ALP i. (esk. türk. almak'tan alp veya alıp). Kahraman, bahadır, cesur, yiğit kimse: Tasallufsuz, tefahürsüz bir alpsın (Ziya Gökalp). || Eski Türklerde kullanılan bir unvan. (Avrupa'daki «şövalye» karşılığı.) Unvan olarak şahıs adından sonra gelir: Turgut Alp. Aykut Alp. || Erkek adı (isim olarak, kendinden sonra gelen kelimeyle kaynaşır: Alparslan, Alptekin, Alpagu). || Sıf. Kahraman, cesur. || Yüksek.

— ANSİKL. Eski ve yeni bütün türk şivelerinde bulunan bu kelime, kahraman, cesur, yiğit ve zorlu anlamlarına gelir. Türklerin hâkim oldukları coğrafî sahalarda onun sıfat, özel ad ve unvan olarak, eski çağlardan beri kullanıldığı görülüyor. Orhun Kitabeleri'nde prens Kültigin'in atına Alp-Şalçı adı verilmesi, atlara büyük değer veren atlıgöçebe medeniyetinin bir yönünü göstermesi bakımından dikkate değer, iran efsanesinde Afrasiyab adını taşıyan kahramana, Türkler Alp Er Tunga adını veriyorlar ve bazı türk soyları kendilerini onun neslinden gelmiş sayıyorlardı. Altay, Abakan, Kazak, Kırgız lehçelerinde söylenen hikâyelerde «Alp» veya «Alıp» adını taşıyan birçok kahraman vardır: Alp Karadığa, Alıp-Salay, Kuzgıın-Alıp, Kantay-Alıp v.b. Alp kelimesi özellikle Oğuzlar arasında çok kullanılır, islâmiyetten önceki türk devletlerinde Alpagu şekline de rastlanan bu kelime, İslâmiyetten sonra da devam etmiştir: X. yy. da Abbasîlerin Şam valisi Alp-Tigin adını taşır. Gazne devletinin kurucusunun adı da Alp-Tigin'dir. Büyük Selçuklu emirlerinden birçoğu Alp adını almışlardır: Alp-Gus (Kuş), Alp-Ağacı, Alp-Argu, Alp-Argun, selçuklu hükümdarı Alparslan, Şam Selçukîlerinden Alparslan. Alp ve Alpgazi unvanı, Gorlular gibi selçuklu medeniyetinin tesirinde kalmış devletlerde de görülür. Bu unvanlar, sultan, şehzade, soya mensup kadınların oğulları tarafından kullanılmıştır. Bazı devlet adamlarına da (kumandan, atabeg v.b.) unvan olarak verilir. Alp, eski türk titula-ture'ünde (resmî asalet unvanı) ilek ve tı-rek (direk) unvanlarıyle birleşerek alp-ilek, alp-tirek şeklinde de kullanıldı, ilk selçuklu sultanları, İslâm-iran kültürü tesiriyle aldıkları unvanlara karşı, hanedan prenslerine bu unvanları yermişlerdi. Bu, onların eski türk geleneklerine bağlılıklarını gösterir. Büyük Selçukluların yerine geçen ve onların törelerini devam ettiren Harizmşahlılar da Alp unvanını ileri gelenlere yerdikleri gibi, imparatorluk lakaplarıyle birlikte de kullanmışlardır. Hindistan'daki türk devletlerinde, özellikle Halaç sülâlesinde ve onu devam ettiren Tuğlukşahlar devrinde, büyük emirlere alp-han deniliyordu. Dede Korkut kitabı, türk töresinde bir çocuğa ad konabilmesi için onun, herhangi bir vesileyle bir yiğitlik, bir kahramanlık, bir cesaret göstermesi gereğinin şart olduğunu yazar. Savaşın ön planda geldiği atlıgöçebe medeniyetinde sosyal mevki bu türlü yiğitlik ve kahramanlık örnekleriyle kazanılırdı. Alplar bağlı bulundukları han veya beyin etrafında, çeşitli imtiyazları olan, yüksek bir sosyal zümre teşkil ederlerdi. Beylerle hanlar arasındaki münasebet türk örf ve âdetlerine göre tayin olunmuştu. Esasını eski türk paganizminin dinî anlayışından ve âyinlerinden alan kaidelere göre han veya beyler (reisler) belli zamanlarda, alplarına ziyafetler vermeğe, mallarını yağmalatmağa mecburdular. İçme-yeme, şölen, as adını alan bu ziyafetler, reisin hâkimiyetinin devam ettiğini gösterirdi. Bu gelenek, Dede Korkut kitabında da anlatıldığı gibi, Islâmiyetten sonra da süre gelmiştir.

Anadolu ve Rumeli'nin fethinde özel bir sosyal yapısı ve inanç sistemi olan Alp teşkilâtının büyük rolü olmuştur. İslâm anlayışının gazi tipiyle, türk geleneklerinin alp'ları bu medeniyeti kendilerinde birleştirerek Alp-gazi adını almışlardır. Dede Korkut kitabındaki alplar, Gürcüler, Trabzon Rumları ve Ermeniler gibi hıristiyan kavimlerle devamlı bir mücadele halinde olduklarından, birer Alpgazi'dirler. Bunlar tehlikeli avlar yaparlar, gaza ederler; iyi binicidirler, sürü beslerler. Aralarında kan davaları vardır. Bu devrin kadınları aynı özelliklere sahiptirler. Alplar, kahramanlıkları yanında aynı zamanda dinî bir hüviyete de sahipseler bunlara alperen adı verilirdi. Büyük derviş zümrelerini teşkil ettiği bu alperenler genellikle sınırlarda savaşırlardı.

XIV. yy. baslarında yaşayan Âşık Paşa. Garipname adlı kitabında alplardan uzun uzun bahseder ve onların sahip olmaları gereken dokuz şartı söyle sıralar: sağlam yürek, pazu kuvveti, gayret, iyi bir at, özel giyecek, yay, iyi kılıç, süngü, kendisine uygun bir arkadaş.

Alp, Alpı, Alpagut kelimeleri, Türkiye'deki yer adlarında hâlâ yasamaktadır, özellikle köy adlarında Alpagut kelimesinin kullanılması, bunun bir kabile adı olmasındandır. Her halde, bu kabileye mensup olanlar, çeşitli bölgelere dağılmışlar (veya merkezî idare tarafından dağıtılmışlar) ve birçok köy kurmuşlardı. Rumeli'de bu adı taşıyan köyler, Balkanların XIII., XIV. ve XV. yüzyıllarda alınmasından sonra buraya yerleştirilen Alpagutlar tarafından kurulmuş olmalıdırlar.

Evliya Çelebi, XVII. yy. da Tokat'ta bir Alpgazi tekkesinden ve mesiresinden de bahseder.