AMA veya AMMA edat (ar. amma). Çelişmeli ve tutarsız iki ibareyi birbirine bağlamağa yarar: parmak kadar görünür amma, içi cevherlidir maşallah (R. N. Güntekin). Dizi dizime değer bir tazenin, / Çarşaflı, ama hafifmeşrep (O. V. Kanık); —Uyarma, hatırlatma, ikaz: — Yarın gidelim diyorsun ama trenlerde yer yok. Ne olursa olsun diyorsun ama son pişmanlık fayda vermez; — Kesinleştirmek ve kuvvetlendirmek için: Çok affedersiniz, ama pek çok affedersiniz... (B. Felek). Kim görmüş, ama kim, / ElenVyi öptüğümü (O. V. Kanık); — Cümle sonunda, dikkati çekmek için: Pek rahatsız olacaksınız ama... (Kemal Tahir); — Düzeltme, tashih etme: Vezin bozulmaz ama şiir sırra kadem basar (C. S. Tarancı); —İtiraz: Ama pek çıplak bir otel, burası! (R. H. Karay).
— Lâkin, fakat: — Amma siz geliniz, kuzum paşa baba... diye yalvarıyordu (H. E. Adıvar); —Buna rağmen, yine de: Bu zorlukları bilelim, ama eski şiirimizi okuyalım (N. Ataç); —(amma!) Hayret: —Amma tuhaf is ha... (R. N. Güntekin); — Bir fikri tamamlama: «Üslûp» diyorum, ama hiç sevmiyorum bu kelimeyi (N. Ataç); —Kim bilir, ne kadar çok: Bu hindileri yiyen oradaki fakir fıkara da müsteşar beye amma dua etmiştir (B. Felek). Bakın, polis de yetişti, amma eğlenceli iş ha... (G. Dilmen).
— ÇEŞ. DEY. Amma{da) yaptın: Olmayacak bir şey: — Hah, hah, hah. Amma da yaptın. Onun Rabiadan ödü patlar (H. E. Adıvar). — Amma yaptın? Daha ne dedi? (B. Felek). || Ama ne, ne türlü, ne hoş, ne büyük: Ama ne kadınsın, biliyor musun (O. V. Kanık). Ama ne! tasdik: ama ne çare (fayda), lâkin fakat: Ama ne çare? Başa gelen çekilir (B. Felek). Köylü ömerden yana amma ne fayda (Orhan Kemal). || Aması var, yanlış, kusur ve noksanı var. || Aması maması yok, itiraz istemez, bu iş katidir anlamına gelir. || Evet amma, tasdik ederek itiraz; Evet amma, bu mükâfat ne zaman, ne gün, ne saatte verilecek? (N. Araz).


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla