ALÛDE sıf. (fars. ölüden, bulaşmak'tan â-lüde). Esk. Bulaşmış, bulaşan: Âlûde-i zehr-i ye's olanlar (Recaizade Ekrem). || Dolu: Belki cennet kadar taravetkâr / Fakat âlûde-i kelâl ü kesel (T. Fikret). || Kirli: öyle günler vardır ki hayatımızda pek miskin, pek âlûde, pek har ve sefil bir hatırayla yasarlar (Ş. Süleyman).
— ÇEŞ. DEY. Âlûde-dâmân, âlûde-dâmen, eteği bulaşmış, iffetsiz, günahkâr (kadın). || Âlûde-dâmânı, alûde-dâmenı, günahkârlık, iffetsizlik.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla