YAKIN TARİH
Almanya Federal cumhuriyeti
• İç politika. Hıristiyan-Demokrat partisinin (C.D.U.) üstünlüğü, başka partilerin, özellikle sosyalistlerle (S.P.D.) liberallerin (F.D.P.) seçimlerde elde ettikleri başarılarla yok oldu. Hıristiyan-Demokrat Lübke, ikinci turdan itibaren, 1 Temmuz 1959'da, Theodor Heuss'un yerine Cumhurbaşkanı seçildiyse de, 17 eylül 1961'deki federal yasama meclisi seçimlerinde, C.D.U. mutlak çoğunluğu kaybetti (1957'de 270'e karşı 242) milletvekili S.P.D. (169'a karşı 190 milletvekili) ve F.D.P. (41'e karşı 67) ise önemli başarılar elde ettiler. En önemli alman partisindeki bu gerileme, 19 eylül 1965'teki genel seçimlerde daha da belirdi; öyle ki Batı Berlin belediye başkanı Willy Brandt'ın yönettiği S.P.D., C.D.U.'yu ikinciliğe düşürdü. (C.D.U.'nun 196 milletvekiline karşılık S.P.D. 202 milletvekili çıkardı.) Bu seçimler yeni-nazi milliyetçiliğindeki ilerlemeyi de gösterir (Milliyetçi-Demokrat parti oyların yüzde ikisini almıştır; 1 ocak 1967'de 25 000 üyesi vardı).
Bu gerileme, C.D.U.'nun üç şahsiyetinin: Konrad Adenauer (öl. 1967), Ludwig Erhard ve Kurt Georg Kiesinger'in hâkimiyeti altında bulunan alman politikasında kökten bir değişiklik yaratmadı. 7 Kasım 1961'de yeniden şansölye seçilen Adenauer, 14 kasımda, hıristiyan-demokratlardan ve liberallerden meydana gelen bir hükümet kurdu, fakat kabinenin beş liberal üyesi, 19 kasım 1962'de istifa ettiler. İstifaya Der Spiegel dergisinin yayımladığı bir makale sebebiyle açılan ve devletin güvenliğini sarstığı iddia edilen kovuşturma sebep olmuştu. Bu kovuşturmada sorumlu görülen, Milli Savunma bakanı St-rauss hükümetten çekilip (11 aralıkta) yerine von Hassel geçince, liberal bakanlar kabineye döndüler. C.D.U.'yu sarsan, bu buhran, Adenauer'ın istifasında da (15 ekim 1963) rol oynamış olmalıdır. Adenauer, önce kançılarlıktan ayrıldı. Yerine, yardımcısı Erhard geçti, sonra da C.D.U.'nun başkanlığından ayrıldı (aralık 1965). Başkan yardımcılığı liberal parti başkanı Erich Mende'ye verildiğinden, Erhard kabinesinin önceki hükümetten hiçbir farkı kalmadı. 20 Ekim 1965'teki genel seçimlerden sonra ilk turda yeniden şansölye seçilen Erhard, eski siyasetine devam etti. On beş yıla yakın bir süre Federal Almanya'nın İktisat bakanlığını yapmış bulunan Erhard, Almanların gözünde, memleketi hızla kalkındırmış olan şahıstı; ama dış siyasetteki tereddütleri ve uğradığı başarısızlıklar, iktisadî ve sosyal güçlüklerle birleşince, 1966'da büyük bir siyasî buhran doğdu. Bu buhran ayrıca, ağustosta yüksek askerî komutanlığın bazı üyeleri ile Millî Savunma bakanı von Hassel'i birbirine düşüren bir çatışma ile daha da arttı. Ekimde 1967 bütçe tasarısı konusundaki anlaşmazlık yüzünden liberal bakanlar yine istifa ettiler; 2 kasımda, şansölye, S.P.D.-F.D.P. koalisyonuyle Bundestag'da azınlıkta kaldı. Bunun üzerine C.D.U. gurubu kançılarlık makamının boş olduğunu ilân etti ve 10 kasım'da Kiesinger'i aday gösterdi. S.P.D. de Willy Brandt'ı aday yaptı. 26 Kasımda Willy Brandt, Kiesinger ile birlikte «Büyük Koalisyon hükûmeti»nin tasarısınıN gerçekleştirdi. 1 Aralıkta Kiesinger, 473 oyun 340'inı alarak şansölye seçildi. Willy Brandt da Başkan yardımcısı ve Dışişleri bakanı oldu. Yeni kabinede C.D.U.'dan on bir, S.P.D.'den ise dokuz üye vardı. Kiesinger ile Brandt'ın yaptıkları ilk işlerden biri Paris'e gitmek oldu; böylece önceki politikayı takip etmek niyetinde olduklarını gösteriyorlardı.
Kamu işlerinin yörîetimıncieki devamlılık, alman ekonomisinin hayatiyetini meydana getiren unsurlardan biridir, buna «alman mucizesi» denmişti; bu mucizede şu unsurların da payı vardır: doğudan mülteci akını (yirmi yılda 13 milyon kişi), sömürgecilik konusunda veya askerî alanda herhangi bir mesele çıkmayışı, sanayi teşkilâtının iyi işleyişi, yatırımlara önem verilmesi. 1956'dan sonra iş saatleri yüzde 10 indirildi, buna karşılık ücret indirimi yapılmadı, sınaî üretim yüzde elli arttı, çalışan fert başına düşen, gayri safi millî hasıla 1963'teki yüzde 2,8'e karşılık 1964'te yüzde 6,2 arttı. İnşaat yüzde 12 artışla üretime, sanayi ise yüzde 8,8 artışla bu büyümeye yardım etti. Bununla birlikte bu büyüme, gelecek yıllarda tehlikeye düşecek gibi görünmektedir. Fazla üretim, işçi sınıfının genel refah artışından yeteri kadar faydalanamadığı izlenimini vermiş, zaman zaman sosyal çatışmalar yaratmıştır. Buna örnek olarak eylül 1959'daki maden ocakları işçileri ile nisan-mayıs 1963'teki metalürji işçilerinin grevini gösterebiliriz.
• Dış politika. Batı dünyasının uç sınırlarında, sosyalist cumhuriyetler bloku karşısında, Federal Almanya cumhuriyeti, kendisini komünist olmayan devletlere, özellikle de silâhlı kuvvetlerini kendi toprakları üstünde tutmalarını dilediği Amerika Birleşik devletleri, Büyük Britanya ve Fransa gibi ülkelere bağlayan bağları pekiştirmeğe çalışmıştır. Almanya'nın, S.S.C.B. peykleri karşısında yalnız kalacağı korkusu içinde bulunan alman kamu oyu bağımsız bir siyasete yönelen her türlü politikaya karşı peşin hükümlerle doludur. Kadrolarını nazilerden temizleme çabası içinde, III. Reich'in işkencelerini adalete teslim eden Federal Alman cumhuriyeti batılılara teminat vermiş, onlarla aynı haklara sahip bir müttefik durumuna girmek için elinden geleni yapmıştır. Elde edilen sonuçlar bazen hayal kırıklığına yol açtı; meselâ başkan Heuss'un ekim 1958'de Londra'yı ziyareti, alman kamu oyunun iyiden iyiye duyduğu soğuk bir hava içinde geçti; buna karşılık Almanların, İngiltere kraliçesi Elisabeth ile Edinburgh düküne karşı gösterdikleri misafirperverlik (18-28 mayıs 1965) eski kinlerin yatışmakta olduğunu gösterdi. V. Cumhuriyet Fransası ile uzlaşma daha çabuk oldu. Adenauer-De Gaulle karşılaşmaları (Colombey-les-Deux-Eglises, 13 eylül 1958; Bad-Kreuznach, 26 kasım 1958), Almanya'da sevinçle karşılanan öncü bir belirti oldu. 1959 Yılında Adenauer iki kere Paris'e gitti. Eisenhower'in Bonn'a (ağustos 1959) ve alman şansölyesinin Washington'a (mart 1960) yaptığı resmî ziyaret Federal Almanya'nın Batı topluluğuna katılmasında yeni bir merhale oldu.
Bununla birlikte, general De Gaulle'ün NATO ve ortak savunma meseleleri konusundaki kısıtlayıcı tutumu Almanya'yı çekingenliğe sürijkledi. Adenauer'ın Rambouillet'ye (temmuz 1960), Debre'nin Bonn'a (ekim 1960) ziyaretleri, Fransız-Alman münasebetlerindeki sıkıntılı havayı tamamen ortadan kaldıramadı. Mümkün olduğu kadar Batı dayanışmasını sağlamak kaygısında olan Alman hükümeti, kasım 1960'ta, Ortak Pazar hükümetinin altı başkanının belli aralıklarla toplanmasına önayak oldu. Aynı zamanda NATO'nun Almanya için yaptığı masraf yüzde 14 ilâ 22'yi buluyordu. Hans Furler'in, aynı yıl Avrupa parlamentosunun başkanlığına getirilmesi, Batılı müttefiklerin, özellikle de Amerika Birleşik devletlerinin Federal Almanya cumhuriyetinin komünist olmayan bölgedeki güçlü mevkiini ne derece elzem gördüklerini gösterir. Bundeswehr'de askerlik hizmetinin 12 aydan 15 aya çıkarılması (20 eylül 1961) onların onayıyle gerçekleşti. De Gaulle ve Adenauer Avrupa topluluğunun temeli saydıkları bu Fransız-Alman uzlaşmasını umumî efkârda tesir uyandıracak bir şekilde ifade etmeyi kararlaştırdılar. Başkan Lübke'nin Paris'e yaptığı resmî ziyarete (20 haziran 1961) cevap olarak, general De Gaulle eylül 1962'de Almanya'yı tantanalı bir şekilde ziyaret etti; bunun sonucu, politika, iktisat, kültür ve diplomasi alanlarında Fransız-Alman işbirliği antlaşması 22 ocak 1963'te,imzalandı. Bundesrat tarafından 1 martta tasdik edildi. Ama halefi Erhard'dan fazla De Gaulle'ün görüşlerine yaklaşan şansölye Adenauer'ın istifa etmesi (15 ekim), Fransız devlet başkanının daha az «avrupalı» tutumu, Ortak pazar ve batıdaki teşkilâtlar üstündeki alman profesörü Hallstein'ın alabildiğine «avrupalı» tezlerinin tesiri, Fransa ile Almanya arasındaki dostça münasebetleri bozmağa yol açtı. Bununla birlikte, Alman hükümetinin birleşme arzusu türlü fırsatlarla, özellikle 15 aralık 1964'te, Bonn'un tanıdığı imtiyazlar, tarım Ortak pazarının gerçekleşmesini kolaylaştırınca, bir de 1966'da Fransız Silâhlı kuvvetleri NATO'dan ayrıldığı zaman, şansölye Erhard, bu kuvvetlerin alman topraklarında kalması ve yeni bir statü teşkili için Paris ile müzakerelerde bulunmağa hazır olduğunu istediği zaman kendini gösterdi. Nitekim, temmuz 1966'dan itibaren Almanya'daki Fransız Silâhlı kuvvetleri, NATO'nun bütün müttefiklerinin tasvibini alan ve Alman hükümetince tayin edilen geçici bir statüye tabi bulunmaktadır, öte yandan, 13 aralık 1966'dan hemen sonra, şansölye Kiesinger, Fransa'ya işbirliği tekliflerinde bulunmak niyetinde olduğunu açıkladı. Federal Almanya iktisadî ve diplomatik durumunu sağlamlaştırdıkça türlü ülkelerle ticarî anlaşmalar yapmağa başladı; bu ülkeler arasında özellikle Mısır'ı (1958), Avusturya'yı (1962), Fas'ı (1965) sayabiliriz. 1963'te tazminat ödemeleri bittikten sonra İsrail'e yapılan yardıma, Yahudi kamu oyu karşı çıktı; bu kini besleyen sebepler, İkinci Dünya savaşının feci hatıralarıydı: Nazi şefi Eichmann'ın kaçırılması, İsrail'de mahkûm ve idam edilmesi (aralık 1961) bu kinin apaçık bir belirtisidir, öte yandan aralık 1964'te deniz aşırı meseleler adlı bir müessesesinin kuruluşu, Almanların, üçüncü Dünya'nın özellikle de Afrika'lı meseleleriyle ilgilenmek istediğini gösterir. Batılı Almanlar «demirperde» ötesinde, atom silâh gücüyle teçhiz edilmekte olan intikamcılar gibi görüldüğünden, S.S.C.B. ve peykleri ile olan münasebetler gittikçe gerildi. Federal Almanya cumhuriyetinin diplomasisi, özellikle Polonya'nın düşmanlığı ve Demokratik Alman cumhuriyetinin rekabetiyle karşılaştı. Bununla birlikte Federal Almanya cumhuriyeti ile sosyalist ülkeler, özellikle de Romanya (1965) ve S.S.C.B. (1958) arasında antlaşmalar imzalandı (Mikoyan'ın Bonn'u ziyareti (1961) ve 9 ocak 1967'de bir alman uzmanları heyetinin Federal Almanya ile Çekoslovakya arasındaki münasebetlerin normalleştirilmesini incelemek üzere Prag'a gidişi).
Demokratik Alman cumhuriyeti. 1958'den beri Demokratik Alman cumhuriyetinin siyasî hayatına, Birleşik Sosyalist partisinin (S.EtD.) mutlak kudreti yön vermiştir. 16 Kasım 1958 ve 22 ekim 1963'teki yasama organı seçimleri Millî cephenin biricik listesine bütün sandalyeleri kazandırdı. 1963'te, yeni 34 sandalyenin hepsi (400 yerine 434 milletvekili) komünistlere kaldı. Kasım 1963 ve aralık 1968'de halk meclisi tarafından yeniden iktidara getirilen hükümet başkanı Otto Grotewohl, S.E.D.'nin genel sekreteri Walter Ulbricht ile birlikte ülkenin hâkimi olarak kaldı. Demokratik cumhuriyetin başkanı Wilhelm Pieck, 7 eylül 1960'ta ölünce, yeri bos kaldı, Walter Ulbricht, cumhurbaşkanı yerine geçen Devlet konseyi başkanı oldu. 21 Eylül 1964'te ölen Grotewohl'un yerine, hükümet başkanı ve Devlet konseyi başkan vekili olan Willy Stoph geçti.
Alman Demokratik cumhuriyetinin başlangıçta karşılaştığı ekonomik güçlüklerin sebepleri arasında şunlar sayılabilir: ham madde kıtlığı, özellikle teknisyen bakımından devamlı kayıpların yarattığı meseleler; meselâ 1959 yılının ilk altı ayı içinde, Doğu Berlin'i ikiye ayıran sınırı asarak 74 000 kişinin Batı'ya geçişi. İki cumhuriyet arasındaki geçitlerde bulunan gedikleri azaltmak amacıyle alınan türlü tedbirlerden sonra Alman Demokratik cumhuriyetinin yetkilileri, bir duvarla Berlin sınırını kapamağa karar verdiler (ağustos 1961); bu duvarı aşarak kaçmak istiyenler sayısız kanlı facialara sebep oldu. Bu karar, kasım 1958 de S.S.C.B. ile Demokratik Almanya cumhuriyetinin Berlin'in dörtlü statüsünü tek yönlü olarak bozmağa sürükleyen bir politika içinde yer alır. Bu sırada Batı Berlin'de altı ay içinde bir «hür şehir»in yaratılması konusundaki sovyet notası (kasım 27), Müttefikler tarafından geri çevrilmişti. 1963'ten beri, Berlin duvarı, Doğu Berlin'de ailesi olan Batı Berlinlilere ancak senede dört kere açılabilmiştir. Bir yıldır Alman Demokratik hükümeti, «soğuk harbi» uyutma taraflısı Kruşçef gibi, kendisini komşusuyle çatışmağa götüren Berlin ve Almanya'nın yeniden birleşmesi gibi meseleler yerine, kendini iç meselelere hasretmiş bulunuyordu. Üstelik Bundeswehr'in takviyesine, Alman Demokratik cumhuriyeti Doğu Almanyalıların silâh altındaki gücünü 100 000 kişi arttıran bir askere alma kanunu ile cevap vermiştir. 9 Aralık 1962'de Leipzig'de verdiği, yankılar uyandıran bir demeçte Walter Ulbricht, sosyalist yapı ile iktisadın planlanmasına öncelik tanımak zaruretini belirtmiştir. Bu ilkenin uygulanması, devlet mekanizmasının değişiklik geçirmesine sebep oldu, bu ise planlama komisyonu başkanı Dr. Erich Apel'in intiharının (3 aralık 1965) ertesi gününe rastlar. Böylece, bir iktisat kabinesi rolü oynayan yeni bir Bakanlar kurulu başkanlığı teşekkül etti. Kurul başkanı Stoph tarafından yönetilen bu meclis, iktisatçılar ye teknokratlardan meydana geldi; bunların ileri gelenleri şunlardır: Sanayi ve Teçhizat bakanı atanan Rostock tersaneleri umum müdürü Limmermaun, Kimya Sanayii bakanı olan Leipziger, Chemie Betriebe'nin mjidürü Löschan (yerine 1966'da Wychowsky geçti). İktisada önem veren bu yeni tutum, S.E.D.'nin VI. kongresi tarafından onaylandı (15-21 ocak 1963). Bu partinin merkez komitesini kuvvetlendirdi (111 yerine 121 kişi), S.S.C.B. ile uzun vadeli yeni bir ticaret anlaşması da (1966) bu programı alabildiğine destekledi, ama modernleşme görevini başarmak için Alman Demokratik cumhuriyetinin Batı yardımına ihtiyacı vardır. Böylece sosyalist ideolojiler seviyesinde, Batı Almanya ile bir «temas politikası» başladı. (Nisan 1966 da S.P.D.-S.E.D.'nin Berlin buluşması.) Ulbricht'e göre bu politika ancak Almanya Federal cumhuriyetinin «öç almak» tan, nükleer silâhlanmadan vaz geçmesi ve Avrupa'daki mevcut sınırları tanımasıyle gerçekleşebilir. Bu, Almanya kamuoyu ve dünya karşısına acıklı ve tehlikeli Oder-Neisse sınırı ve Almanya'nın yeniden birleşmesi problemini bir kere daha çıkarmak demektir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla