ALTIN i. Parlak sarı renkte, yoğun, tellesen, havadan, sudan etkilenmeyen ve ticarî değeri çok yüksek olan maden. || Esk. Lira: Hanendelere üçer, sazendelere ikişer altın verilmesi âdetti (A. Ş. Hisar).

♦ Sıf. Altından yapılmış: Kâmran'a ince bir altın kordonla boynuna bağlı bir madalyon uzattı (R. N. Güntekin). || Mec. Parlak, parlaklık: Gelse altın ışıklı bir yaz (O. V. Kanık). Mehtabın altınlarına dalarak (A. Ş. Hisar). || [Renk için] Sarı, altın sarısı: Sapsarı, altın renkli, kırmızı damarlı yapraklar (Yahya Kemal). Altın saçlı boy nak güzeli (Y. Z. Ortaç). || [Ses için] Güzel, net, pürüzsüz: Cercle dOrient'ın altın sesli bülbülü (Y. K. Karaosmanoğlu).

— ÇEŞ. DEY. Altın adını bakır (pul) etmek, iyi ve temiz şöhretini kirleterek değerini düşürmek. || Altın babası, çok miktarda altına sahip, zengin, altın biriktiren. || Altın bilezik, para getiren meslek, sanat, hüner: Sanat, altın bileziktir (Atasözü). || Altın çağ (devir), tabiatın, insanın mutlu yaşaması için hiç bir şeyi esirgemediği efsanevî veya mitolojik devir, mutluluk devri. || Altın kafes, çok güzel, varlıklı, zengin bir ortamda olmasına rağmen hürriyetlerin kısıtlandığı, esir ve hapis hayatına benzer bir hayat tarzı: Rabia'nın zihninde saray derhal bir altın kafes oldu (H. E. Adıvar). || Altın kesmek, altın para basarcasına bol ve rahat para kazanmak. || Altın küpü, altın para biriktiren parası çok olan: Bizim büyükanne altın küpüdür, benim bir sözümü iki etmez (Sabahattin Ali). || Altın leğene kan kusmak, varlık içinde olduğu halde hastalık ve üzüntülerle yaşamak. || Altın sarısı, altının kendine has kızıl sarı renginde ofan şeyler için. || [Sağlıklı, güzel bebekler için] Altın topu, övgü anlamında kullanılır: Altın topu gibi çocukları üstüne bu işi nasıl tuttuğunu bir türlü akıllarına aldıramıyorlardi (R. N. Güntekin). || Altın tutsa bakır (pul, toprak) kesilir, elinin değdiği her ümitli iş başarısızlıkla sonuçlanır, kısmetsiz, talihsiz. Zıddı: Neye değse altın olur. || Altına batmış, çok zengin, çok altını olan. Görgüsüzce altın takıp takıştıran kadın: Elmaslara, altınlara batmış bir şişman kadın (R. N. Güntekin). || [Kusursuz, mükemmel kimseler için] Ağırlığınca altın etmek, «değeri, kıymeti kendi ağırlığı kadar altın ile ölçülebilir veya ölçülemeyecek kadar çok» anlamına. || Neye değse altın olur, her el attığı iş para getirir, kıymetlenir. || [Saklanacak, sığınacak yer için] Sıçan (fare) deliği bir altına, yokluğu, imkânsızlığı, güçlüğü ifade eder. || Tuttuğun altın olsunl: «her işten para kazan, her el attığın iş değerlensin» anlamında dua ve dilek: Allah hemşehrilerimizin her tuttuğunu altın etsin!

— Avc. Altın yağmurcun, bir çeşit yağmurcun (Clevialis apricarius, cheradrius morinellus veya leschenaultü).

— Dil bil. Eskiden «altun» şeklinde olan altın kelimesindeki u sesi ünlü uyumu tesiriyle duzleşerek ı olmuş ve kelime de bugün kullanılan altın şeklini almıştır: Açılmış meyvanın dalım eğer / Güzelin kıymeti bin altun değer (Karacaoğlan).

— Dişçilik. Altın dolgusu, oyuk bir dişin, silindir biçiminde yuvarlanmış altın yaprakcıkları ile doldurulması. (Bu teknik, günümüzde, ancak küçük oyuklar için kullanılır; yerini, inlays veya onlays denilen altın kakmaya bırakmıştır.)

— Ecz. Radyoaktif altın.

— Folk. Altın yüzük, bir halk oyununun adi.

— G. santl. Altın varak ve altın yaldız, sıcak mermer üzerinde çekiçlerle döğülerek sigara kâğıdı inceliğine ve tabaka haline getirilen altın ve bununla yapılan yaldızlı süslemeler. Bk. ANSİKL.

— Huk. Altın şartı (Altın kaydı da denir). Borçlunun borcunu altın para ile ödemesini veya ödeme sırasında altın rayicine göre yeniden hesaplanmasını öngören hüküm. || Altın kıymeti şartı, altın para değerinde meydana gelecek fark gözönünde tutularak ödeme yapacağına dair sözleşme şartları.

— İkt. Ayar. || Altın kambiyo sistemi (ing. gold exchange Standard), banknotların, sadece dış ticaret ihtiyaçları için, altına tahvil kabiliyeti olan yabancı paralarla mübadele edilebildiği para rejimi, || Altın külçe sistemi (ing. gold bullion standard), hiç bir altın paranın tedavülde bulunmadığı, fakat banknotların, belli bir asgarî ağırlıkta külçe altınla mübadele edilebildiği para rejimi: Altın külçe sistemi Fransa'da 1928 ile 1936 yılları arasında ve İngiltere'de iki dünya savaşı arasında uygulanmıştır. Altın sikke sistemi veya altın standardı (ing. gold specie Standard veya gold standard), banknotların her an altınla mübadele edilebildiği para rejimi. Bu rejimde herkes, para basan kurumdan, külçe altın karşılığında altın sikke basmasını isteyebilir; altın ithalâtı ve ihracatı da serbesttir, ingiltere'de 1821 yılından itibaren uygulanmıştır.

— Kim. Altın. || Altın suyu, altını ve platini çözündüren nitrik ve klorhidrik asitler karışımı. || İçilebilir altın, eskiden kalp yetersizliklerine iyi geldiği söylenen koloidal altın çözeltisi. || Mozaik yaldızı altın veya filistin altını, rengi altını andıran ve boyacılıkta kullanılan stanik sülfür. || Patlayıcı altın, bir altın oksitinin patlayıcı özellikleri olan amonyaktı türevi.

— Mal. Altın noktaları veya gold-point, altının bir ülkeye girmek veya bu ülkeden çıkmak eğilimi gösterdiği kambiyo haddi. (Tabiatıyle, altın noktaları, altın fiyatlarının bağımsız olduğu serbest kambiyo rejimine bağlıdır.)

— Matbaac. Altın kesit, bir çizgi bölündüğü zaman küçük parçanın büyüğe nispeti, büyük parçanın bütüne nispeti gibi olursa altın kesit denir.

— Metal. Altın kakma, tahta, kumaş, maden v.b. herhangi bir madde üzerine altın parçaları veya altın tel gömerek yapılan süsleme. || Altın kaplama, altının birçok kimyevî etkenlere karşı dayanıklılığı dolayısıyle, çevrenin hava şartları altında veya sıcakta oksitlenmesi istenmeyen veya aşındırıcı maddelerin etkisinden korunmak istenen parçalar için uygulanan bir işlem. || Altın sırma, kumaş üzerine islemede kullanılan altın (veya bakır) tel. || Akaltın, eskiden platine verilen ad || Arıtılmış altın, bazı işlemler sonucu bir karışımdaki yabancı maddelerden ayrılan altın. Esmer altın, miskala ile parlatılmış altın. || İngiliz altını, kuyumculukta kullanılan altın, gümüş ve bakır alaşımı. || Kırmızı altın, altın ve bakır alaşımı. || Kurşuni altın, altın, demir, gümüş ve bakır alaşımı. || öğütülmüş altın, eskiden, maden üzerine yaldızlamada kullanılan toz altın. || Saf altın, içinde yabancı madde olmayan altın. || Sarı altın, rengi açık olan altın türü.

— Meyve. Altın ayvası, daha çok çalı halinde yetişen bir ayva çeşidi. En çok Ankara ve dolaylarında yetişir; verimlidir, meyvesi yuvarlak ve altın sarısı rengindedir. Olgunlaştıkça yumuşar, tadı tatlımayhoş ve kokuludur.

— Mim. Altın sayı.

— Miner. Argental altını, Sibirya madenlerinde bulunmuş tabiî altın ve gümüş alaşımı. || Kedi altını, şerit biçimindeki mikaya verilen ad.

— Sırmacılık. Altın kaplama, bir elektroliz işlemiyle yaldızlanmış gümüşten meydana gelir. || Sahte altın, sadece sarı bakırdır. || Yarı altın kaplama, yaldızlanmış veya gümüşlenmiş bakır. (Her üç çeşit sırmacılıkta kullanılan değişik kaliteli madenlerdir.)

— Tar. Altın. || Altın tarım, yalnız Efrasiyab soyundan yani büyük türk hakanı Alp-Er-Tunga sülâlesinden gelen hatunlara verilen ad veya unvan. Bu hatunlar aynı zamanda hanedan kadınlarının ongunu sayılırdı. Bu unvanın Tarım ve Altun tarım sekli de vardır. || Altın kozak. || Altın tuğra.

— Tıp. Altın tedavisi, altın tuzlarının tedavide kullanılması. (Eşanl. KRÎZOTERAPİ ve OROTERAPİ.) [Altın tedavisi uzun zaman tüberküloza karşı kullanıldı, bazı olumlu sonuçlar da alındı; ama streptomisin ve isoniazit çıkalı beri, bu tedavi sadece romatizmaya uygulanmaktadır. Bazı iyi etkileri bulunmakla beraber, çeşitli sakıncalarından dolayı altın tedavisi yerine, fizik tedaviye ve iltihap önleyici ilâçlara bas vurulmaktadır.] Bk. ANSİKL.

— ANSİKL. işletilen iki tip altın madeni vardır. Bunlardan birinci tip madenlerde, içlerinde altın olan kayalar, genellikle damarlar, bulundukları bölgede isletilir; ikinci tip madenlerde de altın zerreleri bulunan alüvyonlar işletilir. Birinci tip madenlerde, cevherlerin altın oranı ton basına 6-12 gr. a ulaşır ve damarlar çok derin olduğundan, isletme de derinlemesine yapılır (madenlerin 3 500 m. derinlikte bulunduğu Güney Afrika [Transvaal], Hindistan, Brezilya yatakları). Altınlı alüvyonların işletilmesi çok daha kolaydır: bu alüvyonlar taraça biçimindeyseler monitorlar vasıtasıyle (yani, toprağın yumuşak kısımlarını sürükleyip, altınlı kısmın ortaya çıkması için basınçlı su püskürtülmesi), akarsu yataklarında iseler taranarak islenebilirler ve kayalara kıyasla içlerinde daha az altın olsa bile, yine de kazanç sağlarlar.

Başka metallerin arıtımından kalan yan ürünlerden de bazen altın elde edilir. Meselâ, altın çok defa bakırla birleşmiştir ve birçok bakır madeninde içinde az miktarda altın bulunan cevherlere rastlanır; bu altın, daha sonraki işlemlerde, meselâ ham bakırın elektrolizinde, «sehlamm» (çamur) şeklinde ayrılan kısımlarda birikir ve bazı usullerle bunlardan çıkarılır.

• Üretim. Kaya halindeki cevherlerden altının çıkarılması için bu cevherler, metal parçacıklarının serbest hale gelebilmelerini sağlamak amacıyle önce parçalanır, sonra ince toz haline getirilir. Eskiden bu işlemler (özellikle Amerika'da) altın havanlarında yapılırdı; bu gün altın cevherleri kürekli döner değirmenlerde (tube-mili. boru değirmeni) öğütulmektedir. Böylece elde edilen hamur, yıkama masalarında (sarsıntılı masalar) ve yüzdürme hücrelerinde işlenir ve geriye kalan altının da çıkarılması için malgama yoluna gidilir, yani öğütme ürünü hamur ince bir tabaka halinde, civa sürülmüş bakır levhalar üzerinde yavaş yavaş geçirilir, civa altını çözündürerek tutar; meydana gelen malgama alınarak damıtılır, civası kurtarılır ve geriye altın kalır. Çoğu zaman öğütme hamurundaki altının çıkarılması, siyanürleme ile sağlanır: bunun için hamur, büyük hava karıştırıcılarında (Brown veya Pachuka tankları), sodyum siyanürle muamele edilir, hava etkisiyle meydana gelen sodyum orosıyanür süzülür ve altın, ya çinko ya alüminyumlu çökeltme veya elektroliz ile açığa çıkarılır. Bazen de aynı amaç için klorlamaya baş. vurulur, yanı klor etkisiyle meydana gelen altın klorür, kalsiyum sülfürik ile çoktürülür.

Altınlı alüvyonlarla çalışmak, öğütmeğe ihtiyaç olmadığından daha kolaydır. Büyük çakıllar kalburlarla elenip ayrılır, ince kısımlar da, simce adı verilen kanallardan geçerek altınlarını bunların civalı oyuklarına bırakır; bununla birlikte alüvyonlarla da sarsıntılı masalara ve gereğinde yüzdürme usullerine bas vurulabilir ve işlemler hemen her zaman malgama ile sonuçlanır.

• Arıtma. Yukarıda anlatılan usullerle elde edilen altın, gümüş, bakır, kurşun gibi yabancı maddeler taşıdığından, bunun ya eritme (Kal işlemi), ya kimyevî yollarla (klorun veya sülfürik asitin etkisi) veya elektrolize bas vurularak arıtılması yoluna gidilir.

• Dünya altın üretimi. XIX. yy. in basından beri dünya altın üretiminde, yeni madenlerin kesfı ve iktisadî, siyasî sebepler dolayisiyle önemli dalgalanmalar oldu. 1800 Yılına doğru 20 ton kadar olan üretim, XIX. vv in ortalarında 200 tona yükseldi; 1890'da 490-500 tonu buldu ve Birinci Dünya savasından önce 700 t. a yakın iken, İkinci Dünya savasına kadar 1 000 t. u geçti; fakat üretim, bir defa 1929 büyük iktisadî buhranında, ikinci defa da İkinci Dünya savaşından hemen sonra, 1945'te kayda değer bir duraklama gösterdi. Bugün, dünya altın üretimi, ortalama olarak gene 1400 tonu bulmuştur.

Üretimin dağılımı, yüz yıldan beri önemli bir değişikliğe uğradı. Avrupalı üreticilerin rolü pek Önemli değildir: meselâ Fransa, yılda ancak 1,4 t. altın çıkarmaktadır. Buna karşılık Güney Afrika cumhuriyeti, Witwaters-rantf madenleri sayesinde, dünya üretiminin yarısından fazlasını sağlayarak önemli bir rol oynamaktadır. Fakat bu konuda en önemli yeri, herhalde 1930fdan beri önemli bir üretıci niteliğini kazanan S.S.C.B. tutmaktadır. Amerika kıtası öteden beri hatırı sayılır bir üretici oldu; fakat Güney Amerika'nın, dünya üretiminin yüzde 4'ünü asmayan hissesi, XVIII. yy. dan bu yana, üçüncü ve dördüncü üreticiler olan Kanada ve A.B.D. yararına azaldı. Avustralya, 1850 ve 1886'daki keşiflerden sonra, başlıca üretici ülkeler a-rasında yer aldı: bugün sağladığı 30 t. kadar altınla, ancak besinci sırayı tutabilmektedir. Altın, uzun yıllardan beri Güney Rodezya'da ve Gana'da çıkarılmaktadır; 1903'te altın madenleri keşfedilen Kongo ile birlikte, bu üreticiler aşağı yukarı 60 t. altın sağlamaktadır. Japonya ile Filipinler de 20 t. altın çıkarır. 1966'da, dünya altın üretimi 1 300 tonu buldu (üretimi 400 ton olarak tahmin edilen S.S.C.B. hariç); bu toplamın yüzde 70'ten fazlasını Güney Afrika çıkarır.

• Altın alaşımlarının kullanılması. Saf altının çekme gücü ve sertliği düşük olduğundan, kullanılışı da sınırlıdır: elektrik ve termik iletkenliği, sıcakta oksitlenmeye uğramaması ve bazı ortamların aşındırıcı etkisinden zarar görmemesi dolayısıyle, kimyevî işlemlere yarayan bazı cihazlarda, laboratuvar çalışmalarında ve bazı elektrik tesisatında kullanılmaktadır. Gerçekte altın, özellikle bakır, gümüş, platin ve nikel ile alaşım halinde ise yarar. Bakırla altın, gerek sıvı halinde, gerek katı halde, birbirinde her oranda çözünebilir: bakır, altını sertleştirirse de aşağı yukarı yüzde 10 oranına kadar yumuşaklığını azaltmaz. Bu alaşımlar para basımında (geçerli ayar: binde 900) ve kuyumculukta kullanılmaktadır (fransız ayarlan binde 920 ile 750 arasında değişir ve dıs ülkelere satılan bazı mallar için binde 583'ü bulur; türk altını: 83 1/3 Cu, 916 2/3 Au). Ham döküm ürünü halfnde gösterdikleri kimyevî heterojenlik dolayısıyle bu alaşımlar, özellikle bakır oranları yüzde 10'u aştığı zaman, haddeleme, dövme ve çekmede kullanılabilmek için bir termik işlemden geçirilmelidir. Altın-gümüş alaşımları da, mekanik özellikleri (dayanıklılık, sertlik), müşekkil metallerinkine» kıyasla daha yüksek olan bir tek katı çözelti verirler. Altına gümüş katılarak rengi değiştirilir ve çeşitli altın tipleri meydana getirilebilir: az ölçüde gümüşle sarı altın, yüzde 25-40 gümüşle yeşil altın, yüzde 50 gümüşle beyaz altın. Daha iktisadî olan ve asitik aşındırmaya karşı saf altın kadar dayanan bu alaşımlar, kuyumculukta kullanıldığı kadar, sıcakta iyi bir yüzeysel görünüş ve temas noktalarında asgarî bir yıpranma ile birlikte, gerektiği kadar yüksek bir iletkenlik kazanması istenen bazı elektrik tesisatı parçalarının yapımında da kullanılmaktadır. Altm-gümüş-bakır üçlü alaşımları, ingiliz altım adı altında kuyumculukta işe yarar. Beyaz renkte olan ve çok değişik bileşimler (yüzde 25-50 altın, yüzde 12-20 gümüş ve yüzde 40'a kadar bakır) gösteren bu alaşımlar, lehimleme işlerinde de kullanılır (yüzde 50 altın, yüzde 30 gümüş, yüzde 20 bakır). Renkleri dolayısıyle çok defa kurşunî altın adı verilen diğer bazı altın alaşımları arasında, oksitleşmemeleri dolayısıyle kuyumculukta ve fizikte kullanılan bazı cihazların yapımında, saatçılıkta platinin yerini alan karmaşık alaşımlara da rastlanmaktadır; geçerli metal katkılar: bakır, gümüş, palladyum, nikeî, çinko ve magnezyumdur.

— Ecz. Radyoaktif altın (Au 108), karaciğerin sentigrafisi için kullanılır ve karaciğer özek dokusunun çalışan bölgeleriyle çalışmayan bölgelerinin belirlenmesine yarar.

— G. santl. Altın varak, kitap kapaklarının ve sırtlarının yazı ve süslemesinde, yan ve başlarının yaldızlanmasında, resimlenmesinde, yazı ve tezhiplerde, fantezi ambalaj ve tebrik kartlarının baskısında kullanılır. Eskiden resimleme ve tezhipte elle kullanılan altın varak, bugün daha çok cilt ve baskı presleri vasıtasıyle kullanılmaktadır. Altın varak, eskiden elle parşömen parçaları arasında, sonra öküzlerin körbağırsaklarından yapılan deriler arasında çekiçlenmek suretiyle elde edilirdi. İyi döğülerek hazırlanmış varakların 7 000 tanesi 1 mm. eder. Bir altın varak 0.00011 mm. kalınlığındadır. Bu altın varakı elde etmek için haddeden geçirilmiş altın, 4 mm. eninde kesilerek 3X12 boyutunda hazırlanmış tirşelerin (derinin alt, tüysüz tarafı) arasına, 8 yaprakta bir konur. Böylece avadanlık denilen bir istif yapılır. Bu istif 25 sm.3 büyüklüğünde bir mermer üzerinde 4 kiloluk bir çekiç ile dövülür; dövme esnasında mermer daima sıcak tutulur. İkinci istif 1 kiloluk çekiçle dövülür; avadanlık kenarından taşan altınlar sıyrılır, levha büyüyüp inceldikçe daha ince avadanlığa alınır ve tavşan ayağıyle temizlenir. Üçüncü avadanlıktan sonra, 6,5X12,5 boyutunda ince kağıtlara alınır ve 11 kağıt içinde 10 altın varak deste yapılarak satılır. Böyle hazırlanmış 20 desteye bir «tefe» denir. Altın varak, binaların iç süslemelerinde, eşyalarda, minyatür ve ciltçilikte, hat sanatında v.b. kullanılmıştır. XIX. Yüzyıl sonlarına kadar İstanbul'da Beyazıt'ta altın varakçılar çarşısı vardı. Selçuklularda altın yaraklar yapıştırma şeklinde, Osmanlılarda ise arap zamkı (hayut balla) ezildikten sonra fırça ile sürülerek kullanılırdı. Sarı ve yeşil olmak üzere iki cinsi olurdu. Sürülüp kurutulduktan sonra mühre ile parlatılırdı. Bugün çok az kullanılmaktadır.

• Altın yaldız. Mısır el yazmaları ve mumya kutularında, altın yaldız'ı dökülmemiş süslemelere rastlanır. Yunanlılar ve Romalılar da bazı heykelleri yaldızlamalardır. Kullanılan altın varakların kalınlıkları âzdı (bracteae). Istampayle elde edilmiş madalyalara verilen «brakteat-gonca yaprakçığı» adı buradan gelir. Bu altın levhacılıkları aynı zamanda mobilyacılıkta, kakma olarak kullanıyorlardı. Altın tozu veya sıva üstüne altın ile yapılan gerçek yaldızlama ilk olarak Romalılarca uygulandı: Romalılar, Ortaçağda tahta üstüne, heykelcilik ye döşemecilikte uygulanan civa usulünü bilirlerdi. Araplar da bunu uygulamışlardır. Boyalı ve yaldızlı figürlü mihrap arkalıkları, XV. ve XVI. yüzyıllarda çok modaydı. Aynı devirde İtalya'da, mobilyalar yaldızlanırdı. Pesaro'lu italyan Giacomo Lanfranco «Fayans üstüne altın» (1567) beratını almadan yüzyıl önce Delft'te seramik dekorlarında altın yaldız kullanılmıştı. Louis XIV ve Louıs XV zamanında döşeme işlerinde, tahta üstüne altın yaldız ağır basıyor ve Louis XVI zamanında boyalı tahtayle ciddî bir şekilde rekabet ediyordu. XVIII. Yüzyılın sonunda mobilyaların bronz parçaları, aplikler ve rakkaslar mat olarak yaldızlanırdı.

XVIII. yy. da maden üstünde civa ile çalışan yaldızcılar (Jacques Cloquemain, Pitoin, Claude Harlau, Quentin-Claude, Benoît) bu çeşit çalışmayı -en yüksek noktasına eriştirdiler. Madenin diğer yaldızlama usulleri, varak altınla sıcak yaldızlama, elle ve soğuk yaldızlama, tavlamayle yaldızlama ve galvanik yaldızlamadır. Tahtanın, alçının, kartonun yaldızlanması yağlı veya suluboyayle yapılır. XVI. yy. dan itibaren altından başka bir madenden elde edilen varaklarla yaldızlama denendi: gümüş varaklar, kalay varaklar, boyalar, vernikler.

Deri üzerine yaldız, duvar kaplamalarında, kitap ciltlerinde, deri kaplı mobilyalarda kullanılır. XVI. yy. da ciltçiler «deri yaldızcıları» adını taşırdı. Ciltçilikteki altın yaldızlı süsler kabartma olarak küçük demirlerle elde edilirdi. Porselen veya çini üzerine altın yaldız, süslenecek parçaya (fırında iyice muamele gördükten sonra) bir fırça ile altın tozu macun haline getirilerek veya bir altın bileşiği tatbik edilerek yapılır: mineyi yumuşatan ve altının ona iyice karışmasını sağlayan, bir pota ateşi buna yardımcı olur.

öğütülmüş altın ile yaldızlamak deyimi XVII. yy. in sonlarında ve bütün XVIII. yy. boyunca pek yaygındır ve civalı yaldızlama ile eşanlamlıdır. Cam yaldızlı deyimi, yarısı altın yaldızlı, yarısı gümüş beyazı olan nesneler için kullanılır.

— Kim. Altın, atom numarası 79 ve atom ağırlığı Au = 197,2 olan kimyevî bir elemandır. Metallerin en eskiden beri tanınanıdır; eski uygarlıklarda sürekli olarak kullanılmıştır. M.ö. V. bin yılda bile kullanıldığını gösteren belgeler vardır. Elde edilmesindeki kolaylık, parlak rengi, aşınmazlığı, rahat islenmesi yanında az bulunur olması, altını en değerli metaller arasına sokmuştur.

Altının rengi parlak sarıdır, özgül ağırlığı 19,5 gr/sm3. tür; 1 064°C'de erir ye daha yüksek ısıda mor buharlar çıkarır. Bütün metallerin en dövülgeni ve en kolay çekilenidir: yeşil ışığı geçiren, 1/10 000 mm. kalınlığında yapraklar haline getirilebilir. Fakat yumuşaklığı dolayısıyle, bakırla karıştırılarak kullanılabilir. Havada her türlü sıcaklıktan etkilenmediği halde klor ve bromdan etkilenir ve civada çözünür. Herhangi bir asit altında etkilenmezse de, bir klorhidrik asit ve nitrik karışımı olan altın suyunda çözünür.

• Altın bileşikleri. Altın, altın III bileşiklerinde üç değerli ve daha az önemli olan altın I bileşiklerinde tek değerlidir. Sentez yoluyle elde edilen altın III klorür (Au Cls) kırmızı prizmatik billurlar meydana getirir. Bu billurların sulu çözeltisi sarı renktedir. Bu çözeltiler ferro tuzları, kükürt dioksit, organik maddeler üzerine yükseltgen bir etki yaparak kırmızı renkte bir metalik altın çökeltisi verir. Porselen boyamak için kullanılan Kassius kırmızısı, kalay II ve kalay IV tuzları karışımı ile elde edilir. Altın klorür, klorhidrik asitle, bir katılma bileşiği olan oriklorhidrik asidi (HAu Cl*) verir. Oriklorürler, fotoğraf banyolarında kullanılır. Isıtılmakla, triklorür, klor ve altın I klorür verir; bu sarı bir tozdur ve altın I klorür, potosyum oroklorür KAu Cla gibi çift tuzlar da meydana getirebilir.

Altın III oksit (Aİ12 0s) ısı ve ışık etkisiyle ayrışabilen siyah bir maddedir. Altın III oksit, kendisinden tuz (orat) elde edilen orikasidin (HAu O2) anhidrididir. Amonyak etkisi altında, altın III oksit, patlayıcı altın'ı verir: kurşunî bir tozdur ve sarsıntıyle patlayabilir; Altın I oksit (AU2O) suda çözünmeyen, mor bir katıdır.

Altın III oksite potasyum siyanürle işlem yapılırsa altın I siyanür (Au CN) elde edilir. Sarı bir tozdur ve bir reaktif fazlasında potasyum orosiyanür KAu (CN)a vererek çözünür. Altın III siyanür, yalnız potasyum siyanürle birlikte KAu (CN)* seklinde bulunur.

Altın tuzlarının özellikleri. Bunlar kükürtlü hidrojen etkisiyle alkali sülfürlerde çözüne-bilen esmer bir çökelti, demir II sülfatla da kırmızı renkte bir koloidal altın çökeltisi verirler.

— Matbaac. Altın kesit, yaklaşık olarak 5'in 8'e veya tam karenin bir kenarının köşegenine (7 ile 10) olan nispetidir. Kâğıt ve kitap boylarında, klişe kalıpları işlerinde, dizgi sayfası islerinde bu güzellik kuralına uyulur. Tam nispet 1: 1,618'dir. Tipografi ve grafik islerinde kolayca bulmak için, altın kesit esasına göre hazırlanmış bir tabela veriyoruz. Punto veya santimetre olarak kullanılabilir. Meselâ, bir sayfanın bir kenarı 10 sm. ise, eni 6,2 sm. olacaktır. Eğer genişlik 10 ise, yükseklik 10+6,2=16,2 olur. (Tabela kitaptan alınır.)

— Metal. Altın kaplama, altının birçok kimyevî etkenlere karşı dayanıklılığı dolayısıyle, çevrenin hava şartları altında veya sıcakta oksitlenmesi istenmeyen aşındırıcı maddelerin etkisinden korunmak istenen parçalar için uygulanan bir işlemdir; altın kolayca donuklaşmaz ve parlaklığını korur. Bunun için kuyumculukta, saatçılıkta, kimya malzemelerinde, elektrik kontak parçalarında, dolma kalem uçlarında v.b. altın kaplama kullanılır. Elektrokimya tekniği ile altın kaplama bulunmadan önce, altın kaplama iki usulle yapılırdı: civalı altın kaplama ve levha ile altın kaplama. Yalnız madenlerde uygulanan birinci usulde, kaplanacak malzeme üstüne bir malgama konur, ateş malgama'daki civayı buharlaştırır ve altını tespit ederdi. İkinci usul soğuk olarak yapılır, altın levha, kaplanacak malzemeye önceden sürülmüş bir sıva üstüne konurdu. Tahta eşyanın kaplanmasında, içinde erimemiş altın bulunan hamur halinde bir maddeden yararlanılır. Sanayide altın kaplama artık yalnız elektrikle yapılmaktadır. Bakır, gümüş, nikel üzerinde altın kaplama doğrudan doğruya yapılabilir. Buna karşılık, içinde demir bulunan metalleri altın kaplamadan önce bakırla kaplamak gerekir, iki tip banyo vardır: altın klorürü esasına dayanan asit banyosu; çift altın ve potasyum veya sodyum siyanürlü (en çok bu banyo kullanılır ve altın bakımından 2-10 gr/1. arasında bir koyulaştırma ile yapılır) alkalin banyosu. Elde edilmek istenen altın çökeltinin rengine göre, banyoya gerekli madenler katılır (yeşil kaplama için kadmiyum, pembe kaplama için bakır). Altın kaplama, yalnız süs değil koruma amacıyle yapılıyorsa, iki banyo ile kalınlık fazlalaştırılır. Yani önce bir şarj banyosu, sonra istenen renge göre de bir renk banyosu yapılır. Anotlar platinden, grafitten ve gerektiğinde 18-8 tipinde paslanmaz çeliktendir. Altınla kaplamanın koyuluğu çoğu zaman ayar olarak ifade edilir. En saf altın çökeltisi 24 ayardır.

— Tar. Altın, tabiî halde bulunduğu ve dövülgen olduğu için insanın kullandığı ilk madendir. Maden devirlerinde kuyumculuk doğmuş, arkeologların Ur'da, Truva'da, Miken'de buldukları mücevherler, heykelcikler, vazolar bu Çağda yapılmıştır. M.ö. II. bin yılında, değer ölçüsü olarak altın, daha kolay rastlanan bakır ve gümüşle yarışmağa başlar: bazı markalı külçe ve levhalar (diskler) paranın öncüsü oldu; Lidyalıların, sonra da İyon şehirlerinin çıkardıkları altın ve gümüş alaşımı sikkelerle M.ö. VII. yüzyılda para ortaya çıktı. Madenlerini işleten krallıklar (Lidya, Pers, Makedonya) dışında altın para basımı uzun süre yaygınlaşamadı. Roma imparatorluğunun büyük, bir iktisadî birlik haline gelmesi üzerine, ortaya altın madenleri diye bir mesele çıktı: gerçekten de, eski uygarlıkların faydalandığı kum veya madenler (Mısırlılar Nubye'de, Baibilliler ve Persler Kafkasya'da) artık tükendi veya ulaşılmaz oldu. Dacia (II. yüzyıl) ticaret açığı dolayısıyle gittikçe zayıflayan metal stokunu ancak geçici bir süre için arttırabildi. Roma altını Uzakdoğuya aktı. Bizansın ve Arapların hâlâ altın para basmalarına karşılık, Batı hıristiyan dünyacı, altın sıkıntısı yüzünden Doğu ile alışverişe girişemiyordu. İtalyan limanlarının iktisadî gidişi ters yüz eden işleyişi, XIII. yüzyılda Sudan altınından faydalanılarak altın para (duka, florin) basımına yeniden yol açtı. Simyacıların araştırma isteğini kamçılayan altın kıtlığı Cenevizlileri ve Portekizlileri Gine'de altın aramağa zorladı (XV. yüzyıl); daha sonra da, Amerika'nın keşfine yol açtı. Çünkü, Kolomb öncesi uygarlıkların hazineleri artık Eldorado'yu arayan serüvencilere yetmiyordu. Bununla birlikte, Avrupa madenlerinin yılda 75 kg. altın vermesine karşılık İspanyollar 1521 ile 1660 arasında, Amerika'dan 200 t. altın getirdiler. Korsanların göz diktiği bu altın ve gümüş akını Avrupa ekonomisini altüst etti ve altın bir politika aracı haline geldi. Avrupa ekonomisinin XVIII. ve XIX. yüzyfllardaki gelişmesi metal stoklarının çoğalmasını gerektiriyordu: bu ihtiyaç, altın arayanların hücumuna uğrayan ve henüz sanayinin işletmediği yeni altın madenlerinin keşfiyle (Kaliforniya, 1848; Avustralya, 1851; Transvaal, 1886; Klondike, 1896) sağlandı. Bundan sonra yıllık üretim gittikçe arttı. Para sisteminde altının üstünlüğü tek maden usulünün (mono-metalizm) kabulü ile (XIX. yüzyılın ikinci yarısı) sağlandı. Fakat Birinci Dünya savaşı yüzünden bu sistemin uygulanmasına ara yerildi ve ölçü ayarı olarak altından bir süre için vaz geçildi. 1929 İktisadî buhranı, gold bullion Standard (kâğıt paranın ancak külçelerle değiştirilebilmesi) ve gold exchahge standardım (altın ayarın ancak milletlerarası mübadelelerde kullanılması) kabul edilmesine yol açtı. Altının fiyatı 1934'te A.B.D. tarafından dondurulunca, 1939'dan beri görülen genel fiyat artışını altın izleyemez oldu, dolayısıyle de para biriktirmedeki rolü zayıfladı.

— Tıp. Altın tedavisi, vereme karşı kullanılmıştır; bugün romatizmaya karşı adaleden zerk edilmek suretiyle veya çeşitli bileşiklerden meydana gelen fitiller şeklinde kullanılmaktadır. Bu bileşikler özellikle altın ve sodyum çift hiposülfat (sodyum orotiyosültat), sodyum orotiyopropanolsülfat, sodyum orotı-yomalat'tan ibarettir.