AMASYA, Orta Karadeniz bölümünün iç kesiminde, Yeşilırmak boyunda il merkezi şehir; 55218 nüf. İskelesi olan Samsun'a kara yolu ile 128, demiryolu ile 140 km. uzaklıktadır; yüksl. 400 m. Amasya Yeşilırmak'ın ikinci zaman sert kireç taşları arasında çatığı uzun ve derin boğazın en dar yerinde, ırmağın iki yakasında yer alır. Bu kesimde batıdan doğuya doğru akan Yeşil ırmak'in sol (kuzey) yakasında boğazın yamacı hemen hemen dikine yükselir. Bu yamaçta «kral mezarları» denilen birçok mağaralar vardır. Tepesinde de eski kale kalıntısı bulunur. Şehir bu yamaçla ırmağın yatağı arasında dar bir sahaya sıkışır ve yer yer kesintiye uğrar; hükümet konağı, belediye, saat kulesi ve istasyon bu yakadadır. Irmağın sağ (güney) yakasında, Ferhat dağının dik yamaçları önündeki oldukça geniş düzlükte asıl gelişme alanını bulur; selçuk ve osmanlı devrinden kalma başlıca anıtlar, çarşı, lise, hastahane, oteller v.b. gibi büyük yapılar ve yamaçtaki park buradadır. 1915'teki büyük yangının bıraktığı boşluk son yıllarda dolmuştur. Amasya'nın iki yakası, bazıları eski devirlerden kalma köprülerle birbirine bağlanır.

Cumhuriyet kurulduktan sonra, 1930'da demiryoluna kavuştu, daha yakın yıllarda da iyi kara yollarıyle çevresine bağlandı. 1927'de 12 500'ü geçmeyen nüfusu, 1960'ta 28 500'ü, 1965'te 34 000'i aştı, şehir yeni yapılarla süslendi. Amasya çevresinde tabiat güzelliği, bahçelerinin zenginliği (ünlü elmaları, ihraç konusu olan başka meyvaları ve sebzeleri) kaydedilmeğe değer.

Bulunduğu yer sebebiyle her devirde önemli olan şehir, Selçuklular zamanında ilim merkezi haline geldi. Osmanlı imparatorluğu zamanında, Sivas, Tokat, Doğu Karahisar, Çorum ye Canik sancaklarının teşkil ettiği Rumiye-i Sugra eyaletinin Paşasancağı iken, 1518 yılından sonra dinî-siyasî sebeplerle merkez Sivas'a aktarılınca, Amasya da on katlı bir sancak haline geldi. Paşasancağı olduğu devrede beylerbeyinin 530 bin akçe hâsı vardı. Hazinenin geliri 557 bin akçe idi. 17 Zeamet ve 429 tımara sahipti. Osmanlı kanunlarına göre, «reaya» ürünlerinden, önceden belirtilmiş olan «rüsum» dan fazla sâlârhk ve yemlik ile bu miktarı iki defa alanlar her sene tımar evine birer gün kulluk ederlerdi. Ayrıca harman resmi olarak her sene birer İdle arpa, birer tavuk ve hisar erenlerinin birer yük saman ve birer yük odun almaları «bidat» sayılıyor ve yasaklanıyordu. Bir köy veya bir «mezraa» başka bir tımara katılamazdı. Ayrıca Amasya ve Sivas'ta, bir çiftlikten 57 akçe ve yarısından da 28 akçe olarak alınan «harac-ı muvazzaf» tan başka, tahıl v.b. den iki öşür daha alınırdı. Sipahilerin aldığı «öşr-i divanî» ile emlâk sahipleri ve Evkafın aldığı «öşr-i malikâne» bunlar arasındadır. Amasya, sancak-beyliği olunca, zeamet ve tımarlar değişmedi, yalnız sancakbeyine 450 bin akçe verilmeğe başlandı. Osmanlı devrinde de kültür merkezlerinden biri olan şehirde, birçok şehzade tahsillerini vali bulundukları sırada yaptılar. XV. ve XVI. yüzyılda şehir, tarihçi Şükrullah, hattat Şeyhzade Hamdullah, Edip Taci Bey, Cafer ve Abdurrahman Çelebiler, Sair Mihrî Hatun, bilgin Müeyyedzade Abdurrahman Çelebi, Zembilli Ali Efendi, hekim Sabuncuzade Şerefeddin gibi ünlü kişiler yetiştirdi. Ayrıca bilgin Hüseyin Hüsameddin Vasar da buralıdır.