ALT i. Bir şeyin aşağıya, yere bakan yüzü: O, tencerenin altının delik olduğunu yeni mi görüyorsun?. || Aşağı taraf, bir şeyin aşağı yüzü ile daha aşağıda olan cisim arasında kalan kısım: Nuriye Hanım bu parayı ertesi sabah yastığının altında gerçekten görünce deliye döndü (N. Araz). Türklere göre adem oğlu dam gölgesinde doğar, gök altında ölürdü (A. H. Müftüoğlu). ü İç: Sonra çocuk Ahmet, babasının hırkası altında niyaza durdu (N. Araz). || Görünmeyen taraf, arka: Lâkin bunun altında ne maksat olacaktır? (M. A. Ersoy). || Derinlik: Bir küçük Hasan şuurunun altından gelen bir hisle... (Y. K. Karaosmanoğlu). || Otururken gövdenin yere gelen kısmı: Yusuf mindere oturmuş, bir ayağım altına almış, ötekini dikerek kollarını onun üzerine dayamıştı (Sabahattin Ali). || Aşağı kısım:...bu iki satırın altında, Simdi bir imza değil... (H. Z. Uşaklıgil). || ...altında, ile, tesirinde, ... — de: ...Atik Valde'yi ya Sinan'ın nezareti altında yapmış, yahut inşaasında Sinan'la beraber başlamış... (Yahya Kemal). Boz sıpaya binip de sarı sıcağın altında tarlaya doğru... (Yaşar Kemal). || Ahiret, öteki dünya: Bu dünyanın üstü varsa altı da var. || Sıf. Aşağı: Yumağı sağdı, sağdı, öteki uçunu da hurma ağacının alt dallarından birine bağladı (R. H. Karay). || Geri kalan: Ben lakırdının alt tarafını unuttum. || Yere yakın olan: apartmanın alt katı, masamın alt gözü.
— ÇES. DEY. Alt alta, birbirinin altında olarak. || Alt alta üst üste, birbirleriyle boğuşurcasma itişip kakışma hali. || Alt başı, bir yerin bize göre aşağı veya uzak tarafı: Tarlanın alt başından seslendiler (O. Kemal). Yokuşun alt başında Sabah matbaası vardı... (Y. Z. Ortaç). || Alt çenesinden girip, üst çenesinden çıkmak, bir kimseyi ikna edici sözlerle kandırmağa çalışmak. || Alt etmek, mağlup etmek, yenmek: Sanatı kendi şartları, kendi ölçüleri içinde alt etmeğe yanaşmadıkça gerçek sanatkâr olmağa imkân yok (O. V. Kanık). Her gücü zorluğu alt eder zaman (S. Batu). Alt tarafı, neticede işin sonu: Alt tarafı, önce insan sonra Türküz (S. Kocagöz). Benden bir kere haber vermek, alt tarafı senin bileceğin şey (H. R. Gürpınar). || Alt yanı, devamı, olup olacağı: Alt yanı bir isim siz öyle sanırsınız (B. Necatigil). || Altı alay üstü kalay, içi dış görünüşü gibi süslü ve gösterişli olmayan. || Altı kaval üstü şişane, altı üstüne uymayan [daha Çok giyim için]: Altı kaval üstü şişane diye ifade olunabilecek bir kıvafet ne millidir ne de beynelmileldir (Atatürk). Altı kaval üstü şişane neviinden şalvar üstüne setri pardeUi giymiş efraddan (Ahmed Rasim). || Altımı almak, düğmek, döğmrk için Mkıca tutmak, üstüne çıkmak. Bir defa, kasabaduıı geç gelen Ismaili, altına alıp öyle bir dövdü ki... (Y. K. Karaosmanoğlu). Birleştirmek, toplamak: Mü'minleri bir tek kubbe altına almak emeli, ancak selâtin camilerinde tecelli edebilirdi (Y. K. Beyatlı). || Altına [at, araba] çekmek: atını, arabasını (onun) emrine tahsis etmek, hediye etmek. || Altına etmek (kaçırmak), yatağına veya donuna abdestini yapmak: Neler çektik. Sarımsaklı yoğurt yedirdik. îçim bulamyor. Altına etmişti (V. O. Bencr). Altına mı kaçırmış! Vah vah... (B. Felek). || Altında kalmak, mağlup olmak, yenilmek: Ceddim bunların altında kalıp ezilince... (ö. Seyfeddin). i Altında kalmamak, yenilgiyi hazmetmemek, karşılığını vermek: Hani altında kalmam (M. Ş. Esendal). || Altından çapanoğlu çıkmak, beklenmedik bir şey ite karşılaşmak, karışık bir yola dökülmek. || Altından girip üstünden çıkmak, hesapsız, kitapsız harcamak; bitirmek: ... saymakla bitmez sanılan toprak ve mallarının altından girdi, üstünden çıktı (R. N. Güntekin). || Alandan kalkmak, başarabilmek, bir güçlüğü yenmek: ... büyük ziyanlar verdiğini duymuştuk. Şirket bunun altından kalkmak isteyecekti (Sabahattin Ab). Alîm. çizmek, dikkati çekmek: ... turk düşüncesinin kütüğüne nasıl bağlandığını belirtmek için altını çizmeğe lüzum gördüğüm zaviyelerdir ki…(P.Safa). || Altını ıslatmak, yatağına yahut donuna küçük abdestini etmek. || Altını üstüne getirmek, karma karışık etmek, düzenini bozmak. || Altta kalanın canı çıksın, «gücü yetmeyen ne olursa olsun» anlamında kullanılır. || Altta kalmak, mağlup olmak, karşılık verememek. || Alttakiler, alt katta oturanlar. || Alttan almak, saygı duyulan veya korkulan bir kimseye karşı yumuşak davranmak, ses çıkarmamak: Okçuoğlu gene alttan aldı (Yaşar Kemal). || Alttan alta, gizlice: Devrin zenginlerine alttan alta haberler göndermeğe başladı (Y. K. Karaosmanoğlu). İçten içe, usul usul: Alttan alta iyice hazırlanan isyan, mayısın ortalarına doğru memleketin birçok köselerini sarmıştı (F. R. Atay). || Altta yok üstte yok, fakir, giyeceği olmayan. || Ayağının altına almak {yatırmak), döğmek: Bir duyarsa gördün mü, beni ayağının altına yatırır (K. Tahir). || Bıyık altından gülmek, gizli gizli alay etmek: Etrajımızdakilerden bazıları bıyık altından gülerler (Ahmed Rasim). Resul Efendi elinde olmadan bıyık altından gülümser (Yasar Kemal). || Boynu altında kalsın, bir kimseye beddua ederken kullanılan bir söz. || El altından, gizli olarak: ... el altından gelen bütün [...] haberlerini... (Y. K. Beyatlı).
— Anat. Alt çene kemiği.
— Astron. Alt kavuşum.
— Balıkç. Alt yaka, ağın dip tarafında genellikle kurşun v.b. ağırlıkların bulunduğu kenara verilen ad. Bazı ağlarda (msl. kılıç ağı) bu yakada ağırlık bulunmaz.
— Bot. Alt durumlu, çanak ile tamamen birleşmiş bir yumurtalığın durumu. Tamamı veya kısmen çanağa gömülü yumurtalığın durumu. (Yapışık yumurtalık da denir.) [Bu terimler üst durumlu veya serbest yumurtalık'Iarın karşıtıdır.]
— Coğ. Alttan akma, bir ırmağın dibindeki geçirimli alüvyonlar yığınında yer alan akma. (EşanL İNFEROFLUKS.) [Çorak bölgelerde bu olayın önemi büyüktür: sahrada alttan akma, bir sürü geçici su derelerinin toprağın yüzeyinde akışını sürdürür ve kuyular ile hurmalıkları besler. Birtakım maddeler (balçık, kil, ince kum gibi) sürükleyip getirerek yerin yüzeyinde hafif alçalmaların meydana gelmesine yol açabilir.]
— Denizc. Alt batarya, deniz yüzeyine en yakın top bataryası. || Alt camadana arya, serenlere açılan yelkenleri en alttaki camadan halat hizasına kadar indirmek ve camadana vurmak, || Alt çarmıklar, ana direklerin çarmık ve donanımının tamamı. "Alt yelken veya alt seren, güverteye en yakın yelken (veya seren). || Geminin altı, bir geminin su yüzeyi altında kalan kısmı. (Eşanl. SUALT, KARINA.) || Kıyı altı olmak, kıyıya çok yakın bulunmak. || Rüzgâr altı, rüzgârın geldiği kıyının karşısına düşen kıyı. || Sancak sıltında, geminin pupasındaki bayrak direğinde şu veya bu milletin bayrağını taşıyarak. || Yelken altında, yelkenler açılmış durumda.
— Dokumc. Alt ağacı (alt levent, alt mazısı da denir), dokuma tezgâhında dokunan halı, kilimin sarıldığı veya çözgü ipliğini gergin tutan alttaki ağaç.
— Dy. Alt aksam, demiryolunun sağlamlığı, balast döşeme malzemesinin konulmasından sonra yerleştirilmesi ve zeminin dayanıklılığı ile ilgili bütün maddî şartlar. || Alt kuşak, bujilerde beşik kirişini taşıyan kirişe verilen ad.
— Ed. Bir beytin ikinci mısraı (Alt satır da denir).
— Elektr. Alt istasyon, bir elektrik şebekesinin bütününü veya bir kısmını beslemek için kurulan ve genel olarak gözetim altındaki bir yapı içinde veya açık havada bulunan dönüşüm veya dağıtım cihazlarının tümü. || Dönüşüm (tahvil) alt istasyonu, transformatörler aracılığıyle elektrik enerjisini dönüştürmeğe yarayan cihazların tümü. || Alt imdat istasyonu, bir elektrik üretme fabrikasının veya alt istasyonunun yetmezliği veya hizmet dışı kalışı halinde bir elektrik şebekesini beslemeğe yarayan alt istasyon.
— Fiz. Alt kaynatıcı, kaynatıcıları bir kazanın esas kısmına bağlayan, içi boş, büyük boru.
— G. santl. Alt boya (taban boya da denir), yağlı ve suluboya resimlerinde, üste gelecek renkleri daha iyi belirtmek için alta sürülen boya.
— Foto. Alt tabaka, duyar kattan önce tabana sürülen jelatin vernik v.b. katı. Görevi, halo'yu önlemektir. Yıkama (developman) sırasında yok olur.
— İnş. Alt kiriş, bir kirişi berkitmek için altına konulan bir başka kiriş. || Alt mahya kirişi, çatıda mahya kirişinin altına konulan çatma parçası. (Çoğu zaman birbiri ardından gelen makas babalarına kuşaklarla bağlanarak, yatay kuvvetlerin karşılanmasında onları destekler.) || Alt pencere, osmanlı mimarîsinde iki sıra halinde, altlı üstlü yapılan pencere, üstte olanlara kafa penceresi denir. || Alt taban, bir ahşap yapıda, zemin kata yatay olarak yerleştirilen, dikmelerle birleşen ve döşeme kirişlerini taşıyan ahşap parçalardan her biri.
— Jeofiz. Alttan vuran, bir deprem sırasında meydana gelen kesik sarsıntılar.
— Jeol. Alt tabaka, solum veya gerçek toprağın altında bulunan herhangi bir tabaka. || Alt toprak, satıh toprağının altında, içinde köklerin normal şekilde geliştiği tabaka.
— Mant. Başka terime bağımlı bir terim için kullanılır.
— Mat. Kuruluşlu bir cümlede bir veya daha çok bileşim kanununu bir yana bırakarak elde edilen cümle: Bir halkada, toplama kanunu hesaba katılmazsa, alt bırakılan bir çarpma grubu elde edilir.
— Matbaac. Altına girmek, klişe indirme sırasında, yanlış ve eksik boya verme ve kapama, asitte uzun süre bırakma, küveti fazla çalkalama sonucu çizgi ve noktaların yan altlarından yenmesi. Böyle, alttan fazla yenen ince çizgi ve harflerin tepeleri sağlam ayaklardan mahrum kaldıklarından, baskıda kırılır ve kopar; resim de bozuk ve lekeli görünür. Böyle klişeler galvano ve kalıp işlerinde zorluk çıkarır, matrise takılır kalır.
— Meteorol. Alt hava küresi, dünya ile üst hava küresi arasındaki atmosfer tabakası. Ortalama 12 km.lik bir kalınlığı vardır.
— Mim. Alt bilezik, sütunların altına konulan bir çeşit kordon.
— Müz. Alt damak sesi, yumuşak damağın ön kısmından çıkanları bir sese yerilen ad. || Alt dominant, diatonik gam'in dördüncü derecesi. (Dominant ile medyam arasında yer alan alt dominantın, ton bakımından çok belirtici bir fonksiyonu vardır ve 1. ve 5. derecelerle beraber, tonu en iyi belirleyen derece sayılır. Ses çıkaran cisimlerin tabiî rezonansı, alt dominantın pes bir dominant olduğunu gösterir.)
— Radyotek. Alt taşıyıcı, modüle halde bulunan ve daha yüksek frekanstaki bir dalgayı modüle eden bir dalga için kullanılır. (Alt taşıyıcı dalgalar ilkesi, bir vericinin aynı anda iki haber yayımlayabilmesini mümkün kılar.)
— Sine. Alttan görüş, kamera ekseni aşağıdan yukarıya doğru yönetilerek yapılan çekim. (Zıddı: ÜST'ten görüş.)