Hayat seviyesi ve iktisadî gelişme
A.B.D.'de fert başına düsen ortalama gelir, bütün diğer ülkelere oranla daha yüksektir. Son zamanlarda yapılan değerlendirmelere göre A.B.D.'de fert başına düsen ortalama gelir, Kanada'ya oranla yüzde 20 daha yüksek, İsveç ve İsviçre'dekinin iki misli, İngiltere'nin iki buçuk misli, Fransa'dakinin üç misli ve Hindistan'dakinin yirmi beş mislidir. Son seksen yılda üretim, her yirmi yıl içinde iki misline çıkmıştır; bu da ortalama, yılda yüzde 3 oranında bir iktisadî büyümeye tekabül eder. Demek ki millî hâsıla, 1880 yılına göre on üç misli daha yüksektir. Bu süre içinde vergiler önemli artış kaydettiği için, kullanılabilir gerçek gelirdeki artış daha azdır. Bununla birlikte, bu devre içinde ferdî gelir üç mislinden fazla artmıştır. Fert basına düşen gelir 1980 yılında 530 dolar olduğu halde, bugün 3 500 doları aşar. Nihayet düşük gelirliler, özellikle 1929'dan bu yana, millî gelirin daha önemli bir kısmından faydalanmaktadır. Bu sonuçlar prodüktivite artışı sayesinde sağlanmıştır. Son seksen yıl içinde ortalama çalışma süresi kısalmış, haftada 63 saatten 42 saate düşmüştür; bununla birlikte, bunun bir saatlik emek gücüyle elde edilen üretim, 1880 yılına göre beş mislinden daha fazladır. Üretici gücün bu büyük birikimi, A.B.D.'nin dünyada üretilen mal ve «hizmetlerin» üçte birinden daha fazlasının üretim ve tüketimim ve yeryüzündeki toplam sanayinin hemen hemen yarısına eşit bir sanayiye sahip oluşunu daha iyi açıklar. Bununla birlikte, miktar bakımından, amerikan hayat seviyesinin bu üstünlüğü bütün yoksulluğun ortadan kalktığı anlamını taşımaz, özellikle güneydeki bazı bölgeler yoksulluklarıyle ün salmışlardır. New York, Detroit, Chicago gibi büyük sanayi merkezlerinin banliyölerinde derme çatma gecekondulara sık sık rastlanır; aldıkları önemli issizlik tazminatına rağmen, 3 milyon civarındaki daimî issizler kitlesi içinde çoğu yarınından emin değildir. Resmî olarak, yaşlılık sigortası ve issizlik sigortasıyle sınırlandırılmış sosyal güvenlik tedbirleri pek ilkeldir; ne mecburî hastalık sigortası, ne de aile tazminatı sistemi vardır. Nihayet A.B.D.'de Zenciler, gerek kuzeyin fabrikalarında, gerek güneyin pamuk tarlalarında iktisadî sistemin en düşük kademesinde yer alır ve sosyal bakımdan yükselme şansını daha başlangıçta, kıran bir duvarın ötesine itilmiştir. Buna karşılık, şahsî servetler bazen büyük miktarları bukır ye gelirler aşırı şekilde yüksek seviyelere erişir. Fakat herkesin şahsi kazancını arttırmayı ön planda tuttuğu bu bolluk ülkesinde, bu muazzam gelirlerin fazla tedirgin edici etkilen olmaz.
Fertlerden ve şirketlerden, alınan gelir vergisinin diğer gelir kaynaklarına oranla çok önemli bir rol oynadığı mali sistem, kullanılabilir gelirler arasındaki farkı etkin şekilde gidermeğe yardım eder. ikinci Dünya savaşı ve Büyük buhrandan önceki verilere dayanan bir inanışın tersine, bugün A.B.D., muhakkak ki gelirlerin eri az dengesizlik gösterdiği ülkelerden biridir; gelirin dağılış istatistikleri ortalama gelirler civarında bir birikme göstermektedir. Bir yabancı gözüyle bakıldığı zaman, yaşayış tarzlarında büyük bir benzerlik seçilir; bu da servetteki genel artışın bir belirtisidir. Amerikalıların çoğunda, aynı yaşayış şekli, aynı tip ev, aynı elbiseler, aynı konfor unsurları (otomobil, buzdolabı, televizyon) görülür; aynı eğlencelere gider, aynı şeyleri okurlar. Amerikan hayat seviyesinin üstünlüğü, çeşitli elverişli şartların bir araya gelmesiyle açıklanabilir. Bu şartlar arasında, herşeyden önce tabiî etkenleri sayabiliriz: arazinin büyüklüğü, kaynakların çeşitliliği ve bolluğu. İkinci olarak nüfusla ilgili etkenler gelir; başlangıçta yaratıcı gayretin gerekliliğine ve iktisadî gelişmenin önceliğine inanmış, çeşitli meslek sahiplerinden kurulu göçmen akımı, ülkenin artan bir hızla büyümesine yardım etti. Nüfusun çabuk çoğalması, iç piyasanın gelişmesine yol açtı ve sanayiye büyük mahreçler sağladı; bu da, üretim ve dağıtım maliyetlerinin düşmesine ve maddî yaşama şartlan arasındaki farkın gitgide kapanmasına imkân verdi. 1946 Yılından itibaren doğum hadlerinin yükselmesi, ele mahreçler açmak suretiyle ilerlemeyi yeniden hızlandırdı; bu da, bir faaliyet kaynağı ve amerikan üreticileri için bir iyimserlik etkeni oldu. Amerika'da doğum haddi (binde 25) Rusya'dakiyle eğit, Avrupa'dakinden biraz üstün ve savaştan önceki seviyesinden de yüksektir. Nihayet toplumsal ve kurumsal etkenler de gelişmeğe yardımcı olmuştur. Amerikalıların iş konusundaki zihniyetine, herkesin şahsının eşit olduğu inancı hâkimdir; göç, iktisadî gelişme, iş çevrelerince tanınan yükselme imkânları, herkese daha yüksek mevkilere göz dikme hakkını verir. Bununla birlikte, bu zihniyet toplumsal farkları azaltmaktan çok, toplumsal akıcılığın artmasına yardım etmiştir; Amerikalı, durumunu düzelteceğini umuyorsa, işini ve evini seve seve değiştirir: her yıl beş aileden biri yeni bir eve yerleşir. Bu toplumsal akıcılık, şahsî teşebbüsü destekler ve böylece iktisadî hayatın dinamizmini arttırır. Pevlet yetkililerinin müdahaleleri (bunlar iktisadî alanda hayli yaygındır) genellikle şahsî teşebbüsü ürkütmeyecek şekillerde gerçekleşir. Malî siyaset (vergi muafiyetleri, hızlandırılmış amortisman v.b.) tasarruf ye yatırımları teşvik eder. Para siyaseti bir dereceye kadar, gerek devlet adamlarının, gerek sanayici ve iş adamlarının önemle gözettiği sanayi faaliyetindeki dalgalanmaları düzenlemeğe imkân verir. Antitröst kanunları, amerikan ekonomisinin geleneksel temeli olan rekabetçi serbest teşebbüsü korur. Tabiat, nüfus ve toplumla ilgili etkenler, karşılıklı olarak tesirlerini pekiştirmiştir. Bakir bölgelere doğru sürekli gelişme imkânları (öncü cephenin rolü) nüfusun devamlı akımını kolaylaştırmıştır. Eskiden, doğdukları şehirde başarı gösteremeyenler batıya doğru giderlerdi; bu da, en eski sanayi bölgelerinde bir şehir proletaryası kurulmasını önlerdi. Toprak kıtlığı değil, emek gücü kıtlığı çekiliyordu. Bu yüzden daha başlangıçta, ücretler yüksekti; dolayısıyle işin verimli şekilde teşkilâtlanması, tarımın makineleşmesi, araştırma laboratuvarlarının kurulması ve sanayide gitgide artan miktarda sermaye kullanılması gerekti. Bu da, A.B.D.'de kitle üretimine imkân veren ve üretim gücünün artmasını sağlayan sermaye birikimini kolaylaştırmak ve yeni yatırımlara imkân vermek suretiyle, üretim gücünün yeniden artmasına yol açtı. öte yandan, gelirlerinin artmasından ve kredi kolaylıklarından cesaretlenen tüketiciler, durmadan yeni mallar peşinde koşuyorlardı; bu durum karşısında amerikan üreticileri, yalnız fiyat konusunda değil, malların kalitesi konusunda da pek titiz olan talebin gelişimine göre ayarlanmak zorunda kaldılar. Nihayet iç piyasanın boyutları ve amerikan ekonomisinin dinamik karakteri zihniyet ve kurumlara da aksetti. İş adamı önüne açılan geniş ufuklar ve büyük toplumsal akıcılık, antitröst kanunlara uyulmamasına rağmen hâlâ canlılığını koruyan şahsî teşebbüs, piyasa ekonomisi, serbest teşebbüs ve serbest rekabet imkânını yaratmıştır. «Daha fazla üretim» hâkim etken olduğu halde, gelirin daha âdil şekilde bölüşümü meselesi ikinci planda kalır. Aslına bakılırsa, gelişme halindeki millî gelirden herkesin aldığı nispî pay aşağı yukarı sabittir; hayat seviyesinde olacak yükselme, pay eşitsizliğinin ayarlanmasından daha önemli görülür. Amerikalılar, genel servet devamlı şekilde artınca, yanılma paylarının daha kolaylıkla hoş görüleceği fikrini kabul ederler; bu yüzdeıj, sübvansiyon ve yardım tedbirlerinin yol açtığı israfa, toplumsal etkinsizliğe, toplum grupları arasındaki gerginliklere, hattâ hükümetin kötü bir politika izlemesine (bu Avrupa ekonomileri için büyük tehlikedir) ikinci derecede meseleler gözüyle bakarlar, çünkü bütün bunların etkisi gelirlerdeki genel artış içinde önemini kaybetmektedir.
Son gelişmeler
• İktisadi ye siyasî gelişme. 1958 ile 1967 arasında iktisat, daha önceki yıllarda kaydedilen gelişme temposunu çok aştı. Brüt millî ürün endeksi, 1958'de yüz üzerinden 1967'de 150'ye yükseldi. Yılda yüzde 4'e yakın bir orana ulaşan bu gelişme, hiç değilse 1965'e kadar dikkate değer bir durgunluk gösteren fiyatlarla atbaşı bir artış gösterdi. Gerçekte millî ürün artışı, 1958 ile 1961 arasında yılda yüzde 4'ten aşağıdır; oysa 1962 ile 1965 arasında yüzde 6'yı bulmuş, sonra da yavaşlamıştır. Gelişme hızı, demokratların 1961'de yeniden iktidara geçtiklerinde uyguladıkları yeni para ve bütçe siyasetine (federal giderlerin artması, vergilerin indirilmesi) bağlı kaldı. 1962'de, yatırımlar için konan vergi kredileri (yüzde 7) ve amortisman şartları yatırımları destekledi ve 1964'te, şirketlerden ve özel kişilerden alınan vasıtalı vergilerde yine indirim yapıldı. Nihayet 1965'te, vasıtalı vergilerin indirilmesiyle ilgili bir plan uygulandı. Fiyatların değişmemesi, iktisadî durumun sürekli gelişmesi ve ona bağlı olarak üretim güçlerinin gittikçe artan bir tempoda kullanılmasıyle açıklanabilir, üretim güçlerinin kullanılması (bu güçler sürekli olarak ve toptan kullanılmıştır), işsizlik oranını 1962 ile 1965 arasında yüzde 5,6'dan yüzde 4'e ve hattâ daha aşağıya indirdi. Fiyatların değişmemesinde, üretim artışıyle birlikte ücretleri arttırmayan bir gelir siyasetinin de rolü oldu. Bununla birlikte, 1965'ten bu yana durum bozuldu. Talep artışı çok hızlı oldu. Bazı üretim sektörlerinde (özellikle Vietnam savaşının yararlandığı savunma sanayiinde) gerilim arttı. Bir enflasyon eğilimi baş gösterdi: tüketim fiyatları 1965'te yüzde 2 (toptancı fiyatlarında yüzde 3,4), 1966'da yüzcle 4 (toptancı fiyatlarında yüzde 3) oranında arttı, ithalât, 1965'te, ihracattan daha çabuk gelişti (yüzde 4'ten aza karşılık, yaklaşık olarak yüzde 15). Bununla birlikte, ticaret dengesi lehte bir gelişme göstermişse de, ödeme dengesi 1964'ten sonra bozuldu.
Bütçe ve para siyasetinde yapılan kısıntı ile durum düzeltilmek istenmiştir. 1966'da vergilerin yükseltilmesi özel tüketimi azaltmakla birlikte, federal gelirleri yaklaşık olarak 8 milyar dolar arttırmıştır. Iskonto haddi aralık 1965'te yüzde 4'ten yüzde 4,5'e yükseltildi. 1965'te, bu yoldan, ödeme dengesi açığı (1964'te yüzde 50) azaltılabildi. Gelişmedeki bu yavaşlama şu tedbirlerden doğdu: brüt millî üretim artışı 1966'da yüzde 4'ü aşmadı ve 1967'de ancak yüzde 2,5'i buldu. Bununla birlikte, sterlinin kasım ayındaki devalüasyonu iskonto hadlerini yüzde 4,5'e çıkardı (bu had, kalkınmayı kolaylaştırmak için yüzde 4'e indirildi), ödeme dengesi açığının durmadan artışı, başkan Johnson'u, 1968 ocak ayında yeni kısıntı tedbirleri almağa zorladı: Temsilciler meclisinden çıkarılması çok güç olan yergilerin yüzde 10 oranında artışı, yabancı ülkelere yapılan yatırımların hızlanması, Avrupa'ya giden turist masraflarının azaltılması, yönetim giderlerinin kısılması.
Dolarla ilgili güçlükler ve altının 1934'ten beri değişmeyen bir fiyata serbestçe değiştirilmesi, A.B.D.'nin değerli maden Stoklarında gitgide büyük bir azalmağa yol açtı: Birleşik Amerika, 1968 martında sadece 10,5 milyar dolara sahipti; 1957'de ise bu miktar 22,8 milyardı. Azalan bu stoku yabancı ülkelere ayırarak doları korumak için, 1968'de, doların iç piyasada altına tahvili usulü kaldırıldı. Bu tedbir, altın fiyatının büyük ölçüde yükselmesini önleyemedi (14 mart 1968) ve iki ayrı piyasanın doğmasına yol açtı: yalnız, merkez bankalarının çoğu, 35 dolar karşılığında bir ons saf altın alabilecekti. Bu karar, bir çeşit gizli devalüasyona uğrayan Birleşik Amerika devletlerinin para ile ilgili güçlüklerini arttırmaktan öteye gidemedi.
• Hayat seviyesi. İktisadî gelişme ile birlikte, 1967'de, hayat seviyesinde, birtakım şatafatlı rakamlarla gösterilen bir yükselme olmuştur. Yılda insan başına düşen ortalama gelir 3 500 doları aşmaktadır. 2,4 Kişiye bir binek arabası, 2,6 kişiye bir televizyon, 2 kişiye de bir telefon düşmektedir. Aile bütçesinde besin maddelerine ayrılan gider payı yüzde 30'dan aşağıdır. Tek oda bakımından iskân yoğunluğu yalnız 0,7'dir ve meskenlerin yüzde 90'ında (kır meskenlerinin üçte ikisinden fazlası) bir banyo vardır. Kişi başına düşen enerji tüketimi on ton kömüre eşittir; elektrik tüketimi 6 000 Kw., çelik tüketimi de 600 Kg. ı bulmaktadır. Tüketim kredileri, tüketicilerin masraflarının büyük kısmını finanse etmektedir. Toplam tutarı, aşağı yukarı 60'tan, 80 milyar dolara kadar çıkmıştır (1965'te yalnız otomobil satın alabilmek için aşağı yukarı 30 milyar dolar), iktisadî gelişme, gelirlerdeki toplumsal (gerçekte, büyük çaptaki ırk ayırımlarını) ve coğrafî ayrılıkları azaltmadı. 1965'te Amerikalıların yüzde 20'si, millî gelirin yüzde 40'ından fazlasına sahip iken, aynı sayıdaki insanlar yalnız yüzde 20'sini elde edebilmekte idiler. Hayat seviyesi, kuzeydoğunun sanayileşmiş eyaletlerinde ve Kaliforniya'da, güney ve güneydoğunun, özellikle taşra eyaletlerindekinden daha yüksektir. Ortalama gelir, meselâ Connecticut ile Massachussetts arasında iki misli bir farklılık göstermektedir. Bir beyaz amerikan ailesinin yıllık ortalama ücreti 1966'da 7 700 doları aşıyordu (beyaz amerikan ailelerinin aşağı yukarı üçte ikisi 10 000 dolardan fazla kazanmaktadır), bir zenci ailesinin ortalama geliri ise 4 300 dolardı (zenci ailelerin yalnız sekizde biri 10 000 dolardan fazla kazanmaktadır). Bu eşitsizliklerin azalması, 1964 tarihli Opportunity Act'izn beklenmekteydi. Ne var ki askerî masrafların artması, bu kanunun uygulanmasını fiilen hiçe indirmiştir.
• Ulaştırma araçları. Ulaştırma işi, sınaî üretim ayarındadır. Demiryolu alanında, 1960 ile 1965 arasında yolcu sayısı yüzde 20 oranında azaldıysa da, ticarî mal taşımı aynı dönemde 840'den 1 030 milyar tona çıktı. 1965'te dünya üçüncüsü olan ticaret filosu, 20 milyar tonilatoyu buldu. Havacılık alanında, amerikan kumpanyalarının içeride ve dışarıda sağladığı yolcu ve eşya nakliyatı, dünya hava filoları nakliyatının yarısını temsil etmektedir. Nihayet, otomobil bakımından Birleşik Devletler, dünya binek arabaları kontenjanının yarısına sahiptir (yük taşıt araçları kontenjanının yüzde 401). 1956'dan beri A.B.D.'de, çok hızlı bir tempo ile, dünya çapında büyük bir otomobil yol şebekesi kurma işine girişilmişti (bugün 40 000 km. yi bulmuştur). Bu şebeke 1972'de 64 000 km. yi bulacak ve 50 000 den fazla nüfuslu bütün şehirleri birbirine bağlayacaktır.
• Ticaret. 1958 ile 1965 arasında dış ticaret hacmi yüzde 55 oranında artmıştır. 1965'te brüt millî ürünün yüzde 10,1'ini temsil eden ticaret hacmi, 1958'den bu yana hep lehte işledi (gerçekte, 1937'den beri hep böyle kalmıştır). 1965'te mamul ürünler (donatım ve taşıt malzemesi, kimyevî ürünler v.b.) ihracatın yüzde 47,5'ini, besin maddeleri yüzde 15,5'ini ve diğer ham maddeler de yüzde 14,7'sini temsil etmektedir. İthalâtta, mamul maddelerden sonra (yüzde 40) ham maddeler (yüzde 24,6) ağır basmaktadır. Küba ile olan ticaretin birden kesilmesi bir yana bırakılırsa (1960-1961), mübadelenin yönü hiç değişmedi. Japonya, Kanada'dan önce ve ingiltere'den sonra, ticaret alanında ikinci derecede iş ortağı olarak yer almaktadır. 1965'te mübadelelerin beste biri Japonya ile yapıldı (Kanada için, toplam ticaretin yüzde 60'ı söz konusudur).
• Amerika'nın yayılması. Amerikan hayat seviyesi dünyanın en yüksek hayat seviyesidir ve Birleşik devletler dünyanın birinci derecede iktisadî gücü olmakta devam etmektedir. Çoğu zaman üretemediğı yeya yeterince üretemediği ham madde sağlama kaygısı yanında, ürettiği mallara dış piyasa bulma kaygısı, durmadan gelişen iktisadî kalkınmanın ve dolayısiyle iç piyasadaki doymuşluğun sonucudur. Birleşik devletler, böylelikle, yabancı ülkelerde yatırım yapmak zorunda kalmıştır. 1966 Sonlarında yabancı ülkelere yapılan yatırımların toplamı 55 milyar dolardı. Bu paranın yarısı Amerika kıtasına yatırılmıştır (Kanada'ya 17 milyar kadar); 15 milyar kadar da Avrupa'ya yatırıldı: bunun 5,6 milyarı İngiltere'ye, 6 milyardan fazlası da Ortak pazara (3,1 milyar Batı Almanya'ya, 1,8 milyar Fransa'ya). Buna karşılık, aynı sene, yabancı ülkelerin Amerika'ya yaptıkları toplam yatırım 9 milyar dolardan aşağı idi (2,9 milyar ingiliz; 2,4 Kanada; 1,4 Hollanda; 0,2 milyar da fransız sermayesi). Aradaki fark çok büyüktür ve 1966 yılına kadar, özellikle Birleşik Amerika ile Ortak pazar arasında daha da artar olmuştur (Ortak pazara yapılan amerikan yatırımlarının artışı 1965 yılına kıyasla, 1966'da yüzde 40'ı buldu). Amerikan sermayesinin Batı Avrupa üzerinde devamlı olarak baskı yaptığı açıktır (bu baskı Amerika kıtasının geri kalan ülkelerindeki baskıdan sonra gelir). Birleşik devletler ekonomisindeki dalgalanmalar (en başta buhranlar), amerikan sermayesinin istilâsına uğramış memleketlere sirayet ettiği ölçüde bu baskı tehlikeli olmaktadır. Bu sermayeler, petrol sanayii dışında (15 milyar dolardan fazla), metalürji sanayiine, yani gelişmiş iktisatların en önemli kesimlerine (20 milyar dolar) yatırılmıştır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla