin yarısında banyo vardır. 1960-1965 Arasında yapılan mesken yıllık ortalaması 555 000'i bulur (Fransa'da ise 400 000'den az). İktisadın ilerlemesi, bir yandan bir iç pazarın kurulması (yasama seviyesindeki yükselmenin bir sonucu olarak), öte yandan önemli dış pazarların elde edilmesi sayesinde gerçekleşmiştir; dış pazarlar yönünden; Batı Almanya, Amerika Birleşik devletlerinden sonra en çok dış pazarı olan ikinci ticarî devlet olma yolundadır. Bu gelişme, üretim potansiyelinden tam olarak faydalanmayı mümkün kılmış ve yatırımların önemi sayesinde de donatım modernleşmiştir (bu modernleşme de kısmen gelişmenin bir şartıdır; yatırımlara millî gelirin yüzde 25'inden fazlası gider, Fransa'da ise yüzde 20'si). Otomasyona önemli bir yer veren modernleşme büyük ölçüde üretimin devamlı artısından doğmuştur, üretim, 1960'tan 1965'e kadar yüzde 40'tan fazla artmıştır. Bu şaşırtıcı ilerleme, yetişmiş isçi sıkıntısının ve çalışma saatlarında yapılan kısıntının sakıncalarını gidermiştir. Buna rağmen ücretler, hızla yükselmektedir (yılda ortalama yüzde 9). Bu artış, fiyat artışının üç mislidir. Tam çalışma (1965'in ikinci yarısında işsizlik oranı yüzde 0,4 idi) başka ülkelerden isçi bulmayı gerektirmiş (Türkiye, İtalya, Yunanistan, İspanya) ama bu memleketlerden gelenler arasında yetişmiş isçinin az olması, istenilen faydanın sağlanmasını engellemiş, fakat aynı zamanda da yasama seviyesinin yükseldiğine işaret sayılmıştır. Bugün Batı Almanya'da 1 300 000 yabancı isçi vardır.
Gelişme ve ücretlerin hızla artması sonucu 1964'te enflasyonist eğilimler belirdi. (Pahalılık yüzde 4 civarında arttı.) Ticaret dengesinin toplamı 1965'te yüzde 50 azaldı, aynı ödeme dengesi iyice açık yeriyordu. Çalışma alanında gerilimler baş gösterdi (1965'te 650 000 boş yere karşılık, 150 000'den az işsiz). Bunun karsısında, devlet, iktisadî gelişme hızını kesmek gayesiyle para (ıskonto oranının yüzde 4-5 arttırılması) ve bütçe (kamu masraflarının frenlenmesi) konusunda tedbirler aldı ve 1966'da, ödeme dengesi ihracatın artması ve iç tüketimin yavaşlamasına bağlı olarak, ithalâtın duraklaması sayesinde yeniden düzene girdi. Hayat pahalılığının artısını sınırlayan bu yavaşlama, kısmen ücretlerin artış temposunun yavaşlamasına da bağlıdır (1966'da hayat pahalılığında yüzde 3'ten az bir artış). Ama bu siyasetin, kötü yanı gelişimin durması oldu. Gayri safî millî hasılanın artışı 1966'da sadece yüzde 3'tür. İssizlik yeniden bas göstermiştir (1967 şubatında 700 000 işsiz). Para ve bütçe siyaseti yumuşatılmış, diğer Ortak pazar üyelerinin de beklediği hamle bir türlü gerçekleşmemiş ve 1967'de gayri safî millî hasıla artmamıştır. Bununla beraber 1968 yılı buna çok daha uygun görülmekte ve 1958-1967 Batı Almanya iktisadının bilançosu ümit vermektedir.
• Üretim. Sanayi, iktisadın temelini teşkil etmektedir; 1965'te gayri safî yurt içi gelirin (zıraatten 12 defa fazla) yüzde 52,7'sini sanayi sağlamaktadır ve sanayide, 27 milyonu aşan aktif nüfusun yarısına yakın insan çalışmaktadır. Sınaî üretiminin göstergesi 1958'de 100 ise, 1965'te 157'dir. Çeşitli kesimlerde bazı problemlerle karşılaşılmıştır. Maden ocakları sanayiinin, özellikle kömür üretiminin azalması sonucu (uzun zaman 140 Mt.dan fazla olan kömür üretimi, 1966'da 126 Mt.a düşmüştür) yerinde saymağa başladığı ve zamanla daha da azalacağı anlaşılmıştır. İşletilen 172 maden ocağından yalnız 106'sı 1966'da faaliyet göstermekteydi. Bunun sebebini, diğer enerji kaynaklarının rekabetinde de aramak doğru olur; özellikle petrol, bugün enerji ihtiyacının yüzde 40'ından fazlasını karşılamaktadır. Maden kömürü ihtiyacı da aynı orandadır (1955'te yüzde 8,4). 1958'den beri millî üretimin iki misline çıkmasına rağmen (1966'da 8 Mt.) Batı Almanya, tükettiği petrolün büyük kısmını ithal etmek zorundadır (70 Mt.dan fazlasını Orta Doğudan, Libyadan v.b.), petrol tüketiminin artması yeni rafinerilerin kurulmasını gerektirmiş (Karlsruhe-ingolstadt). 1958'den beri elektrik üretimi de yüzde 85 artmıştır (1966'da 179 Tws., 9/10'undan fazlası termik kaynaktan elde edilir). Nükleer merkezlerin rolü henüz pek önemli değildir. (Gundremmingen, Lingen ve Obrigheim merkezleri de yakında hizmete girecektir.)
Demir ve kömür çıkarımı azalmaktadır. 1958'de 4 Mt.dan fazla demir elde edilirken bu miktar 1966'da 3 Mt.dan aşağıya düşmüştür. Lorraine'in katkısı dışında (bu katkı da gittikçe azalmaktadır) Almanya, demir sanayii için gerekli madenin geniş ölçüde (35-40 Mt.) ithaline baş vurur. Bu maden isveç, Latin Amerika ve son zamanlarda Batı Afrika'dan (özellikle Liberya'dan) gelmektedir. Çelik üretiminin iniş çıkışları, kömüre bağlı olarak demir sanayiinde de bir buhranı yaratmıştır. Japon rekabetiyle basa çıkabilmek için, çeliğin imalât fiyatını arttıran yüksek alış fiyatına rağmen, Ruhr'dan gelen kömürü kullanılmak zorunluğu vardır.
Demir sanayii, tam denilebilecek bir gelişmeğe varmış olan metalürjiyi besler. Otomobil sanayii 1958-1966 arasında üretimini iki misline çıkarmıştır. Bugün 3 milyondan fazla otomobil yapılmaktadır, yarısından çoğu da ihraç edilir. Ama gemi yapımı, 1966'da biraz ilerler gibi olmasına rağmen (42 Mt.) 1958'den beri gerilemektedir (gittikçe artan önemli Japon rekabeti). Bakır, kurşun ve çinko metalürjisi hiç ilerlememektedir. Buna karşılık kalay ve alüminyum hızla gelişmektedir (1966'da 240 000 t. alüminyum, 1958'dekinin iki misli).
Tabiî tekstil sanayii ve gıda sanayii az bir artış oranı gösterir. Kimya sanayiinde ise bu artış fazladır (1958-1966 arasında üretim yüzde 150 artmıştır). Eriten, boya, plastik madde, sentetik kauçuk gibi üretimi değişen maddelerin temelinde petro-kimya ve kömür kimyası bulunur. Sunî tekstil üretimi, 1958-1966 arasında iki misline çıkmıştır. Sentetik tekstil üretimi ise, aynı süre içinde en az yedi misline yükselmiştir.
Ziraatta çalışanlar, artık aktif nüfusun sadece 15'te biridir. Ekilen arazilerin, çoğunlukla küçük olması (ortalama 8 h.) üretimi düşürmekle beraber gene de Almanya'nın kendi ihtiyacının 2/3'sini karşılayabilir; bu yüksek oran hükümetin desteği ile sağlanmaktadır («yeşil plan»). Ama Ortak pazarın koyduğu ziraatla ilgili kuralların uygulanmağa başlanması ile bu oran bir hayli düşeceğe benzer.
• Mübadele. Dış ticaret hacmi 1958-1965 arasında iki mislinden fazla yükselmiştir, (yüzde 115 bin artış.) özellikle 1965 yılında ithalât (yüzde 140), ihracata (yüzde 90) oranla çok daha hızla artmıştır. Sınaî gelişmeye rağmen (1965'te yüzde 29) özellikle ziraî araç, elektrik üretimi ye elektronik alanlarda mamul mal ithal edilmektedir; bu yaşama seviyesinin yükselmesinin de bir sonucudur. İthal edilen gıda maddesi aynı kalmakta (yüzde 17), sınaî ham madde ithalâtı artmaktadır (1965'te yüzde 20). İhraç edilen mallar arasında başta gelen, değişen sanayinin ürettiği mallardır (özellikle mekanik konstrüksiyonlar). 1965'te Batı Almanya ihracatının yüzde 35'i Ortak pazarın diğer üyelerine gidiyordu (1958'de aynı ülkelere ihracat oranı yüzde 25 idi). Almanya, Ortak pazar üyesi diğer ülkelerden yüzde 35 oranında ithalâtta bulunduğu ülke Amerika Birleşik devletleridir (1958'dekine eşit olarak ithalâtın yüzde 14'ü); ihraç mallarının yüzde 10'undan azını da devamlı olarak A.B.D. alır. Bugün amerikan sermayesinin petrol sanayiinde, otomobil yapımında önemli bir yeri vardır. Bu sızma Altılar Avrupası'nda, mübadelenin liberasyonuna bağlıdır. Böyle bir liberasyon, Altılar Avrupası'nda, Batı Almanya sanayiini ön plana çıkarabilir.
Demokratik cumhuriyet. Savasın sona ermesinden para reformuna (1948) kadar, Almanların hayat seviyesi, iki Almanya'yı birbirinden ayıran sınır çizgisinin iki tarafında önemli farklar göstermiyordu. Fakat 1948'den itibaren Batı Almanya'nın kalkınması ve Doğu Almanya'nın Sovyet modeline göre düzenlenmesi her iki Almanya'nın yaşama seviyesi arasındaki farkları alabildiğine arttırdı. Sovyetler birliği, işgal ordularının ihtiyacını karşılamak için, harp tazminatı olarak kendisine gıda maddesi verilmesini istedi. 8 Mayıs 1945 mütarekesinin hemen arkasından, bütün canlı hayvanlara el konularak bunlar Doğuya gönderildi. Ziraat makinalarının büyük kısmı da aynı yolu tuttuğu için, doğu bölgesinin savaş sonrasına rastlayan ilk hasadını toplamak çok zorlaştı. Bu ve bundan sonraki mahsûllerden Kızıl Ordu'ya verilmesi mecburî olan yiyecek maddeleri ile Sovyetlere yapılan teslim işinin ayrılması gerekiyordu. Bundan başka, Sovyet idaresi en zengin çiftliklere el koyarak bunları kendisi işletti. Bu. çiftliklerin hepsi, 1957'de Almanlara geri verilmiş bulunuyorsa da tarım ürünlerinin bir kısmı gene de işgal kuvvetlerine gidiyordu.
Feodal karakterli büyük mülk rejimini ortadan kaldırmak için 3 200 000 kişiyi ilgilendiren 13 700 işletmeye tazminatsız olarak 1945 sonbaharı nihayetinde elkondu. Toprak reformu ile bu işletmeler parçalandı. Daha sonraki yıllarda 20 hektardan fazla sahası olan işletmelerin sahiplerine karşı topraklarını bölmek mecburiyetini yükleyen birtakım tedbirler alındı. Tarımda bu şekilde meydana gelen ufalanma, 1952'den itibaren küçük mülklerin üretiminde tarım kooperatifleri (bir çeşit kolhoz) halinde bir araya getirilmesine sebep oldu. Bu kolektifleştirme hareketi, köylülerin kitle halinde Batı'ya kaçmalarında ana rolü oynadı. Bu yüzden de, 1953 Doğu Almanyası'nda az daha kıtlık baş gösteriyordu. Köylüye yeniden güven duygusu vermek için, mecburi teslimat hadleri indirildi; işletmeler sahiplerine geri verildi; birçok hapsedilmiş çiftçi serbest bırakıldı. Tarım durumu ye yiyecek maddelerinin sağlanması düzeldiyse de, yeteri kadar stok bulunmadığı için gıda maddelerinin vesika ile dağıtılması 1958'e kadar devam etti. Doğu Berlin hükümeti daha 1945'te, gıda maddelerini vesikaya bağlayarak, ücret ve fiyatların ayarlanmasında belli bir politika güderek yaşama seviyelerinde sürekli bir sosyal hiyerarşi kurmak istemişti. Temel sanayilerin gelişmesi toptan tüketimin kısılmasına yol açar. ücretler ile gıda maddelerinin kısılması ve fiyat politikası, nüfusun en üretici sınıflarını sistematik şekilde faydalandırmak ü-zere düzenlendi. Ücretler politikası da gittikçe artan bir farklılaşmaya doğru yöneliyordu. Bu farklılaşma sayesinde isçi, ücretinin artmasıyle beraber hem sosyal bakımdan ilerleyen, hem de daha elle tutulan faydalar (meselâ aynî yardım) sağlıyordu. İsçi ücretleri yelpazesi çok geniş tutuldu. Ücretin, verime göre ayarlanması çok yaygındır. Belli bir üretim sınırı asılınca prim esası kabul edilmiştir. Bundan başka isçi, sosyalist rekabette başarı göstermişse, teknik alanda ilerlemesine imkân verileceğini ve böylelikle de ustalık kadrolarına erişeceğini umabilir. Aynı zamanda hükümet teknik sahada veya fikir alanında eleman yetiştirmek için, ilgililere ortanın üstünde bir hayat seviyesi garantileyen iktisadî tedbirler almayı da kararlaştırmıştır.
Mühendisler ve yüksek kadrolar beş ücret grubuna ayrılır ye bunların arasındaki fark % 600'e varabilir; daha üst seviyede, çok ehliyetli kadrolara ayrılan iki özel grup vardır. Rejim, ilim ve fikir adamlarını da düşünmüş, aylıklarını yükseltmiştir. Bütün bu imtiyazlı kategoriler (ki bir azınlıktır) için vergilendirme bakımından da bir istisna rejimi kabul edilmiştir. Fiyatlar ve gıda maddeleri tahdidi politikasının meydana getirdiği tüketiciler hiyerarşisi de aynı düşünceye dayanır. 1948'e kadar, vesikalarda belirtilen miktarların hükümetçe sağlanamadığı olmuş ve aileler geniş ölçüde karaborsaya bas vurmuşlardı. Devletin çifte fiyat sistemini uygulayan perakende ticaret teşkilâtının (Handels Organisation [H.O.]) kurulması ile bunun tedricen önüne geçildi. Fakat bu özel mağazalardan ancak yeterli geliri olan imtiyazlılar faydalanabiliyordu. 1952'den beri, temel ücretleri ayarlanmış olan orta işçi sınıfı, H.O. mağazalarından alış veriş yapmakta, tüketim maddeleri buralarda daha uygun fiyatlarla satışa çıkarılmaktadır. 1953 Olaylarından sonra yasama seviyesi yükselmeğe devam etti; Doğu Almanya'daki son ilerlemeler, yakın bir gelecekte Batı Almanya seviyesine ulaşılacağını gösteriyor. Bu ilerlemeler, Federal cumhuriyetten Doğu Almanya'ya doğru, memleketin iktisadî düzeninde bir dereceye kadar rol oynayan bir göç hareketinin başlamasına yol açmıştır.
Son durum
İktisadî bakımından Batı Almanya'dan çok daha fazla sarsılmasına, ödenecek tazminat şartlarını çok daha insafsızca düzenleyen Rusların işgaline, sanayie koydukları sınırlara, Ruhr ve Silezya gibi kömür havzalarından elde edilen enerji kaynaklarından yoksun kalmasına (1961'e kadar), ülkeyi milyonlarca insanın terketmesine rağmen, Doğu Almanya, bağımsızlığa kavuşmasından 12 yıl kadar sonra dünyanın sekizinci ve sosyalist ülkelerin (Rusya ve Çin dışında) birinci sınaî gücüdür. Bu şırayı, iktisat politikasına başlangıçta verdiği yöne, ağır sanayie verilen önceliğe, tüketim mallarının üretimini bir yana bırakarak donatım üretimine girişmesine borçludur. Berlin duvarı ile önüne geçilmek istenen Batıya göçün devam etmesi, nispeten daha yüksek bir yaşama seviyesine alışmış insanların hoşnutsuzluğu ile açıklanabilir. Bu hayat seviyesi bir yön değişikliği gerektirmese bile,donatım sanayiinin eriştiği seviye bakımından hiç değilse tüketim malları üretiminin artmasını hızlandırır. Bugün, Doğu Almanya, insan basına üretim bakımından (1963'te Rusya'yı 100 olarak alırsak Çekoslovakya 135, Doğu Almanya 153), insan başına millî gelir (Rusya'yı 1 olarak alırsak Çekoslovakya'da 1,2, Doğu Almanya'da 1,4) ve insan başına tüketim (Rusya 100, Çekoslovakya 138, Doğu Almanya 150) bakımlarından bütün sosyalist ülkelerin çok ilerisindedir. 1962'de insan başına ziraî üretim Rusya'dan yüzde 8 oranında fazla idi. Sosyalist ülkelerin ortalama yaşama seviyesinin en yükseği olan bu seviye, Batı Almanya'dakinden yüzde 25 düşüktür. Ama bu fark gittikçe azalma eğilimindedir. Üretimin kötü düzenlenmesi sonucu ortaya çıkan geçici sıkıntılar dışında, gıda maddelerinin hemen tamamı, tasarruf edilebilir durumdadır. Günlük tüketim malları ucuzdur; kamu hizmetinin karşıladığı ihtiyaçlara öncelik tanınmıştır (özellikle kültür alanında). Hayat seviyesinin yükseldiğini gösteren bir işaret, 1960-1964 arasında otomobil sahibi o-lan ailelerin yüzde 3,2'den 7,6'ya, televizyonu olanların 16,7'den 45,2'ye, buzdolabı olanların 6,1'den 21,8'e, çamaşır makinesi olanların 6,2'den 24'1'e çıkmış olmasıdır. Bu oranlar, yine de (televizyon hariç) Batı Avrupa memleketlerindeki orandan çok daha düşüktür. Sanayi, iktisatın temelini teşkil etmekte ve maddî üretimin yaklajık olarak 3/4'ünü sağlamaktadır. Faaliyet sektörleri arasında farklar olmakla beraber, sanayi üretim hacmi, toplu olarak, 1958-1965 arasında hemen hemen Batı Almanya'dakiyle aynı oranda artmıştır (yüzde 60). Maden ocakları sanayii, Doğu Almanya'da çok daha belirli bir artış gösterir. Linyit yine başlıca enerji kaynağıdır. Linyit üretimi (bu bakımdan Doğu Almanya dünyada birincidir) 1958-1966 arasında 215 Mt. dan 250 Mt. a çıkmıştır. 1964'ten beri Rusya, Doğu Almanya'ya her yıl «Dostluk» adı takılan boruyle Schwedt an der Oder'de tasfiye edilen petrol vermektedir. Bütün elektrik üretiminin büyük kısmını linyit sağlar (56 Twh; 1966'da Reinsberg'de bir nükleer merkez çalışmağa başlamıştır). Metalürjik kok haline getirilen linyitten (özellikle Lauchhammer'de) en çok demir sanayiinde yararlanılır. Böylece, kısmen Silezya'dan da gelen madenle, kömür yokluğu giderilmiş olur. Demir üretiminin az olması (ancak 0,5 Mt.) Ukrayna'dan demir alımını gerektirir. Çelik üretimi (Eisenhüt-tenstadt ve Calbe) 1958-1966 arasında 3.5 Mt. dan 4 Mt. a çıkmıştır.
Demirli olmayan madenler sanayii (bakır, uranyum, ithal edilen boksit) bir «geçiş devresi» metalürjisinin ihtiyaçlarını karşılayamayan demir sanayiinden çok daha hızla gelişmektedir (taşıma araçları, gemi yapımı, makineler v.b.).
Schwedt'teki Stasfurt tuzları ve potas yatakları yakınındaki kimya sanayii (Schwarze Pumpe linyit kombinası) gelişmektedir; ama bu gelişme, Batı Almanya'nın seviyesine ulaşmamıştır. Tekstilde de durum böyledir.
Ziraat, maddî üretimin yüzde 12'sini sağlar. Sanayi gibi yüzde 9O'ı kollektivist Tıale getirilmiş ziraat, hayvan yetiştirmedeki ilerlemeğe rağmen (toprakların yüzde 80'inden fazlasını kaplayan kooperatif kesimin önemi) millî ihtiyaçları tamamen karşılayamaz (patateste olduğu gibi tahıl üretimi, 10 yıldır yerinde saymaktadır).
Dış ticaretin 3/4'ü diğer sosyalist devletlerle (en çok Rusya ile) yapılmaktadır (Batı Almanya'da bu oran yüzde 10'dan azdır). Batı Avrupa ve Üçüncü Dünya ülkeleri ile ticaret artmaktadır. (1964'e nispetle 1965'te ihracatın tamamı yüzde 5 artmıştır; Batı Avrupa ülkelerine ihracat yüzde 12, az gelişmiş ülkelere yüzde 20'dir.) Doğu Almanya'nın iktisadî gelişmesinin devamı, bugün, özellikle demografik bir gelişime bağlıdır. Savaştan, «boş sınıflar» devresinden, 1945'ten sonraki büyük göçlerden dolayı (1961'de Berlin duvarı asıl bu göçleri önlemek için yapılmıştır) Doğu Almanya, sanayi isçisi bulamamaktadır. Halkın yaşlanması (yüzde 20'sinden fazlası 60'mı aşmıştır) ve nüfus artışının azlığı (1966'da doğum oranı binde 17,8, ölüm oranı binde 13,3) gibi birbirine bağlı olaylar, planın başarıya ulaşması için çözülmesi gereken işsizlik problemini daha da zorlaştırmaktadır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla