Askerî tarih

Ordu

• 1871-1918. Modern alman ordusu, 1871'de II. Reich'in kurulmasıyle başlar. Daha o yılın 16 nisanında bir askerî teşkilât kanunu çıkmıştı; gerçekte bu kanun, Prusya askerî sisteminin İmparatorluğa yayılmasından başka bir şey değildi. Böylelikle bütün kuvvetler imparatorun emrine giriyor, Berlin'deki Harbiye bakanının idaresine bağlı tek bir ordu kuruluyor, ancak Bavyera, Saksonya ve Wurttemberg hükümdarları, Prusya ile varılan anlaşmalara göre kendi orduları üzerinde bazı yetkilerini muhafaza ediyor. Moltke'nin şahsiyeti, imparatorluk ordularının ana özelliklerini Prusya ordusundan almalarını sağlamıştı. Mecburî askerlik hizmetinin süresi üçü faal olmak üzere 12 yıla çıkarılmış, barış zamanında ordu mevcudu Anayasa'ya göre nüfusun yüzde biri olarak tespit edilmişti. Bu hüküm, sayı ve tahsisatı kararlaştırmak hakkı bakımından, hükümet ile Reichstag arasında anlaşmazlık yaratmıştı. Bunun üzerine bir uzlaşmağa başvuruldu. Yedi yıllık devre rejimine göre devlet, askerlik programını her yedi yılda bir Meclise sunmağa razı oluyordu. Bu rejim, 1874'ten 1893'e kadar sürdü; daha sonra yerini Beg yıllık bir rejim, ardından da düzensiz bir rejim aldı. 1874'te 400 000 asker ve 17 000 subaydan meydana gelen alman ordusu 18 kolorduya ayrılıyordu; bunun 12'si Prusya'ya (bir muhafız kolordu ve 1-11. kolordular), biri Saksonya'ya (12.). biri Wiirttemberg'e (13.), biri Baden'e (13.). ikisi Bavyera'ya (1. ve 2.) aitti. Bu devletlerin en büyüklerine ait birliklerle işgal edilen Alsace-Lorraine, 15. kolorduyu meydana getiriyordu. 1890'da askerî mükellefiyet süresi 25 yıla yükseltildiyse de, yedi yıllık devre rejimi sırasında ordu mevcudu ancak 100 000'e çıktı, kolordu sayısına da ancak Prusya'nın 16. ve 17. kolorduları eklendi. Buna karşılık 1893'ten itibaren, Wılhelm II'nin hegemonya hayalleri ve pangermanizmin etkisiyle devamlı bir artış oldu: 1902'ye kadar 100 000 asker ve 3 kolordu; 1912'de 50 000 asker ve 2 kolordu; 1913 temmuzunda 144 000 asker. Böylelikle ordu mevcudu 1914'te (36 000 subay dahil, askerî memur ve müstahdemler hariç) 950 000'i asıyordu Ordu mevcudu arttıkça, modern silâhların (makineli tüfek, havan, ağır toplar) kabulü ve savaş kuvvetlerine katılacak büyük ihtiyat birliklerinin meydana getirilmesi sayesinde ordunun gücü de artıyordu.

Bu savaş makinesinin essiz bir değer kazanması her şeyden önce yüksek kumanda heyetinin eseriydi. Bu heyeti temsil eden büyük genelkurmayın başkanları (Möltke, 1857-1888; Waldersee, 1888-1891; Schlieffen, 1891-1906; [genç] Moltke, 1906-1914), üstat diye bilinen Clausewitz'in siyasî düşüncelerini yaşatırken, DU düşünceyi günün ihtiyaçlarına göre ayarlamayı biliyorlardı. Clausewitz'in Mehr sein als scheinen (Görünmekten çok olmak) ilkesine bağlı kalan subaylar sınıfının devletin isleri üzerinde yöneltici bir etkisi oluyordu. Bu düşünceyle von Schlieffen, Wilhelm II'nin iki cephe üzerinde savası kabul eden politikasını, adını verdiği cüretli stratejiye göre değiştirmişti. Genç Moltke ve pangermanizmin askerî nazariyecileri orduya saldırganlık ruhunu aşılamakla beraber, istediklerine uygun olarak üç ordu kurulmasını sağlayamamışlardı (1912). 1914'te alman ordusu, Fransa ve Rusya'ya karşı 92 piyade (51 faal tümen, 30 ihtiyat, 6 1/2 ikame. 5 Landwehr) ve 11 süvari tümeni ile savaşa girdi. Moltke'nin Marne ırmağı üzerindeki başarısızlığından sonra, savaşın idaresi Falkenhayn'ın eline geçti. O da, önce doğuda kesin bir sonuç almak için boşuna uğraştı, 1916'da Verdun'de giriştiği yıpratma muharebesinde de başarı elde edemedi. Bunun üzerine yerini, Schlieffen'in imha stratejisine dönen Hindenburg ve Ludendorff aldı. Romanya'yı istilâ ettikten (1916) ve Rusya ile barış yaptıktan (1917) sonra, Fransa'ya karşı 1918 ilkbaharında giriştikleri taarruzun şiddetine rağmen onlar da kesin bir sonuç alamadılar ve Foch ile Franchet d'Esperey'in karşı taarruzları ile tam bir yenilgiye uğradılar.

• 1919-1945. Yüksek Kumanda heyeti. Ordunun yenildiğini kabul etmeyen Yüksek Kumanda heyeti, suçu, milletin bütün imkânlarını harekete geçi re me m iş olan politikacılara ve barış isteyerek «orduyu arkadan hançerleyen» sosyal-demokratlara yüklüyor ve Almanya'nın bir gün gelip askerî gücünü yeniden kazanacağına ve vakit geçirmeden buna hazırlanmak gerektiğine inanıyordu. Versailles antlaşmasıyle kurulmasına izin verilen, fakat Almanya'nın genişleme ve saldırma teşebbüslerine imkân vermeyecek şekilde tasarlanan yeni alman ordusu Reich-swehr işte bu düşünce içinde yetiştirildi. Sayısı azaltılmış (3'ü süvari olmak üzere 10 tümene bölünmüş 100 000 asker), ihtiyat ordusu teşekkülünü önlemek için askerlik süresinin arttırıldığı (12 yıl) alman ordusunun ayrıca saldırma gücü olmadığı gibi, (zırhlı araba ve uçak yasağı) nazari olarak fikrî yönetimden de yoksundu (Genelkurmayın ve Harp akademisinin kaldırılmış olması). General yon Seeckt, 1920-1926 arasında başına geçtiği bu kolu kanadı kırılmış orduyu sağlam bir subay kadrosunun emrine verdi. Antlaşmanın yasaklarından kurtulmak için Sovyet kumandanlığı (Tuhaçevski) ile temasa geçmekten çekinmedi. Sovyetler birliğine malzeme veriyor, alman subay ve teknisyenlerini Rusya'ya göndererek yasak silâhları (tank, uçak v.b.) öğrenmelerini sağlıyor, kı-zılordu subaylarının da eğitim görmek üzere Almanya'ya gelmelerini kabul ediyordu.

Seeckt'in ilk işi, Truppenamt adı altında gizlenen Büyük Genelkurmayı diriltmek oldu. Genelkurmay başkanlarının (Heye, 1920-1923; Blomberg, 1926-1929) tutumu, ana çizgileriyle alman askerî geleneklerine uygundu: bu geleneğe göre ordu, «üzerinde devletin oturduğu kaya» idi (Groener). Bu karışıklık devrinde Genelkurmay siyasî bakımdan çok önemli rol oynadı (özellikle 1923 buhranı sırasında). Seeckt'ten sonra ordunun basına geçenler (Heye, 1926-1930; Hammerstein, 1930-1934; Fritsch, 1934-1938) onun yolunda yürüdüler. Müttefiklerin askerî kontrol komitesine son vermeleri (1927) ve Mainz'i boşaltmaları (1930) üzerine, Almanya Cenevre'de askerî hukuk bakımından eşitlik istedi. İsteği geri çevrilince 1932'de Milletler cemiyetinden çıktı ve gizli olarak yürüttüğü silahlanmayı hızlandırdı. Bu kudret iradesi, birçok generalin ve başta 1928-1932 arasında Harbiye bakanı olan Groener'in nazilere karşı duydukları nefreti yatıştırdı. Bu sonuncusu, nazi kuvvetlerini lağvetmekten çekinmemiş, fakat bu yüzden mevkiini kaybetmişti. Sonunda, Reichswehr adına hareket eden ve Hîndenburg tarafından desteklenen Schleicher, devletin kalkındırıcısı olarak gördüğü Hitler'in 1933'te iktidara geçmesini sağladı. Gerçekten de Führer, Almanya'nın hâkimi olur olmaz, Schleicher tarafından hazırlanan ve tümen sayısının 7'den 21'e çıkarılmasını hedef tutan planı tasdik etti. 1935'te askerlik hizmetini mecburî yaptı. Harp akademisini açtı ve Büyük Genelkurmayı yeniden kurarak basına, 1933'ten beri Truppenamt'ın başkanı olan von Beck'i getirtti (1938'de onun yerini Haider aldı). Ren nehri sol kıyısının alman orduları tarafından tekrar işgali (1936), Hitler'in siyasî niyetlerini gerçekleştirmek için acele etmeğe başladığını ve Bismarck gibi, bu gaye için güçlü bir saldırma aracı sağlamak istediğini gösteriyordu, önceleri parti ile işbirliği yapan, daha sonraları ise partinin emrine verilen ordu, Hitler'in bu görüsünü benimseyerek düşmanın çabucak mahvedilmesi esasına dayanan yeni bir saldırma doktrini hazırladı (Blitzkrieg veya yıldırım harbi). Bunun üzerine, Reich'in askerî teknisyenleri hummalı bir araştırma ve gerçekleştirme faaliyetine giriştiler: Guderian'ın çabası, 1936'da gerçek bir zırhlı birliği'nin yaratılmasıyle ilk meyvasını verdi. Bununla beraber kumandanlık, araç iyice hazır olmadan saldırmaktan çekiniyordu. Bunun üzerine Hitler, Blomberg'i ve Fritsch'i uzaklaştırdı (yerine Brauc-hitsch'i geçirdi) ve 1938'de bütün silâhlı kuvvetlerin (Wehrmacht) kumandasını üzerine almağa, basında Keitel'in bulunduğu bir Yüksek Genelkurmayın (Oberkommando der Wehrmacht) da, kendisine yardım etmesine karar verdi. Ludendorff'un teklifiyle ortaya çıkan bu durum (kumandayı bir kişinin üzerine alması), siyasî §ef olan Hitler'in yakında önemli askerî kararlar alacağını ve herkesten körü körüne bir itaat beklediğim gösteriyordu.

Gerçekten de, Viyana (1938) ve Prag (1939) darbelerinden sonra, 20 gün içinde Polonya kuvvetlerini yok etti (1939), daha sonra da, kıs aylarında ordusunu 130 tümene (10'u zırhlı) çıkararak Fransa'ya karsı kesin bir zafer kazandı. Fakat Moskova başarısızlığı (1941). yıldırım harbinin artık geçerli olamayacağını gösteriyor ve Führer'in genelkurmaya karsı beslediği kuşkuyu kuvvetlendiriyordu. Brauchtische'e yol vererek kara kuvvetlerinin (196 tümen) kumandasını doğrudan doğruya kendi üzerine aldı ve Almanya'nın teslimine (1945) kadar da muhafaza etti; bununla beraber, Genelkurmay başkanı Halder'in yerine önce Zeitzler'i (1942), sonra da Guderian'ı (1944) geçirdi. Yüksek kumandanlığın nazi partisine tabi duruma düşürülmesi günden güne daha belirli bir hal aldı ve nihayet 20 temmuz 1944 suikastına birçok subayın (Beck, Stauffenberg) katılması Hitler'in kanlı tepkisine yol açtı ve onu, yüksek kumanda heyetinin birçok ünlü elemanından (Rommel, Kluge, Witzleben v.b.) mahrum etti. Alman teknisyenlerinin meselâ tepkili uçaklar, V—1 ve V—2 gibi füzeler (bunlar 1941 ile 1944 arasında Peenemünde üssünde geliştirilmişti) yapılması gibi çeşitli alanlarda ilerlemenin son kademesine ulaştıkları bir sırada Reich'in askerî gücü yıkıldı.

• Almanya'nın tekrar silâhlanması. 1945'te Müttefikler, Almanya'nın artık silâhlı kuvvetleri olamayacağı kararını verdiler. Bununla beraber, 1949-1950'den itibaren, Sovyetlerin izledikleri genişleme politikası karşısında A. B.D. ve ingiltere, Avrupa'nın korunmasına Federal Almanya'nın katılmasını gerekli gördüler.

Bununla beraber, Almanya'nın silâhlanması Fransa'da, hattâ Almanya'da birtakım direnmelerle karşılaştı; fakat Avrupa savunma birliği projesinin (1954) başarısızlığa uğraması üzerine Batılı müttefikler, Paris antlaşmaları uyarınca Federal Almanya'yı kuzey Atlantik paktına (NATO) almayı kararlaştırdılar. Aynı tarihte (1955) Doğu Almanya, 1949'da kurmuş olduğu askerî karakterli polis kuvvetini gerçek bir ordu sekline soktu ve 1956'da, Varşova paktı çerçevesinde, sovyet askerî sistemine dahil etti. Federal Almanya'nın Bundeswehr denilen ordusunun, askerliği meslek olarak seçenlerle, kura askerlerinden meydana gelen iki ayrı kolu vardır. Bunlardan ilki, Kuzey Atlantik paktı emrinde olan kuvvetlerdir (1964'te 12 tümen); 1957'den beri alman genelkurmayı bu pakt içinde temsil edilir, öteki kuvvetler ise doğrudan doğruya Bonn hükümetinin emrindedir ve iç korunma hizmeti ile görevlidir (1964'te 32 000). 1963'te Bundeswehr, 1945'ten beri Almanya'da yapılmış ilk tank olan 40 tonluk Pars'ı hizmete aldı. 1964'te kara kuvvetlerinin genel toplamı 300 000 kişiydi. Doğu Almanya'nın millî halk ordusu denilen kuvvetleri 1964'te 140 000'e varıyordu (50 bin'i hudut polisi). Üniforması Wehrmacht'inkini hatırlatır. 1962'den beri 18 aylık mecburî askerlik hizmeti konmuştur.

Havacılık

1909'dan itibaren teşkilâtlanan alman hava kuvvetlerinde, 1914'te 170 uçak («Taube», «Albatros», «Aviatik»), 1913'ten beri 6-8 uçaklık filolar ve ayrıca bir miktar da zeplin bulunuyordu. Bu kuvvetlere, keşif hizmetinden başka, cephe gerisi gece bombardımanı görevi de yerildi. Bu görevler, mevcudun yüzde 50'sine kadar yükselen ağır kayıplar pahasına yerine getirildi; uçaklar 30 ağustos 1914'te ilk olarak Paris'e ulaştı. daha sonra Dunkerque, Chalons, Nancy, Londra ve başka yerlere bomba atıldı. 1916'da alman hava kuvvetlerinin 1 000'e yakın uçağı vardı ve bunlar, 17'si topçu kesif, 40'ı avcı ve 20'si bombardıman olmak üzere 95 filoya ayrılıyordu. Bombardıman uçakları, meselâ çift kanatlı «Gotha»lar, 600 kg. bombayı 1 000 km. mesafeye götürebiliyorlardı. Ayda 2 000 uçak ve 2 500 motor yapabilmek için büyük bir çaba sarfedildi. Birinci Dünya savaşı boyunca fabrikalar orduya 48 000 uçak teslim etmişlerdi. Hava kuvvetlerinin kaybı ölü olarak 5 000'e yükseliyor, bunların arasında immelmann, Boelcke ve Richthoffen gibi büyük ün kazanmış havacılar da bulunuyordu. 1918 Bozgunu, Versailles antlaşmasının yasak ettiği alman havacılığına son verdi. Bununla beraber Reich gençliği havacılığa meraklıydı ve motorsuz uçak alanlarında büyük bir faaliyet görülüyordu. Alman Yüksek kumandanlığı, gizli anlaşmalarla, önce Sovyetler birliğinde, sonra İtalya'da personel yetiştirmeğe devam etti. Kolayca savaş uçağı haline getirilebilecek ticarî uçak prototiplerinin (Junker) yapımını destekliyordu. Nihayet Hitler, 1935'te, Göring ve Milch tarafından teşkilâtlandırılan bir hava ordusunun (Luftwaffe) kurulmasına karar verdi; kara ve deniz uçakları, uçaksavar bataryaları, havadan taşınan kuvvetler tek bir kumandanlığa bağlanan filo ye hava tümenlerine ayrılıyorlardı. 1936'dan itibaren, içlerinde sivil havacılığın genç pilotları (meselâ Galland), 1918 havacıları (Sperrle), Yüksek Genelkurmay subayları (Kesselring) bulunan seçkin bir grup, İspanya'da, özellikle kara kuvvetleriyle işbirliği bakımından bir havacılık doktrininin temellerini kuruyorlardı. Uçaklarının sayısı ve yüksek vasfı, personelinin değeri, alman hava kuvvetlerini 1939'da dünyanın en güçlü hava kuvveti haline getirmiş bulunuyordu.

Yıldırım savaşının (Blitzkrieg) esas elemanı olan saldırı uçakları, düşmanı gafil avlayarak, 1939-1945'te gerçekten yıldırım gibi hızlı ve şaşırtıcı bir başarı sağlamıştı. Göring tarafından fazla değer verilen ve büyük bir emek israfına sebep olan stratejik uçaklar ile İngiltere'ye karsı kesin bir sonuç elde edilemedi. Kumanda heyeti, hava üstünlüğünü kaybetmek üzere olduğunu anlamakta çok gecikti, 1943'e kadar sanayi gücünün yarısını bombardıman uçaklarına harcadı ve avcı uçaklarını ihmal etti; oysa düşmanlarının hazırladıkları uçaklardan çok daha üstün olan ilk tepkili uçakları alman teknisyenleri yapmışlardı, 1939'dan 1945'e kadar, fabrikalardan 113 000 uçak çıktı (30 bini bombardıman, 53 bini avcı, 2 bini tepkili) ve bu çaba Luftwaffe'nin savaşa 1939'da 2 400, 1944'te 3 900 uçak sürmesini sağladı. 1940'ta İngiltere'de yenilgiye uğrayan alman havacılığı bundan gereken dersi alamadı. Çabasını avcı uçaklarından meydana gelecek bir hava korunması üzerinde toplayamadı; oysa, müttefik hava hücumlarını ciddî şekilde engelleyecek tek ümit bu idi.

İki Almanya'nın tekrar silâhlanması, 1954-1955'te hava kuvvetlerinin yeniden kurulmasına yol açtı. Bundeswehr kumandanlığı, işi ağırdan alarak, Kuzey Atlantik paktı müttefiklerinin verdiği malzemenin yardımıyle yirmi kadar hava filosu (1 000 uçak) kurdu; bu filolarda, 1964'te 93 000 kişi çalışıyordu. 1956'da kurulmağa başlayan Doğu Almanya hava filosunda ise 1964'te ancak 420 uçak vardı ve malzeme Sovyetler birliği tarafından sağlanmıştı.

Denizcilik

1683'te Brandenburg seçicisinin zenci Afrika'da bir sömürge kurmak için giriştiği bir teşebbüs hariç, Almanya 1848'e kadar harp filosu üzerinde hiç durmamıştı.

Fakat 1848'de Dukalıklar savaşa sırasında Prusya kıyılarının danimarka donanması tarafından abluka edilmesi, denizlerde kuvvetli olmanın önemini Almanlara anlatmıştı; bu konuda bir program hazırlandı ise de, Frankfurt meclisi herhangi bir gerçekleştirmeğe geçemeden dağıtıldı. Bu fikrin mirasçısı durumuna geçen Prusya, 1852'de, Kuzey denizinde başlıca harp limanı haline gelecek olan Wilhelmshaven'i elde etti. 1865'te Berlin'in ele geçirdiği Kiel, Prusya'nın önemli bir deniz üssü oldu. Bununla beraber, o sırada Prusya'nın eski Danimarka donanmasını geçmekten başka bir iddiası yoktu. Jutland yarımadasının berzahında kazılan ve 1895'te açılan bir kanal, bundan böyle alman gemilerinin Sund ve Belt boğazlarına muhtaç olmadan bir denizden ötekine geçmesini sağlıyordu. 1870-1871 Savaşı, denizciliğin rol oynamasına zaman bırakmayacak kadar kısa sürdü. Donanmanın önemi de iyi anlaşılmamıştı. Fakat Almanya'nın sınaî ve ticarî gelişmesi, yeni İmparatorluğu dışarıyle ilgilenmeğe ve donanmayı kuvvetlendirmeğe zorladı. 1889'da bir Deniz işleri bakanlığı kuruldu ve Helgoland adasının elde edilmesiyle (1890), Kuzey denizindeki alman üsleri sistemi tamamlandı.

Deniz meseleleri ile ilgilenen Wilhelm II, 1897'de Deniz işleri bakanlığına, bu mevkiide 1916'ya kadar kalacak olan Amiral von Tirpitz'i getirdi. Yeni bakan, Boer'ler savaşı sırasında birtakım alman ticaret gemilerine Afrika kıyısında İngilizler tarafından el konulmasından faydalanarak. Alman kamuoyunu heyecana verdi ye 14 haziran 1900 teşkilât kanununu meclisten geçirtti. Bu kanuna göre, alman harp filosunun 37 zırhlı ve 52 kruvazörü olacaktı. Aynı yıl imparator, Kiel'de, Almanya'nın geleceğinin «su üstünde» olduğunu söyledi. Alman harp filosunun gelişmesi, Büyük Britanyayı telaşlandırdı ve 1914 harbinin patlamasına etki yaptı. Bu tarihte donanma içinde 14 zırhlı, 35 kruvazör, 100 torpito ve 28 denizatlı vardı.

Birinci Dünya savaşında alman donanmasının birkaç kruvazörü çarpıştı (Falkland), hattâ filonun büyük kısmı Jutland- Deniz muharebesine (1916) katıldı. Fakat Müttefiklerin ablukasını sökmeğe gücü yetmediği için, yeni bir taktik olarak denizaltı savaşını icat etti. Bu taktik ingiliz ve fransız ticaret filolarına büyük zararlar verdiyse de, İngiltere'yi aç bırakmağa ve amerikan kuvvetlerinin Fransa'ya taşınmasın! (1918) önlemeğe muvaffak olamadı. 1918 Mütarekesi bütün denizaltı gemilerini Müttefiklere teslim etti. Büyük gemiler kendi mürettebatı ile Scapa Flow'a götürüldü ve orada ingilizler tarafından teslim alınmalarına vakit kalmadan, 1919'da mürettebatı tarafından batırıldı. Versailles antlaşması alman donanmasını az sayıda deniz üstü birliklerine indiriyor (6 zırhlı 6 kruvazör, 12 destroyer, 12 torpito) ve her türlü denizaltı inşaatını yasaklıyordu. Hitler iktidara geçer geçmez bu yasaklara gizlice karşı geldi, daha sonra, 1935'te, ingiltere ile Fransa'nın katılmadığı bir deniz anlaşması yaptı. Bu anlaşma, Almanya'ya ingiltere donanması tonajının yüzde 35'ini (420 000 ton) sağlamak suretiyle, alman donanmasının yeniden doğmasına yol açıyordu.

1939'da savaş patladığı sırada Almanya'nın 10 000 tonluk 3 cep zırhlısı, 22 destroyeri, 10 kruvazörü, 30 torpitosu, 57 denizaltısı, ile 1938'de suya indirilen 26 000'er tonluk Scharnhorst ve Gneisenau savaş kruvazörleri vardı. 35 000'er tonluk iki büyük zırhlı (Bismarck ve Tirpitz) 1940'ta tamamlandı, önce Raeder (1935-1942), sonra Dönitz (1943-1945) tarafından kumanda edilen donanma, büyük bir çaba göstererek 1 100 denizaltı inşa ettirdi; bu denizaltılar m 800 kadarı müttefikler tarafıridan batırıldı. Fransa'nın Atlas okyanusu kıyısındaki limanlarından faydalanan ve işbirliği yapan birlik gruplarının yürüttüğü denizaltı savası, 1941 ve 1942'de müttefiklere önemli zararlar verdiyse de, daha önceki savaşta alınan sonuçtan daha kesin bir sonuç alamadı. Almanya'nın ezilmesi ve kıyılarının Sovyetler ve İngiltere tarafından işgal edilmesiyle Reich donanması da ikinci defa olarak ortadan kalktı. Fakat bu donanma, iki Almanya'nın 1954-1955'te silahlanmağa baslamalarıyle beraber tekrar dirildi.

1964'te, Federal Almanya donanması 110 000 ton tutarında idi (16'sı refakat gemisi, 9'u denizaltı) ve 28 000 gemicisi vardı. Subay okulu Flensburg'dadır.

Başlıca üssü Rostock'ta bulunan Doğu Almanya donanmasının 1964'te otuz kadaı küçük gemisi vardı (denizaltı yoktu). Bu filo Baltık denizindeki sovyet donanması ile birlikte çalışmak üzere hazırlanmıştı. Mevcudu 14 000 idi.



Son durum

1950 Yıllarında, Doğu ve Batı devletleri arasında çıkan gerginlik üzerine, Amerika Birleşik devletleri ye Büyük Britanya, Batı Avrupa'nın güvenliği bakımından Federal Almanya'nın da savunmaya katılmasını gerekli buldular. Avrupa Savunma birliği tasarısının başarısızlığa uğramasından sonra Federal Almanya, Paris antlaşmalarıyle 1954'te Batı Avrupa birliğine girdi ve 1955'te Atlantik paktına kabul edildi.

Aynı tarihte Demokratik Alman cumhuriyeti, 1949'dan beri mevcut askerîleştirilmiş polis birliklerini gerçek bir ordu haline getirdi; Ve bu kuvveti 1956'da Varşova paktındaki Sovyet askerî kuruluşunun emrine verdi.

• Federal Almanya Silâhlı kuvvetleri (Bundeswehr). Paris antlaşmaları federal almanya ordusu mevcudunu (kara, deniz ve hava kuvvetleri) 500 000 kişi olarak sınırladı. Federal Almanya, ayrıca nükleer, biyolojik ve kimyasal silâhlar ve 3 000 tonluktan büyük gemiler yapamayacaktı (denizaltılarda 250 ton). Eskisinden farklı olarak siyasî gücün üstünlüğünü bir millî savunma bakanı sağlar, ordu yalnız bu bakanın emir ve komutası altındadır. Harp halinde bu yetki şansölyeye devredilir. Silâhlı kuvvetler müfettişi bir general (Genelkurmay başkanı) (kara, deniz, hava ordularına emreder ve yurt savunması ile görevlidir) ile sivil bir yönetim başkanı ve sivil bir silâhlanma başkanı, Millî Savunma bakanının üç büyük yardımcısıdır.

Sözleşmelilerden ve celp eratından meydana gelen silâhlı kuvvetler, Parlamentonun denetimi altına alınmıştır. Bu denetim, bir yandan tahkik komisyonu halinde toplanabilen Meclis Savunma komisyonu, öte yandan da askerin haklarını korumakla görevli bir Savunma komiseri aracılığıyle yapılır. Ahlâkî esasa dayanan bir kanun, hak ve özgürlüklerin korunması, insan haysiyetine saygı ve üniformalı vatandaş esaslarına dayanan yeni bir askerî usul (İnnere Führung: İç komuta) kabul etmiştir. Avrupa birliklerinin şikâyetlerini arzetmekle görevli birer temsilci bulunması ve sendikaların kışlalarda bazı propaganda faaliyetlerine girişebilmeleri, Federal Almanya silâhlı kuvvetlerinin demokratlaştırıldığını gösteren hususlardır. 1966'da 18,6 milyar mark olan savunma bütçesi, Federal Almanya bütçesinin yüzde 27'si, gayri safî millî hasılanın da yüzde 5,9'udur. Silâhlı kuvvetlerin aşağı yukarı tamamı NATO emrine verilmiştir. 1957'de general Speidel'in Orta Avrupa kesimi kara kuvvetlerinin başına getirilmesinden sonra, Almanya'nın NATO'da temsilci sayısı durmadan artmıştır. Alman generali Kielmansegg 1966'da S.H.A.P.E. Orta Avrupa kesimi ordulararası komutanlığının başındaki fransız generali Crepin'in yerine geçmiştir. Alman silâhlı kuvvetleri stratejik nükleer mermi yapmak hakkına sahip değildir; taktik nükleer mermi imali ise Amerikan komutanlığının kararına bağlıdır.

Fakat stratejik bakımdan S.H.A.P.E.'nin ileri karakolu olması dolayısıyle Federal Almanya, Atlantik paktı nükleer stratejisinin belirlenmesinde söz sahibi olmak üzere çaba harcamaktadır. Buna karşılık Alman Silâhlı kuvvetlerinin yurt içi savunmasıyle görevli kısmı (35 000 kişi) sadece Bonn hükümetine ve Alman komutanlığına bağlıdır.

Şu noktayı da kaydetmek gerekir ki, Fransa'nın NATO askerî örgütünden ayrılmasından sonra, Almanya'da fransız kuvvetlerinin bulunması Paris'le Bonn arasındaki bir antlaşma ile düzenlenmiştir. Bir Alman askerî irtibat heyeti Baden'deki fransız kuvvetleri komutanlığı nezdinde bulundurulmaktadır. Alman ordusu kara kuvvetleri 1958'de 7 tümenken 1964'te 12 tümene çıkarıldı. Bunların 3'ü zırhlı tümen, l'i dağ tümeni ve l'i de hava indirme tümenidir. Bu kuvvetler üç kolordu meydana getirir (Münster, Koblenz ve Ulm). Başlangıçta teçhizatları Amerika Birleşik devletlerince sağlanan bu kuvvetler, gittikçe Alman yapısı malzeme ile donatılmaktadır (1945'ten bu yana ilk alman tankı olan 40 tonluk «Pars» 1963'te yapılmıştır). Hamburg'da yeni bir Harp okulu kurulmuştur. 1966'da kara ordusunun mevcudu 280 000 kişiye ulaşıyordu.

• Deniz kuvvetleri. Federal Almanya Deniz kuvvetlerinin 1958'den beri süratle yeniden kurulduğu görülmektedir. 1958'de Alman donanması küçük gemilere (mayın tarama, kıyı savunma) sahipti. Fakat daha esaslı bir program yapıldı; 1961'de Almanya, Batı Avrupa birliği kurulundan, 6 000 tonluk gemilerle 1 000 tonluk denizaltılar yapımı için izin aldı. 1960'ta 20 000 kişilik Deniz kuvvetleri 1966'da 30 000'e çıkarıldı. Kurmay heyeti Flensburg'da bulunan alman donanmasının elinde bu tarihte 4 filo refakat gemisi (3 400 tonluk Hamburg tipi), 3 370 tonluk Köln tipi 6 adet refakat gemisi, Amerika Birleşik devletleri tarafından ödünç verilen 6 adet refakat gemisi (2 000 tonluk), 20 denizaltı ve 100 kadar da küçük gemi bulunmaktaydı. 1970'de toplam tonajı 100 000'e yaklaşacaktır. Deniz kuvvetlerinde 220 uçak vardır (Amerikan F-104 G uçaklarıyle Fransız Breguet «Atlantic» uçakları).

• Hava kuvvetleri. 1954-1955'te hazırlanan program, 1966'da hemen hemen gerçekleşmiştir. Eski hava kuvvetlerinin bünyesini andıran ve bir hava kuvvetleri müfettişinin emrindeki yeni Alman hava kuvvetleri, 1966'da 17 filodan (6'sı hava-bombardıman, 4'ü avcı, 3'ü nakliye ve 4'ü keşif) ve füze («Hawk» ve «Nike») birliklerinden ibaretti. Bunlar NATO emrine verilmiş iki grupta toplanmıştır (Münster ve Karlsruhe). Hava kuvvetlerinde 1 300'den fazla uçak ve 100 000 kişilik personel vardır. Uçaklar yabancı projelere göre (Amerikan F-104, Fransız Nord 2 501 ve Transall C-J60 tipleri) çokluk lisans alınarak Almanya'da yapılmaktadır.

• Doğu Almanya Milli Halk ordusu. Sovyet örneğine göre kurulan ve Varşova Paktına dahil olan bu ordunun mevcudu 1966'da 200 000 kişiyi aşıyordu. Beş askerî bölge ile hava ve deniz kuvvetleri doğrudan doğruya Millî Savunma bakanının emri altındadır; fakat kara ordusuna mahsus bir komutanlık ve kurmay heyeti yoktur. Federal Almanya ordusunun tersine Doğu Almanya Halk ordusu, Alman askerî geleneğinden büyük ölçüde yararlanmıştır, üniforması Wehrmacht'ınkini (1935'teki savunma kuvveti) andırır, fakat yoğun bir siyasal eğitim görür.

Kara ordusunun mevcudu, önemli hudut birlikleriyle beraber 155 000 kişidir ve bu kuvvet 6 tümen (2'si zırhlı) ile 11 hudut tugayından kuruludur. Silâhları tamamıyle sovyet malzemesidir; ayrıca birliklerinde atom mermileri kullanmağa elverişli özel silâhlar vardır.

Kurmay karargâhı Rostock'ta bulunan Doğu Almanya Deniz kuvvetleri'nin elinde 130 adet deniz üstü küçük gemi vardır (sadece 6'sı 100 tonu aşar). Bu kuvvet küçük filolar halinde Baltık denizine dağıtılmıştır. 1965'teki mevcudu 20 000 kişiye ulaşmaktadır.

Doğu Almanya Hava kuvvetlerinin yeniden kuruluşu, haya sporunun gelişmesiyle başlamış, buna ait kurumlar Hava kuvvetlerinin çekirdeğini teşkil etmiştir. Sovyetler Birliği Hava ordusu gibi üçlü bir kuruluşu olan Doğu Almanya Hava kuvvetlerinin elinde 1966'da yaklaşık olarak 500 uçak bulunmaktadır; bunlar iki hava tümeni halinde teşkil olunmuştur; bir hava tümeni üç alaylı, alaylar üçer filoludur. Hava Kuvvetleri komutanlığı Strausberg-Eggersdorf'tadır ve malzemeleri Sovyet hava kuvvetlerindeki malzemenin aynıdır. (Mig 17, 19 ve 21; llyuşin 18 ve 28.) Hava kuvvetleri personel mevcudu 35 000'e ulaşmaktadır.