AMEL i. (ar. > der. Şu halde isimlerle ve harflerle ilgili âmillerin ne gibi ameller yaptıklarına bakmak gerekir. Bunda da dikkat edilecek husus, bir şeyle bağlantılı olan diğer bir şeyin onun parçası haline gelmemiş olmasıdır. Bu takdirde amel hükmünü icra eder. Kur'an-ı Kerîm'de bu kelime çok defa hem kötü işler (seyyiat) ve hem iyi işlerle (sâlihat) birlikte gelmektedir. (II. 25, 82, 272-III. 57-IV. 109, 122, 123—XI. 46.)

Genel kanaata göre amel, bedenle (cevarih), kalb ve sözle işlenen bütün fiillerdir. Ayrıca bedenî, kalbî ve kalbî-bedenî olmak üzere ameli üç grupta toplayanlar da vardır.

Hz. Muhammed'den nakledilen «innema'l-a'-mâlı bi'n-niyyât» (ameller ancak niyetlere göredir) hadisi, amelin terim bakımından tarifine tesir etmiştir. Bütün amellerde niyet şart değildir. Meselâ, Kur'an okumak, zikretmek, izan, v.b. gibi sözle ilgili (kavlî) ameller niyetsiz de yapılabilir. Gazâlî, niyetsiz yapılan yüksek sesli (cehrî) zikir ile (gaflet halinde de olsa) sevap kazanılacağına kanidir.

Bu itibarla amel: 1. Niyet şart olmayan bütün işlere (magrûb malın, emanet ve ariyetin sahiplerine iadesi); 2. İtikatlara (Allah sevgisi, Allah için başkasına kızmak v.d.) ve 3. İbadetlere (Niyet şart olan, namaz, oruç, abdest v.d.) şamildir. Amelin bu geniş hududu karşısında iman ile münasebetinin tayini konusu birçok tartışmalara yol açtı.

— Fels. Esk. Gerek eski yunan, gerek eski islâm filozofları amel ve icra ile iman, ilim ve nazariyeyi birbirinden ayırmışlardır. Eski yunan filozofları felsefeyi, «eşyanın mahiyetinin bilgisi ve hayrın icrası» diye tarif ederler. İslâm mütefekkirleri de bu ifâ gayenin birleştirilmesini zarurî bulurlar. Fakat, ahlâkta bile zihniyeci olan yunan filozofları, ilim ve nazariyeyi amelden daha üstün tutarlar. Çünkü amel ilme tabidir. Aristo nazarî fazilete (dianeotik), ahlâkî faziletten daha çok değer verirdi. İnsan ruhunun, amellerle değil, ancak bilgi yoluyle manevî âleme yükselebileceğine inanmıştı. İslâm âlimleri ilim ile amel arasındaki münasebete dair çeşitli görüşler ileri sürmüşlerdir. Fârabî, insan ruhunun üç amelî ve iki nazarî melekesi olduğunu söyler. Bunlardan amelîler üzerinde fazla durmaz, nazarî melekeleri amelilerden üstün görür. Nazarî akıl, duyular yoluyle edinilen bilgi'yi (nefs-i hayvanı) aşarak, manevî âleme yükselir. Amelî aklı yöneten nazarî akıldır. Filozoflar, Aristo'dan beri ilimleri nazarî ve amelî olarak ikiye ayırırlar. Ahlâk, iktisat (ilm-i tedbir-i menzil ev ve aile idaresi ilmi) ve siyaset amelî ilimler sahasına girer.