SANAT
Germenlerin, llliryalıların, Keltlerin, günümüz Almanyasını meydana getiren topraklara birbiri ardı sıra uğradıkları karanlık devirlerden sonra, Romalılar Ren bölgesine ve Tuna'nın bir kısmına sağlamca yerleştiler, daha öteye de geçmediler. İmparatorların oturduğu Trier'de bu yerleşmenin birçok izine rastlanır; Porta Nigra, o zamandan kalmadır. Romalıların seramik yapımı, eyaletlerdeki seramik yapımı seviyesini hiç bir zaman aşamamıştır. Başka bölgelerde ise germen sanatı hüküm sürmüş, kakma mücevhercilik alanında, İskit ve Sarmat, İran'dan getirilenlerden güç ayırtedilebilecek eserler vermiştir.
Mimarlık, Resim, Gravür ve Heykeltraşlık
• Ortaçağ. Tas binalar, planı Ottmarsheim manastırından alınan Pfalz Aachen kilisesiyle (796-814), Charlemagne devrinde bağladı. Bununla beraber, isviçredeki St. Gali bazilikasının planı daha çok taklit edilmiştir. Karolenj hanedanının ve sarayının teşvikiyle el yazmaları resimlendirildi. Bu resimlerde, Eskiçağ unsurları büyük bir yer tutar (Taç Giyme, Godescalc, Ada dua kitapları). Saksonya'lı, Frankonya'lı, sonra da Hohenstaufen'li imparatorların himayesinde büyük,sayıda roman kiliseleri yapıldı. Ren kıyısında geniş katedraller art arda yükselmeğe başladı (Speyer, Maınz, Worms). Kulelerin çokluğu, lombard galerileri, doğuda ve batıda birer koro yerinin bulunması, bu katedrallerin özelliklerindendir. Köln'deki St. Maria im Kapitol, St. Aposteln ve Gross St. Martin, üç absid'e yer verilen orijinal planlara göre yapılmıştır. Benedikten papazları muazzam Maria Leach manastırını, Cluny rahipleri de, bugün ikisi de yıkılmış olan Hirsau ve Pau-linzella manastırlarını inşa ettirdiler. Ren bölgesi dışında, Hildesheim'de roman üslûbunda çok eser vardır. Saksonya'da, tavanlı ve kürsülü çok eski bir manastır olan Gernrode, orantılı ölçüleriyle dikkati çeker. Bu yapılardaki tas heykeller sanat bakımından pek değerli sayılmasa bile, bronz kısımlar birer şaheserdir (Hildesheim katedralinin kapısı, İsa sütunu). Konstanz gölü üzerinde, özellikle Reichenau'daki kiliselerde, çok sayıda duvar resimlerine rastlanır; Otto devrine ait minyatürlerde süsleme ile lüks birleşmiştir.
Gotik mimarînin, Fransa'dan alındığına hiç şüphe yoktur: alman sanatını en çok etkileyen yapı da, hiç şüphesiz, kule meraklısı Almanların pek sevdiği Laon katedralidir. Çok kullanılan roman üslûbu, yeniliklere karşı koymuş ve XII. yy. da Bamberg ve Naumburg'da inşa edilen iki katedralde de görüldüğü gibi, çoğu zaman çifte koro yerini kabul ettirmiştir. Magdeburg'daki kilise, açıkça fransız üslûbunda yapılmıştır. Limburg an der Lahn'da St. Georg ve Marburg'daki St. Elisabeth gibi, orta çapta daha pekçok kiliseye rastlanır. 1250'den itibaren, daha büyük çapta katedrallerin yapımına başlandı; Köln katedralindeki koro yeri, doğrudan doğruya Amiens katedralinden taklit edilerek yapılmıştı, ama Hohenstaufen hanedanının düşüşü, imparatorların zayıflaması, bu katedralin de, Regensburg'takinin de tamamlanmasını önledi. Doğu bölgelerinde, örnek tipi Lübeck'teki St. Maria olan, tuğlalı gotik bir mimarî tarzı yayılmağa başladı. Hiç şüphesiz alman gotik heykeltraşlığı, kalite bakımından, fransız gotik heykeltraşlığı ile boy ölçüşebilecek tek heykeltraşlıktır. Bamberg'de, roman etkisinden bir türlü kurtulamayan ustaların yerini, Reims üslûbunu benimsemiş sanatçılar aldı. Saksonyalılar, Freiburg'da çok ince ve zarif bir eser olan Yaldızlı Kapı'yı yaptılar. Bununla beraber o devrin şaheseri, Naumbufg kilisesindeki koro yerini süsleyen «muhteşem bağışçı» heykelleridir. Sonraları, alman heykeltraşlarının en çok işledikleri tema, Magdeburg, Stras-bourg, Freiburg-in-Brisgau'da görülen Uslu Bakireler'le, Çılgın Bakireler temasıdır.
XIV. yy.ın ikinci yarısından itibaren, özellikle XV. yy. Almanya'sında, aristokrat zihniyetin yerini burjuva zihniyetine bıraktığı bir çağ başladı. Bu çağa, bazen, S önder gotik (özel gotik) adı da verilmiştir. Bu devirde tek bir kilise tipi başarı kazandı: yan duvarların yüksekliği ile nef yüksekliğinin eşit olduğu Hallenkirche; Ulm kilisesiyle Viyana'daki Stephanskirche, bu üslûbun başlıca örnekleridir. Resim alanında okulların sayısı pekçoktur ve her biri ayrı bir bölgenin özelliklerini yansıtır. Etkis' görülen başlıca okullar, Bohemya'da tutunan Avignon okulu, Bourgogne ve Hollanda okullarıdır. Romantiklerin hayran olduğu Köln okulu ise bu hayranlığı hakedecek seviyede değildir; kaldı ki, okulun önderi olan Stefan Lochner, Konstanz gölü civarında doğmuştur. Hansa bölgesinin ünlü ressamı Frank'tır; Vestfalya'nınki Konrad von Soest, Schwaben'inki güçlü Lucas Moser, Ulm'unki sert Multscher, Bavyera'nınki gerçek üstücü sayılabilecek Malesskircher'dir. Bu resim tarzı, büyük sanatçı sayılabilecek şu ressamlarla en yüksek noktasına ulaşmıştır: Güllü Çalılıktaki Meryem'in ressamı Colmar'lı Martin Schongauer; İsenheim kilisesinde, mihrap arkalığındaki ünlü tabloyu yapan ve Frankonyalı olduğu sanılan Grüne-wald' Mantegna'dan esinlenen Tirollü ressam ve heykeltraş Michael Pacher ve Eski Hans Holbein.
XV. yy.ın ikinci yarısında, grafik sanatların özelliklerinden biri de gravürlerin bolluğudur: ağaç üzerine gravürler ve basmalar. Nürnbergli Wolgemut'un gravürcülüğü, ressamlığından çok daha değerlidir. Üstat E.S.'nin, Akıl Kitabı veya Amsterdam Kabinesi üstadının sadece gravür yaptıkları anlaşılmaktadır. Limburg kardeşlerin memleketi olan Meuse ve Ren nehirleri arasındaki bölgenin, minyatür alanında oynadığı milletlerarası önemli rolü de burada belirtmek gerekir.
Heykeltraşlık, resimden hiç de geri kalmamıştır. Bazı sanat tarihçileri, alman sanatında «barok öncesi» diye bir devirden bahsederler. Bu adlandırma pek yersiz sayılamaz: bu devir heykellerinde, kumaşların hareketli ve düzensiz duruşu çok yaygındır. Polonya asıllı Wit Stwosz, Krakow ve Nürnberg kiliselerinde yaptığı tahta mihrap arkalıklarında barok üslûbun aşırı örneklerini vermişti. Nürnberg'teki çalışmalarında da, özellikle taş oymacılığı yapan Adam Krafft ve bronz sanatçılarının ilk temsilcisi Vischer ile rekabet eder. Tilman Riemenschneider, Frankonya'da bir çok heykel ve mihrap arkalığı yapmıştır.
• Rönesans. XV. yy.a nazaran Rönesans devri daha az eser verdi ama germen sanatının da en büyük temsilcisini yetiştirdi: desen ve gravürleri belki de resimlerinden üstün olan Albrecht Dürer (1471-1528). Apokalypsis'i canlandıran tablolarında da, Dört Havariler adlı büyük tablosunda da italyan sanatının getirdiği bütün yenilikleri ve buluşları benimsemiş, fakat kendi orijinalliğinden de hiçbir fedakârlık yapmamanın yolunu bulmuştur. Dürer'in çağdaşları ve kendisinden yaşça küçük olan meslektaşları arasında şunlar in da adlarını sıralayabiliriz: renkleri çok iyi kullanan ve bazı gariplikleri de olan Hans Baldung Grün; daha yavan olan ama İmparator Maximilian I'in sanat teşebbüslerinde ona çok yardımı dokunan Hans Burg-kmair; Protestanlığın sert kaideleriyle şehvet'i, Saksonya sarayındaki tablolarında garip şekilde birleştirmeği başaran Lucas Cranach; Tuna'da, peyzaj türünü bulanlardan biri olan Tunalı Albrecht Altdorfer. Daha verimsiz olan bundan sonraki kuşak, portreciliği ile kendi memleketinden çok ingiltere'de tanınan Genç Hans Holbein'i yetiştirmiştir.
Heykelciliğin şerefini korumak, Vischer'lerin Nümberg'deki dökümhanesine düşüyordu. Burada üç kuşak çalıştı: Rönesans'ın etkisinde kalmadığı belli olan Eski Hermann, ailenin dâhi çocuğu Eski Peter, meşhur Aziz Sebaldur, sandukasını tasarlayan babaları ile bu sandukayı gerçekleştiren genç Hermann, genç Peter ve Hans. Bu atelyede, yatık heykelli ve armalı mezar taşları, Almanya'da pek az rastlanan incelikte küçük bronz heykeller de yapılmıştır. Augsburg'da, banker Fugger'lerin himayesinde, italyan sanatına hayran Adolf Daucher; Eichtâtt'te Loy Hering; Mainz'de ise, önceki çağdan kalma sanatı az çok devam ettiren kendine özgü bir sanatçı olan Hans Backofen ile karşılaşıyoruz.
Mimarlık ise daha bir kararsızdır: Nürnberg'teki evlerde gotik üslûp süregelmiş ve ancak pek ender binalarda (genellikle saraylarda) italyan mimarîsinin getirdiği sadelik ve ölçülük uygulanabilmiştir. Meselâ, Landshut yakınında, Plassenburg'da italyan sanatçılarının da katıldığı eserlerde veya Heidel-berg'deki seçici Otto Heinrich sarayının cephesinde bu italyan etkisi görülür. Fakat çoğu zaman bu işlemeler, birtakım süs yığınlarından ibarettir.
• XVII ve XVIII. yy. lar. İlk yozlaşma belirtileri XVI. yy. in sonunda, özellikle kuyumculukta görülür. Bu durum XVII. yy.da büsbütür hızlanmış, ancak birkaç mimar kendilerini bu yozlaşmadan kurtarabilmiştir: Augsburg'da germen ağırbaşlılığını sürdüren Elias Holl, Heidelfcerg'de birçok eser veren Schoch, Wolfenbüttel'de, protestan dinine has kutsal bir yapı tipi yaratmağa çalışan Paul Francke. En ilgi çekicileri Rottenhammer olan italyan taklitçisi bazı özentili ressamlar, değeri bugün yeni yeni anlaşılan bir üslûbun yaratıcısıdırlar. Duygulu bir sanatçı olan Frankfurtlu Adam Eisheimer ise, gerçek kabiliyetini gösteremeden Roma'da ölmüştür. XVIII, yy., Almanya için önce İtalya'nın, sonra da Fransa'nın etkisiyle bir yenileşme devri olmuştur. Büyük bir başarıyle benimsenen İtalyan üslûbu, «barok» kilise mimarîsinin en güzel örneklerini yaratmıştır: manastırlar, kiliseler, fazla süslemeli, canlılık dolu mistik ve heybetli yapılardır. Viyana ve Salzburg'da italyanların yerini alan mimarlar şunlardır: saray ve kiliseler inşa eden Fischer von Erlach ve Hildebrandt;Tuna üzerindeki Melk manastırını yapan Prandtauer; Bohemya'da Dientzenhofer'ler; Dresden'de, Zwinger'in mimarı Pöppelman; protestan kilisesi meselesini ustalıkla halleden Bâhr, Bavyera'da ve Schwaben'de Asam'lar ve Johann Michael Fischer.
Az zaman sonra, sivil mimarlıkta ve özellikle Versailles ve Marly'nin örnek olarak alındığı hükümdar ikametgâhlarında fransız etkisi ağır bastı. Bunların en muhteşemi, Frankonya'da Würzburg sarayıdır; mimarı Johann Balthasar Neumann, Vierzehnheiligen (Ondört azizler) ve Neresheim'deki, kiliselerde de aynı başarıyı göstermiştir. Hainaut'ta doğan, Boffrand'ın talebesi, süslemeci ve mimar Cuvillies, Münih'te çok daha gösterişli bir Bavyera «rokoko» üslûbu yarattı.
Yüzyılın başlangıcında, protestan memleketler, Wallon ve fransız «Huguenot»ların göç etmesinden faydalandılar. Friedrich II, mimarı ve dostu Knoblesdorf ile birlikte Pots-dam'da oturduğu saraya damgasını vurmuştur.
Bazıları mimarî anılar da yeren heykeltraş-lar ve mermerciler (D. Zimmermann, Feuchtmayer, Günther ve daha sonraları, Viyana çeşmelerini süsleyen sevimli Raphael Donner), hayal ve sanatlarını, yapıların süslenmesinde, prenslerin imalathanelerinde pişirilen porselen heykelleri şekillendirmekte kullanmışlardır. Ressamlar daha az dikkate değer; nitekim Würzburg'un piskopos-prens'i, evini süsletmek isteyince Tiepolo'yu davet etmek zorunda kalmıştır.
Roma'da, klasizme dönüşü hazırlayan çevrede Almanlar, nazariyecileri Mengs ye özellikle Winckelmann vasıtasıyle çok önemli bir rol oynadılar. Bu fikir akımı, Bran-denburg Kapısı'nm mimarı Langhans ve heykeltraş Schadow ile Rauch'un yardımlarıyle Berlin'e yüzyılın başındaki manzarasını veren Schinkel'in yetişmelerini sağlamıştır; Münih'te ise, mimar Klenze ve heykeltraş Schvvanthaler, daha güçsüz sayılabilecek bir sanatla, buna benzer bir rol oynamış, Wein-brenner ise Karlsruhe'nin manzarasını değiştirmiştir.
• XIX. ve XX. yy.lar. Gottfried Semper gibi bazı mimarlar italyan rönesans zevkine göre binalar inşa ediyorlardı; diğerleri ise Ortaçağdan ilham aldılar. Julius Rasch-dorff'un Berlin Katedrali, kubbesi bakımından demir mimarîsinin gelmiş geçmiş en cüretli eserlerinden biri olarak gösterilmesine rağmen (kubbenin çapı 35 m. yerden haç'a kadar yüksekliği 60 m.), bu çeşit mimarîye örnek olarak gösterilebilir. Münih'de Leo von Klenze, Heykel müzesini, Ruhmeshalle'yi (zafer tapınağı) geniş bir bilgiye ve arkeolojiye dayanan ağırbaşlı bir üslûpla inşa etti; Petrograd'a davet edilen Klenze, orada da Ermitage müzesini yaptı; Regensburg yakınlarında, Tuna'ya hâkim kayalıklar üzerinde inşa ettiği Walhalla ise, Roma'daki tapınağın taklidinden ibarettir. Modern style 1895'e doğru başladı ama dikkate değer bir eser vermedi. Ancak 1908'de, Peter Behrens ye Josef Hoffmann'la birlikte, binanın fonksiyonuna tamamen uygun bir yapı üslûbunu canlandıran unsur VVerkbund oldu. Bauhaus'un kurucusu Walter Gropius da, aynı düşünceyle, betondan faydalandı. Nazi devrinde, mimar Şpeer, heybetli bir üslûpla rejimin kudretini yansıtmağa çalıştı, ama 1945'te yıkılan Başbakanlık binasında gerçek heybetten çok özentili bir büyüklük vardı. O tarihten bu yana, Wilhelm Ripahn (Köln), Rudolf Schwarz ve özellikle Hans Schwippert (Bonn'daki yeni parlamento binasının mimarı), çok daha ılımlı bir anlayışın ürünü olan eserler verdiler.
XIX. yy.ın başında Düsseldorf okulundan «Nâsıra'lılar» denilen alman ressamları bütün Avrupa'da ilgi uyandırdılar. Roma'da yetişen bu ressamlar, klasizmi bırakmış, bir çeşit katolik ve mistik romantizme geçmişlerdi; en tanınmışları, üstatları olan Overbeck ve Peter Cornelius'tur. Tamamen başka bir zihniyetle Beuron keşişleri de kutsal sanatı yenileme gayretini gösterdiler. Bu arada, daha az iddialı bazı sanatçıları da sayalım: C. D. Friedrich, Krüger, Avusturyalı Wald-müller, ünlü portreci Runge. İmparatorluğun sağladığı birlik sonucu, Berlin bir sanat merkezi olmağa başladı. En çok itibar kazanan sanatçılar, Bismarck'ın ve ihtiyar imparatorun virtüöz portrecisi Lenbach ile gerçekçi William Leibl oldu (1844-1900). Klasik kompozisyonu ve Roma eskiçağını sevmelerine rağmen, romantizmin son temsilcileri Ar-nold Böcklin (1827-1901) ve Hans Thoma'-dır (1839-1924). Anselm Feuerbach (1829-1880) ve özellikle Hans von Marees (1837-1887) portrede Ferdinand von Rayski, karikatürde Wilhelm Busch, empresyonizmde Max Liebermann da roma eskiçağından esinlenmişlerdir. Ludwig Corinth natüralist konuları tercih etmiş, Max Slevogt, Manet'nin etkisi altında kalmış, Fritz von Uhde ise dinî resim ve üslûbu canlandırmağa çalışmıştır; Emil Nolde'den sonra Oskar Ko-koschka, Max Beckmann ve Georg Grosz ekspresyonizmi benimsemişler, Paul Kiee de gerçek üstücülüğün ve soyut sanatın önderliğini yapmıştır.
Berlin'deki Tiergarten'i süsleyen heykellerle temsil edilen resmî heykeltraşlık (Tiergarten'in ana yoluna Berlinliler alay olsun diye Puppenallee, yani Bebekler yolu derler), Münihli Hildebrand olmasa çok zavallı bir duruma düşerdi. Adı burada anılmağa değer öteki sanatçılar da şunlardır: Wilhelm Lehm-brück, Georg Kolb, Renee Sintenis, XV.yy. alman geleneğine bağlı Ernst Barlach ve özellikle Adolf Hitler'in gözde sanatçısı ve Berlin'deki başbakanlık binasındaki büyük heykelleri yapan Arno Breker.
Süsleme sanatları
IV. yy. da Augsburg'da sırlı çömlekler ve ziynet eşyası yapılmaktaydı. VII. yy.da manastırlar gerçek birer sanat okulu oldu; bu devrin özelliğini gösteren Tasillo'nun Kutsal Kâsesi, merovenj ve karolenj üslûplarının bir karışımıdır. IX. yy. da ise Karolenj üslûbu Bavyera'da hâkim oldu. Charlemagne'nın Tacı (Viyana) ve Lothar'ın Salibi (Aachen) bu konuda iyi bir fikir verebilecek eserlerdir. XI. yy.da Bizans'ın etkisi ağır bastı (Basel katedralinin Altın Mihrabı, Cluny müzesi). Lorraine kuyumculuğu da meşhurdu. XII. yy.da, Leipzig'de kalay sırlı çanak çömlek yapılıyor, Köln'de turkuvaz mavisi sineler hak ediliyor (Aziz Potentius'un Sandukası, Louvre müzesi), Helsmershausen benediktin manastırının keşişi Theophilus Presbyter Schedula Diversarum Artium (Çeşitli Sanatlar) adlı kitabını yazıyordu. XIV. yy.da İtalya'da çok beğenilen alman sanatçıları, azizlerin sandukalarını süsleyen güzel şeffaf mineler yaptılar. XV. yy. kiliselerde, mihrap arkalıklarını süsleyen oyma ağaçtan, boyalı ve altın yaldızlı baş döndürücü bir gerçekçiliğin ürünü olan büyük eserler devridır. XVI. yy.da Augsburg, italya'nın tesirindeydi; Nürnberg ise esas itibariyle Alman kalmıştı; gotik gelenek, asıl masa kuyumculuğunda tutunuyordu (acayip şekilli hayvanlar, gemiler v.b.); ilk saatlara «Nürnberg Yumurtası» adı verildi; saatçilik gün geçtikte daha inceleşen mekanik kombinezonlara yöneliyor, camcılıkta, üstünde arma ve dövizler bulunan mineli büyük kâseler yapılıyordu. Westerwald'in gri ve mavi kum tasları, Raieren'in esmer kum taşları, Bayye-ra'nın çini sobaları, Nürnberg'in çinileri ve Lauingen'in duvar halıcılığı da kayda değer. XVII. yy.da ince marangozluğun en ünlü ustası Ulrich Baumgartner, sedef, fildişi, sert taş kakmalı değerli bir malzeme kullanıyordu; ağaç üzerine çalışan oymacılar birbirleriyle ustalıkta yarış ediyorlardı: bunlardan biri, Pronner, bir kiraz çekirdeği üzerine.yüz insan başı oyacak kadar marifetliydi. Potsdam atelyeleri, 1679'dan itibaren, şarap renginde cam imal ediyor, Bohemya ise, faseta yontmacılığında ve gravürcülükte şöhret yapıyordu. Nantes fermanı'nın iptalinden sonra memleketinden kovulan bir fransız, Berlin'de zamanla meşhur olan bir halıcılık atelyesi kurdu. XVIİI. yy.da fransızların Louis XV stili, alman mobilyacılarını etkiledi; Nürnberg'de, Simon Truger, tahta ve fildişine oyduğu o sık sık taklit edilen figürlerini yarattı; 1704'ten itibaren Meissen sert porselen imaline başladı (çok makbul olan Eski Saksonya işleri); diğer seramik merkezleri arasında Ansbach, Bayreuth, Frankenthal, Nymphenburg ve Kassel'i sayabiliriz.
XIX. yy.ın ilk altmış yılında, kayda değer bir şey yoktur; şehirlerde yapılan yeni inşaatlarda, romantizmin tesiriyle taklitçilik ve eski zevk alabildiğine yayılmıştı; daha sonra, Ruskin'in yazılarına, William Morris'in denemelerine bir meraktır başladı. Sanat hareketleri bakımından Berlin artık Münih'i geride bırakmıştı; modern üslûp bir ara moda haline geldi. XX. yy.da, Werkbund'un akılcı doktrine karşı takındığı tutumun (1908) sonuçları bugün de devam etmektedir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla