TARİH
Sömürgeler dönemi ve 1183'e kadar süren Kurtuluş savaşı
Ülkenin keşfi, önce güney bölgeleri keşfedildi. Buraları keşfedenler, gerek Meksika körfezinde seyreden gemiciler (Ponce de L6on Florida'da [1513]; Hernando de Soto da 1541'de Mississippi'de), gerek Meksika'dan kalkıp uçsuz bucaksız ovalara (Francisco Vasquez de Coronado Arkansas'a [1540-1542], Francisco de Ulloa da aşağı Kaliforniya'ya [1539] ulaştılar) ve Pasifik İuyısına kadar uzanan seyyahlardır. Doğu kıyısını ise önce Fransızlar (Verazzano 1523-1525 yıllarında Maıne burnu boyunca ilerledi; Ribaut Florida'da konaklamayı denedi [1562-1565]), sonra da İngilizler buldu (Hawkins [1564], Barlow [1584] ve kısa bir süre Virginia'da konaklayan sir Walter Raleigh [1585-1589]). Kanada'da Fransızların konakladığı yerle, Florida'da İspanyolların bulunduğu yer arasına düşen ve aradıkları zenginliklerden yoksun görünen bölgede, XVI. yy. da hemen de hiçbir avrupalı yoktu.
XVII. yy» da Avrupalılar doğu kıyısına yerleşirken, kürk elde etme hırsı, merak ve din çabasıyle Fransız Kanadası'ndan birtakım seferlere çıkıldı: Nicolet, Michigan gölüne (1634); P. Alvarez, Superior gölüne (1666); Louis Jolliet, Mississippi ile Arkansas'ın birleştiği noktaya; Cavelier de la Salle, Mississippi'nin ağzına ulaştılar (1682). Fransız Louisianası böyle doğdu. XVIII. yy. da ülkenin keşfi Mississippi'nin doğusuna doğru gelişti: La Harpe, Red River ile Arkansas'a (1719-1722), Du Tisne ile Bourmont, Platom ırmağı ile aşağı Missouri'ye, Verendrye ile oğulları da kuzeyden kalkarak, bu nehrin yukarı kısmını bugünkü Güney Dakota topraklanyle birleştiren bölgeye vardılar (1742-1743). Aynı tarihlerde, İspanyollar da Pasifik kıyısını dolaşarak, San Francisco (kuruluşu 1776) ile, İngilizlerin boşaltılmasını istedikleri (1791) Vancouver bölgesine uzandılar. XVIII. yy. sonunda Amerika ülkesi, Kayalık dağlar bölgesi dışında, hemen de tanınmış bulunuyordu.
On üç ingüiz sömürgesinin kurulusu. XVII. yy. da İngiltere'de, iktisadî ve sosyal gelişimle siyaset ve din alanındaki kargaşalıklar yüzünden göçmen sayısı arttı (göç eden Avrupalıların sayısı 250 000'i buluyordu); bunlar, anglikanizmden gelen tepkiyle, «yuvarlak başlar» in sürdüğü «cavalier» ler, Charles II'nin kovduğu püritenler ve «gasıp» William III'ün yurt dışı ettiği James II taraftarlarıydı. Düşünce, teknik ve din bakımından gelişmiş olan insanlar, 1607-1733 yılları arasında kurulan on üç ingiliz sömürgesine, geleceğin amerikan düşünüşünde ağır basacak olan etkinliği ve ağırbaşlılığı daha ilk günden getirmiştir.
Bu sömürgelerden bazılarını ticaret kumpanyaları kurdu: Londra kumpanyası, 105 sömürgelinin James ırmağının yukarı kısmında Jamestown'ı (1607) kurmasından hemen sonra Virginia'yı; Plymouth kumpanyası da, 102 göçmenin (32'si Cod burnundan gelen papazlardı) karaya çıkmasından sonra, Massachusetts'i kurdu. Bu sebepten, bu sömürgeleri, kumpanyaları temsil eden valiler yönetiyordu. Başka sömürgeler de 1664'te Hollandalıların elindeki toprakların parçalanmasıyle kuruldu. Böylece, 1623'ten beri Hollandalıların oturduğu Nieuw Amsterdam'dan New York sömürgesi doğdu; sonra sırasıyle, 1638'de İsveçlilerden Hollandalılara geçen Delaware ve New Jersey (1664) sömürgeleri kuruldu. Bunlardan bazılarının imtiyazı birtakım toprak sahiplerine verildi, özellikle İngilizlerin 1623'te ilk yerleştiği New Hampshire, J. Mason'a; Maryland, Katolik Calvert'e (1632); Kuzey ve Güney Karolina, kral fermanı ile Charles II'nin sekiz gözdesine (1663); Pennsylvania, bir para borcu karşılığında ve sayısı kabaran Quaker'lerden kurtulmak amacıyle Charles II tarafından William Penn'e (1681); Georgia (1733'te Savannah burda kuruldu), George III tarafından Lord Egmont ile Y. Oglethorpe'a verildi. Nihayet öbür sömürgeleri, Boston'daki zorba teokrasiden kurtulmak için Massachusetts'ten ayrılan ve konformist olmayan kimseler kurdu. Bunlar, 1635'te Thomas Hooker ile birlikte Connecticut'u (kral fermanı, 1662), 1636'da da Roger Williams ile birlikte Rhode Island'ı (kral fermanı, 1663) kurdular.
Fakat politik gelişim her yerde aynı idi. Bir yandan Londra'da bir imparatorluk doktrini işlenirken (1660, 1663, 1672, 1696 tarihli deniz seyrüsefer kanunları), kral otoritesi kendini göstermeğe çalışıyordu; sömürgeler ya doğrudan doğruya saraya bağlanıyor (New Hampsire İ655'te; Maryland 1688 devriminden sonra; New Jersey 1702'de; Güney Karolina 1719'da) ya bölgesel meclislerin kararları kralın vetosuyle karşılanıyor (bazı sömürgelere ait fermanların feshedilmesi) veya sağlam bir maliye ve gümrük örgütü kuruluyordu. Buna karşılık, merkezden kopma eğilimi gelişerek sömürgelere, ilkin kendiliğinden oluşan, sonra kral fermanıyle desteklenen veya birdenbire saray tarafından tanınan birtakım politik muafiyetler tanıyordu: Virginia'nın «Burjuvalar meclisi» (1619), Massachusetts'in «General Court» u, Connecticut'ün «Ana maddeler» i, Rhode Island'ın «Ferman» ı, New Hampshire'in «Christian Laws» ı, New Jersey'in «İmtiyaz» ı, Pennsylvania'nın «Frame of Government» ı gibi.
Sömürgelerin yönetimi şu iki eğilim arasında bir uzlaşma niteliğinde görünmektedir: Kralı temsil eden, bir danışma kurulundan faydalanan (çoğu zaman sömürge meclisi tarafından maaşı verilen ve bazen de tayin olunan) valinin karşısında, sömürgenlerin seçtiği meclis, bütçe için oy verir ve kurulun tasarılarını onaylardı. Sömürgesine göre, bazen bu makamlardan biri, bazen öteki ağır basmakta, meclis ise az çok bir temsilciler meclisi niteliğini taşımakta (Vırginia'da bedelli seçim sistemi niteliğinde, Pennsylvania'da ise daha demokratik idi), iktidardaki ikilik de çatışmalara yol açmaktaydı.
• Bağımsızlığa kadar olan gelişim: 1. Üç sömürge grubu. Fizikî şartlar, hayat tarzı, toplum ve hükümet biçimlerindeki çeşitlilik, XVIII. yüzyıldan itibaren sömürgeleri üç gruba ayırmayı mümkün kıldı. Kuzeyde, New England'ın (New Hampshire, Massachusetts, Rhode Island, Connecticut) nüfusu 1700'de 94 000 iken, 1763'te (19 000'i köle) 495 000'e yükseldi. Hemen hemen Avrupayı andıran bir çerçeve içinde çeşitli ve karmaşık işler birbirinin yanında, ahenk içinde yer alıyordu; küçük topraklarda çeşitli ürün ve hayvan yetiştirme, şelâleler boyunca ormancılık, gemi yapımı, Portsmouthve Newport'un geçim kaynağı olan (Fransız Antilleri ile) odun, rom ve melas kaçakçılığı. Büyük şehirler, üniversiteler ülkesi, koyu fcüriten, burjuva ve kapitalist olan Kuzey, her çeşit düşünce etkisine açıktı. Güneyde (Maryland, Virginia, Kuzey ve Güney Karolina, Georgia) nüfus 1700'de 108 000 iken, 1763'te (281 000'i köle olmak üzere) 735 000'e yükseldi. Sadece Virginia'da 550 000 nüfus vardı. Köleler (Virginia'da 2 000'den 70 000 hektara kadar çıkan) büyük topraklarda (Maryland ve Virginia'da) tütün, (Güney Karoüna ve Georgia'da) pirinç ve indigo, (Kuzey Karolina'da) tütün ve pirinç yetiştiriyordu. Liman ve sanayi şehri pek az olan güneyde, kamu görevlerini ele geçiren ve birçok bakımdan Avrup'a'daki benzerlerinden farksız, zengin ve kültürlü toprak sahibi soylular ağır basıyordu.
Merkezde (New York, New Jersey, Delaware, Pennsylvania) nüfus 1700'de 53 000 iken, 1763'te (23 000'i köle olmak üzete) 410 000'e yükselmiş, ırk karışımı özellikler göstermeğe başlamıştı: nüfusun üçte ikisini Fransız Calvin'ciler Alman ve İsveçliler meydana getiriyordu. Philadelphia gibi büyük şehirleri içine alan bu grup, öteki iki grup arasında bir bağ kurmaktadır. Nitekim, bağımsızlık savaşı bunu açıkça göstermiş, şehirleri sözleşmelere bağlı kalmıştı.
2. Yerlilerle Fransız ve İspanyolların tehditlerine kargı ortak direnme. XVII. yy. daki sistemli tahrip çabalarına rağmen (1636-1637 de Pequot yerlilerine karşı Connecticut ve Massachusetts savaşı ile, 1675'teki kral Philippe'e karşı savaş) yerli tehdidi (New England'a yapılan baskınlar) sürüp gidiyor ve bu, lroquois yerlilerinden kürk satın alan ingiliz tüccarlarının rekabetini kırmak isteyen Kanadalılarca destekleniyordu. Genel olarak sömürgenler, sosyal hayattaki Avrupa âdetlerini benimsemeyen halkın kendilerine diş bilediğini biliyorlardı.
Ispanya'daki taht kavgaları sırasında, Küba'dan başlayarak Kuzey ve Güney Karolina'ya Fransız ve İspanyolların açtığı seferler ile New England'a Fransızlarla yerlilerin yaptığı baskınlar (1704-1708) arasında sıkışmış durumda bulunan sömürgeler, direnmeğe devam ediyordu. Ama Utrecht antlaşması, Allegheny'nin ötesine uzanmak isteyen ingiliz tüccarları ile, topraklarını ve Louisiana'ya serbestçe gidip hakkını korumak isteyen Montreal ormancıları arasındaki çatışmayı herhangi bir biçimde çözmüş değildi. 1744'e kadar iki taraf arasında sessiz bir çatılma sürüp gitti, bu arada Büyük Göller ve Ohio bölgesinde birtakım rakip kaleler kuruldu, Yerliler, karşılıklı yakıp yıkmalara âlet edildi. Avusturya taht kavgaları sırasında, henüz belli bir bölgenin dışına çıkmayan asker saldırısı 1748 barışından sonra devam etti (Duquesne kalesi karşısındaki N6cessite kalesinde George Washington ile Virginia millî birliklerinin teslim oluşu). İngilizlerin lehine sonuçlanan (1763 Paris antlaşması) Yedi Şene savaşı, Kuzey Amerika'daki ingiliz sömürgelerinin, Apalaş-lar hattının ötesine, Ohio ye (sağ kıyısı, Florida'nın İngiltere'ye terkini karşılamak ü-zere o sırada Fransa tarafından İspanya'ya verilmiş bulunan) Mississippi'ye kadar uzanmalarını sağladı. Üzerlerinden Fransızların ipoteği kaldırılınca malî yardımların büyük rol oynadığı bir çatışmadan, dövüşmeğe alışık olarak çıkan sömürgeler, anavatanla çatışmağa başlayacaktı; anavatan ise otoriter George IH'ün etkisiyle, 1763 zaferini kendi yararına kullanacak, 1696'dan beri Board of Trade'in elinde bulunan tekelci sömürge siyasetini daha da ileri götürerek, onlara karşı gücünü arttıracaktı. Bu bakımdan türlü tedbirlere baş vuruldu: gümrük memurlarının kaçakçılık üstünde gittikçe artan baskısı; noter muamelelerine, ticarî senetlere ve gazetelere uygulanan yeni bir iç vergi; 10 000 kişilik bir ordunun beslenmesi; meclislerin keyfine bağlı olmaktan kurtarmak için valilere belli bir maaş bağlanması. Birinci tedbir, amerikan sömürgenlerine zarar veriyor ama kralın haklarına dokunmuyordu, ötekilerse, nazarî bakımdan İmparatorluğu temsil eden, ama içinde hiç bir amerikalının bulunmadığı bir parlamentonun sözde kanunî onayı içinde, sömürgelerin vergiye rıza göstermesi konusundaki temel ilkeyi hiçe sayıyordu.
Bu tarihte, çeşitli ırklardan meydana gelen, ama ingiliz halkından ayrı bir amerikan halkı vardı. Demokrasi bilinci ve ayrı inançta mezheplerin çokluğu, Amerikalıları anavatanın düşünce seviyesini hor görmeğe götürüyordu; anavatan ise, Amerika'daki «uyruklarıyle» alay etmekteydi. Bu «uyruklar», George III'ün tedbirlerine karşı haklarının tanınmasını istiyor (30 mayıs 1765 Virginia meclisinin «kararları»), ingiliz mallarını boykot ediyor, noter senetlerini yakıyordu (New York, Philadelphia, Boston). Krala bir dilekçe sunmak üzere New York'ta bir kongre toplandı; Grenville kanunu ile Damga kanunu (mart 1766) kaldırıldıysa da, ingiliz hükümeti Declaratory act ile sömürgelerde yasama konusunda tam yetki sahibi olduğunu belirtti. Townsend kanunları (mayıs 1767) birtakım ürünler üstündeki vergileri arttırdıysa da, şiddetli bir karşıkoyma sonunda (5 mart 1770 Boston kıyımı) yürürlükten kaldırıldı. Doğu Hindistan şirketi, Amerika'da çay satış tekeline sahip olunca (1773) New England'daki kaçakçı tüccarlar çay yüklü taşıtların yolunu kesmeğe veya onları yok etmeğe başladı. İngiltere sarayı, bu gibi hareketleri bastırmak için, özellikle Boston ve Massachusetts'i ilgilendiren beş kanun çıkardı (The Intoîerable acts); ayrıca, Kanada'lı Katoliklerin haklarını, New England'ın zararına olarak (Qu6bec kanunu), Ohio bölgesine de tanıyordu. Philadelphia'da kıtanın ilk kongresi (5 eylül-26 ekim 1774) toplanıp, Krala ve Kanada halkına seslenen birtakım dilekçelerle, vergi ödeyen amerikalının haklarını dile getiren bir bildiri kaleme alırken, radikal muhalefet de sömürgelerde milisler ve silâhlı birlikler kurdu. Lexington'da general Bage'in yönetimindeki ingiliz birliğinin kılıçtan geçirilmesi, Boston'un (20 nisan 1775'te) 16 000 milis askeri tarafından kuşatılması, Bağımsızlık savaşına yol açtı (1775-1783), 4 temmuz 1776 tarihli Bağımsızlık biLdirisi de buna kesin bir anlam kazandırdı.
Birliğin kurulma çabaları ve 1865'e kadarki buhranlar
Versailles antlaşması (1783), Amerika Birleşik devletlerinin varlığını onaylamıştı: Avrupa bu zaferin geçici olduğunu düşünüyordu.
• Siyasî düzen araştırmaları ve amerikan Anayasası. Kıta içi ikinci kongrenin (10 mayıs 1775) çağrısına karşılık olarak, çoğu devletler kendi kurumlarında daha demokratik devrimler yaptılar; Jıer yerde, seçimle başa gelmiş olmalarına rağmen, valilere karşı gösterilen güvensizlik, meclislerin yetkisini arttırıyor, bu da yönetimi felce uğratıyordu. Savaş içinde 15 kasım 1777'de oyla kabul edilen «Konfederasyon maddeleri» ile bir konfederal hükümet tecrübesi yapıldı, fakat oybirliği kuralı yüzünden çalışamaz olan kongre, egemen ve bağımsız olarak tanınan devletlere karşı (savaş, dışişleri, para ile ilgili) imtiyazlarını yürürlüğe koyacak güçten yoksundu.
Bununla birlikte, bu tarihte sayısız güçlükler vardı: asker maaşının ödenmesi; bazı devletlerde kâğıt para enflasyonu; borç almak için Jefferson'un Paris'e, Jay'ın da Madrid'e gönderdiği heyetlerin başarısızlıkları; gümrük tarifeleri koyarak, kongreye biraz gelir sağlamağa devletlerin sistemli olarak yanaşmaması.
1763'ten beri, Ohio ötesindeki vadiye sömürgelilerin yerleştirilmesi devam ederken (Louisville 1773'te, Cincinnati 1789-1790'da kuruldu), Allegheny'lerin batısındaki topraklara hangi rejim uygulanacaktı, bu topraklar devletlerin (yani bazı oligarşilerin) yetkisine mi bırakılacaktı, yoksa Kongre'nin yetkisinde kalarak, savaşın yoksul düşürdüğü kuzeydoğudaki küçük halk topluluğuna açık mı bırakılacaktı? Sonunda, 1785 buyrultusundan sonra 13 temmuz 1787 buyrultusu, Batı'nın federal topraklara ait olduğunu ilân ediyor, köleliği yasaklıyor, açık arttırma ile satılacak toprakları parselliyor ve nüfusu 60 000'i bulunca devlet niteliğini kazanacak olan toprakların sınırlarını çiziyordu. Ama bu gelişmeler, bir yandan Cherokee'li (1774-1776) ve İroquois'li (1778-1779) yerliler, bir yandan da Mississippi üstünde serbest seyrüsefer konusunda İspanyollar ile çatışmalara da yol açtı. Bir an önce yeni Kurumlara kavuşma zorunluğu, Philadelphia konvansiyonunun seçimine karar veren Annapolis konferansının toplanmasını gerektirdi (eylül 1786). Devletlerin yasama meclislerince seçilen 65 delegeden 55'i, A. Birleşik devletlerinde bugün de yürürlükte olan yeni federal Anayasayı hazırladı. Washington, Hamilton ve Franklin'in mahareti sayesinde elde edilen bu uzlaşma eseri, bağımsız ama egemen olmayan devletlerden meydana gelen bir Amerika milletinin varlığını ortaya koyuyordu. Bu anayasanın amacı, bağımsızlara saygı göstermek şartıyle, ortak savunmayı sağlamak, ve genel yararı korumaktı. Kuvvetlerin ayrılığı kesindi, ama sağlam bir yürütme yetkisine sahip bir cumhurbaşkanlığı bu güçler arasında işbirliği ve kararlı bir siyaset sağlayacaktı.
On üç devletten ikisinin (Kuzey Karolina ve Rhode Island) yıllar boyunca karşı durduğu anayasanın onaylanmasından sonra George Washington, oybirliği ile A.Birleşik devletlerinin başkanlığına getirildi, 4 mart 1789'da görevine başladı. Bunun hemen ardından, federalistlerle cumhuriyetçiler arasında anayasanın yorumu konusunda zorluklar baş gösterdi. 1789'dan 1801'e kadar iktidarda kalanlar, güçlü bir federal hükümetten yana idiler ve başlarında, George Washington'un Maliye bakanı Alexander Hamilton vardı.
ingiliz oligarşi sisteminden yana olan ve kuzeydoğunun tüccar ve armatörlerine dayanan bu kimseler, merkezî iktidarı desteklemekteydi: bir Devlet bankasının kurulması (1790); sabit bir paranın, doların çıkarılması; gümrükler sayesinde muntazam gelir kaynakları sağlanması. İlkin tarafsız olan federalistler (Tarafsızlık bildirisi [22 nisan 1793]; kendine yöneltilen tenkitlerden tedirgin olarak adaylığını koymayan George Washington'un «Veda söylevi» [1796]), Londra ile bir ticaret antlaşması imzaladıktan sonra (Jay antlaşması, 1794) direktuvar ile ilişkilerini kestiler (1794). Fransız devrimine karşı düşmanlıkları, Birleşik devletlerin bağımsızlığında payı olan Louis XVI'riin idamından sonra daha da arttı. Bu siyasetin karşısında, imtiyazlarına sıkı sıkıya bağlı olan küçük toprak sahipleri veya küçük devletlerin halkı ile cumhuriyetçilerin siyaseti vardı. İdeoloji ve kelime bakımından Jacobin olan bu kimseler, federalittlerden ve John Adams'dan başkanlığı alarak, yerine (1794'te istifa etmiş olan) George Washington'un eski bakanlarından ve konfederasyonun kurucularından Thomas Jefferson'u getirdiler (1801). Cumhuriyetçiler, iktidara geçtikten sonra büyük bir ilerleme kaydettiler. Siyasetleri, ister istemez merkezî hükümeti güçlendirmeğe yöneldi. Böylece federalistlerle çatışmalarına yol açan ayrılıklar ortadan kalktı. Zaten ikinci Bağımsızlık savaşına girişen Amerikalıların, Jefferson'a rağmen (ingiltere ve Fransa ile her türlü alışverişi yasak eden Non Intercourse kanunu) bununla uğraşacak vakitleri yoktu. Bu savaş, İndiana'da ingilizlerin para ile satın aldıkları Yerlilerin şefi Tecumsen'in ayaklanmasıyle başladı, ingiltere Bahriye nezareti, öte yandan, zorla asker toplama ve gemileri yoklama hakkını ileri sürerek, amerikan gemilerini kontrol etmek gibi bir hataya düştü (Napolyon I'e karşı konan abluka çerçevesi içinde savaş kaçakçılığıyle mücadele). Bu çatışma, Washington'un zaptı ve ateşe verilmesi ile doğan (1814) korkular, Gand antlaşması ile sağlanan son zafer (1814) ve general Jackson'un New Orleans'daki parlak1 başarısı (ocak 1815) millî gururu parti kavgalarına rağmen, güçlendirdi. Böylece, Jefferson'un halef ve çömezleri olan ve onunla birlikte Virginia sülâlesini meydana getiren, James Madison (1809-1817) ve James Monroe (1817-1825) ile «İyi duygular çağ» ı (Era of good jeelings) başlamış oldu. Bu elverişli şartlardan faydalanan, ikinci Bağımsızlık savaşından aldıkları dersi unutmayan, yeni kurulmuş İspanyol-Amerikan devletlerine bağlı kalmakla birlikte, Amerika kıtasının siyasî ve iktisadî durumunu kendi başına kontrol etmek isteyen, kendilerine karşı bir kutsal Avrupa ittifakı kurulmasından çekinen Birleşik devletler, Monroe'nun «Amerika Amerikalılarındır» (2 aralık 1823) yollu kesin formülüyle hem tarafsız kalmak istediklerini, hem de Avrupa'nın, özellikle de, ingiltere'nin kıta içindeki her türlü müdahalesine karşı olduklarını belirttiler.
Gerçekte siyaset kavgalarının yatıştığı bu dönemde, bütün amerikan enerjisi batıya yöneldi. Kuzeyde İngiliz Kanadası'nın, batıda Louisiana'nın, güneyde de Florida'nın varlığı, 1803'e kadar Batı ile uğraşmağa engel olmuştu. İspanya'nın Louisiana'yı Fransa'ya geri vermesinden (San İldefonso antlaşması, 1 kasım 1800), Fransa'nın da onu elinde tutma imkânına sahip olmayışından faydalanan Jefferson, bu toprağı Napolyon'dan 15 milyon dolara satın aldı (30 nisan 1803). Birliğin yüzölçümü böylelikle iki katına çıkmış oldu. Elde edilen bu topraklar on üç yeni eyaletin kurulmasını sağlayacaktı. Bunlarla, Kanada arasındaki sınır 49. paralelde Superior gölü ile Kayalık dağlar bölgesi arasında tespit edilecekti (îngiliz-Amerikan sözleşmesi, 1818). öte yandan, Batı Florida'yı (1810) zaten elinde bulunduran Birleşik devletler, Alabama ve Georgia sınırlarında Seminol'lere karşı general Jackson'un kazandığı savaştan sonra (1818), İspanya kralı Fernando VII'yi kendilerine Florida'nın geri kalan parçasını vermeğe, durumu 1846'ya kadar tartışma konusu olan, Oregon'dan vaz geçmeğe ve Meksika'nın kuzey sınırını tespit etmeğe zorladı. En sonunda, Meksika körfezine ve Mississippi'nin ağzına yaran Birleşik devletler, İspanya sömürge gücünün mirasına konan Meksika'nın zararına, topraklarını genişletmeğe devam edecekti: köleliği yasaklayan 1829 tarihli Meksika kanunlarını hiçe sayan sömürgelilerin 1835-1836'da kurduğu Texas cumhuriyetinin tanınması (1837), sonra da ilhakı (1845); kölelikten ana olan eyaletlerin Birliğe katılmasıyle çıkabilecek kargaşalık ihtimali karşısında ölçülü davranan kongreye rağmen, aşırı derecede atak ilhakçılarca açtırdığı Meksika savaşı (1846-1848); nihayet, 15 milyon karşılığında Texas'ın, New Mexico'nun (Arizona ve Colorado dahil olmak üzere) ve Kaliforniya'nın (Guadalupe flidalgo antlaşması, 2 şubat 1848) elden çıkması. New Mexico'nun güneyindeki bir sınır ayarlaması, Birleşik devletlerin, güney sınırlarını kesin olarak belirtecekti (Gadsden konvansiyonu, 1853). Güneye ve güneybatıya doğru topraklarını genişletirken A. Birleşik devletleri, Kanada ile olan sınırın, önce Atlas okyanusu ile Saint-Laurent (1842), sonra da Kayalık dağlarla Pasifik okyanusu arasında (1846) tespit edilmesine muvaffak oldular. Bu da, Oregon'un federal topraklarda kurulmasını sağladı (1848). Şüphesiz, böylece sınırlar içine alınan topraklat henüz boştu. Bununla birlikte, Utah bölgesinin kurulması (1850), Birliğin orta yerinde ve en ulaşılmaz bölgelerinden birinde bir iskân çekirdeği yaratabilmiştı.
• Toprakların iskânı ve değerlendirilmesi. Bu askerî ve diplomatik fetihlerin yanı sıra, Atlas okyanusundan ve Apalaklardan bağlayarak, amerikan toprakları iskân edilmekteydi. Tabiî bir şekilde artan nüfus (1789'da 4 milyon; 1810'da 7 300 000; 1820'de 9 600 000; 1940'ta 17 milyon; 1850'de 24 milyon), göçlerle çok çabuk çoğaldı. 1817'de Avrupa'daki iktisadî buhrandan sonra başlayan büyük göç, yüzyılın ortalarında Amerika'ya, yılda en az 250 000 (1860 ta toplam nüfus 31 milyon) kişi sağladı. Batıya gidenler daha çok Anglosaksonlar, İskandinavlar veya Hollandalılardı, özellikle servetleri, teknik yetenekleri (ziraatçılar), kabarık sayıları ve ahlâkları (Texas'ın Fourier*ci topluluklarıyle Champ d'Asile'nin Bonapartçıları) ile önde gelen bu kimseler, meskûn topraklardan uzaklarda sömürgecilik macerasına girişmekten çekinmiyorlar, daha yoksul göçmenler ise şehirlerde hemen iş peşine düşüyorlardı.
Bu sömürge hareketi iki aşamada olmaktaydı. Ayrı kaynak ve ırktan dalgalar halinde gelen yeni göçmenler, büyük sayıda Atlantik kıyısı devletlerinde, daha alacalı bir kütle olarak yerleşiyorlardı: 1845'e kadar Anglosaksonlar ve Hollandalılar; Chicago civarında kümeleşen Almanlar; New York'ta toplaşarak burayı dünyada İrlandalıların oturduğu en büyük şehir haline getiren İrlandalılar ve daha çok Prairie'de yerleşen iskandinavlar; 1890-1914'te büyük kitleler halinde, 1919-1920'de de (1921 kota kanununun uygulanmasından önce) daha az sayıda latin ve islav ırkından insanlar. Ama bunlar, topraklarını bırakıp daha batıya giderek, bazen aynı toprakları birkaç defa denemekten yılmayan (Lincoln'un babası gibi) ilk sömürgelilerin yerini alan göçmenlerdi.
Tehlikeli saldırılarını durdurmak için Mississippi nin batısına sürülmesine karar ve rilen (1826) Yerlileri geri püskürten öncüler (avcı, hayvan yetiştirici, toprak sürücü ve çiftçiler), birbirini izleyen dalgalar halinde, Prairie'nin fethine atıldılar ve yüzyılın sonunda, 1865'te 98. meridyene ulaşmış bulunan öncü cephesinin gittikçe genişleyen hattı Pasifik kıyılarında limanlar çevresindeki meskûn bölgelere vardılar. Bu ilerleyiş, tabiatın tespit ettiği bazı eksenlere göre oluşmaktaydı; bunlar Apalaşlar geçidi; tahtaları sonradan kulübelerin yapımında kullanılan, altları düz gemilerle (flatboats) Mississippi'ye kadar inilen Ohio vadisi; öküz ve atlarla çekilen üstleri bez kaplı arabaların izlediği avcı veya yaban öküzlerinin ayak izleri. İzlerin kesiştiği, ırmakların geçit verdiği yerlerde, ilk gelenlerin ağaçları keserek meydana getirdiği ağaçsız alanlarda kendiliğinden küçük topluluklar doğmaktaydı. Bunların her biri toprağa bağlı birer ziraat yuvası ve batıya doğru yeni bir ilerlemenin başlangıç noktası olacaktı.
Bu ilerlemenin çerçevesi zaten kuzeybatı buyrultusu ile (1787) belirlenmiş bulunuyordu; bu buyrultuya göre, Versailles antlaşmasıyle İngiltere'nin elden çıkardığı ve aşağı yukarı 100 000 amerikalı sömürgelinin oturduğu, Mississippi'nin batısındaki topraklar federal arazi sayılacak ve (geometrik olarak) parsellenip ilkin federal, sonra da özerk topraklar haline getirilecek, 60 000 kişilik nüfusa erişince de devlet mertebesine kavuşabileceklerdi. Bu durumdan faydalanan ilk arazi Kentucky (1792), sonuncusu da Hawaii (1959) oldu. Başlangıçta federasyonun malı olduğundan bu toprakları devlet bedava dağıtmayarak, kadastrolarını yaptırıp paı sellettikten sonra 52 ar'ını bir dolardan sattı. Amerikan kasaba ve kırlarına has geometrik görünüşü veren budur. Ancak, ilk işgal edene toprağı satın alması için bir öncelik hakkı tanındı. Kendisi alacak durumda değilse, o zaman, toprağa sahip olacak kimseden bir değerlendirme tazminatı isteyebilecekti. Ama öncüler oldukça ilkel ve tabi! yollardan ilerliyorlardı. Bu yollar, malzeme ve azık sağlamağa, yeni topraklar veya devletlerle Federasyon arasında sağlam bağlar kurup sürdürmeğe elverişli değildi. Birliğin kaderi, bunların kaynaşmasına bağlıydı. Bu da modern ulaştırma yollarının gelişmesine dayanıyordu. Batıya doğru ilerlemeyi kontrol altına almak isteyen doğu devletlerince, ta başlangıçtan duyulan bu ihtiyaç, Ful ton'un elde ettiği tekel sayesinde buharlı gemi seferlerinin (Hudson 1807; Ohio ve Mississippi 1811), kanalların (1825'te açılan Erie kanalı), kara ve demiryollarının (1840'ta 7 000 km, 1860'ta 48 000 km., 1874'te 127 000 km.) gelişmesine yol açtı. Bütün ulaştırma yolları üç rakip şehirden, Baltimore, Philadelphia, özellikle de (Erie kanalının rağbet sağladığı) New York'tan, doğudan batıya doğru uzanıyordu.
Bu iç genişleme üç sonuç doğurdu. Bir kere Güney-Kuzey ikiliği üstüne dayanan A. Birleşik devletlerinin geleneksel siyasî dengesini değiştirdi. «Eski güney» in etkisi Birliğin çerçevesi içinde azaldı (1810'da nüfusun yüzde 37,5'i, 1840'ta ytfzde 23'ü), ziraat üstünlüğünü kaybeden (sadece hayvancılıkta ön safta) Kuzey, Birliğin en kalabalık bölgesi haline geldi (184O'ta yüzde 39) ve çabuk gelişen sanayi sayesinde (New England'da dokumacılık, New York ve Pennsylvania eyaletlerinde metalürji [1850'den sonra]) bir ısçı sınıfının ortaya çıkardığı meselelere rağmen, yeni bir güç kaynağına kavuştu. Birliğin, bütün alanlarda birbirine karşıt o-lan bu iki «bölüm»ü arasında Batı ortaya çıkıyor (1840'ta nüfusun yüzde 37'si) ve 1833'ten sonra McCormick hasat makineleri sayesinde, 1860'ta büyük ölçüde buğday (yüzde 60), mısır (yüzde 48), öküz [towa, Illinois), domuz (Illinois) yetiştiren ve viski (Cincinnati) imal eden bir bölge oluyordu. Chicago (nüf. 1837'de 800; 1860'ta 110 000) bu dinamik bölgenin başkentiydi. Bununla birlikte, bu bölgenin iktisadî dengesi kararsızdı ve çoğu zaman borç içinde olan çiftçiler, oylarıyle geleneksel çoğunluğu devirmekte etkili rol oynuyordu. 1850-1860'ta altına hücum dolayısıyle nüfusu 400 000'e yükselmiş olmasına rağmen, yalnız «Far West» (Uzak-batı), ülkenin siyasî hayatının dışında bulunmaktaydı. Devlet bankasından borç alıp kuzeydoğuya ödünç veren batı öncüleriniıs seçme gücü, yeni Demokrat partinin başkanı Jackson'un seçilmesinde kendini gösterdi. Bu partiyi Cumhuriyetçi partinin sol kanadının en dinamik üyeleri kurmuştu. Bunlar, federalistlerle cumhuriyetçilerin programları arasında olayların ortaya çıkardığı benzerlikten hayal kırıklığına uğramışlardı. Mutlak çoğunluk elde edemediklerinden (1825-1829'da başkan John Quincy Adams idi) adaylarını Beyaz Saray'a sokamayan Batılılar. 1828'deki seçimde başarı kazanarak Andrew Jackson'a sekiz yıllık süre için (1829-1837) başkanlığı. Demokrat partiye de (1841-1845 arası seçimi kazanan Whig'ler [William Henry Harrison ve John Tyler ile] dönemi dışında) kırk yıllık süre için iktidarı sağladı. Caucus usulü kaldırıldı, spoils system (mevkilerin, iktidara gelen partinin üyelerine verilmesi) her yerde uygulandı, federal banka kapatıldı (1836). Böylece, kurumlar hizla demokratlaşmaktaydı. Batıya doğru genişlemenin en son neticesi, Güney ile Kuzey arasındaki yarışmanın artması oldu. Güney, ziraatçı, büyük pamuk üreticisi, dolayısıyk de kölelikten ve serbest mübadeleden yana idi. Sanayileşmekte olan Kuzey ise, gümrük tarifelerinden (1816-1824 tarifeleri), içki yasağından yana ama köleliğe karşı, puritenliğı dolayısıyle de feministti; sonunda, Henry Clay'in çabasıyle, ziraî üretimi henüz çok düşük olan ve gümrük tarifesinden vaz geçmeyen Batı'nın desteğini kazandı. Oysa batıya doğru yayılma hareketi, yeni devletlerin kurulmasına yol açarken, 1787 tarihli kuzeybatı kanunu kabul edilmese ve esir ticareti (1808) yasaklanın as aydı, Güney, Birliğin içinde tek başına kalmak tehlikesine düşebilirdi. Henry Clay iki defa A.Birleşik devletlerini parçalanmaktan kurtardı. Birinci defa bu, Missouri antlasmasıyle oldu: kölelikten yana olan Missouri ile köleliğe karşı olan Maine,aynı zamanda Birliğe alındı. Kölelik, Mississippi'nin batısıyle, 36° 35' paralelin kuzeyinde yasak edildi (1820). İkinci kurtarış 1850'de oldu: Kaliforniya hür devlet olarak tanındı. Utah ile New Mexico'ya seçim serbestliği verildi. Fakat bu imtiyaz, Güney'i memnun etmedi; senatör Douglas'ın kölelik konusunda devletleri serbest bırakan son bir uzlaşma teklifine rağmen, Jackson'un eski başkan yardımcısı Colhoun, barış içinde birlikten ayrılmayı öngörüyordu. Bu çözüm yolu bir dramla sonuçlandı: Kansas'ta, Güneylilerle Kuzeyliler, daha yeni devlet haline gelmiş olan bu ülkeye, önce kölelikten yana, sonra da köleliğe karşı bir Anayasa sağlamağa çalıştılar. Durum Kansas'ta başlayan iç savaşa yol açtı (1854-1856) ve kesinlikle köleliğe karşı yeni bir Cumhuriyetçi partinin kolayca kurulmasını sağladı (1854). Partinin adayı olan Abraham Lincoln'ün Cumhurbaşkanlığına seçilmesi (1860), Birliğin ikiye bölünmesiyle sonuçlandı.
• A. Birleşik devletleri ve iç savaş. Kurumların yerine oturması ve Batı'nın fethi, elli yılı askın bir süre Amerikalıların bütün güçlerim tüketmiş ve Kuzey'le Güney'i ekonomik ve sosyal alanda birbiriyle çatıştıran meselelerin ciddîliğini saklamıştı. Güney, iktidar üstünde siyasî kontrol kurarak, özellikle kendi adamlarından ikisini, önce Franklin Pierce'i (1853-1857), sonra da James Buchanan'ı (1857-1861) başkan seçtirerek, sayıca aşağı durumunu gidermeyi basardı: onun için, Missouri antlaşması (1820) ve onu izleyen 1850 antlaşması ile köleci devletlerin çoğalmasına karşı konan tedbirlerden kaygılanmaktaydı. Ama, yavaş yavaş bölünmeğe elverişli bir hava meydana geliyordu. Siyasî düşünce ayrılıklarının ötesinde, Bağımsızlık savası günlerinde kurulan bağların artık birlestiremez olduğu bir yeni neslin siyaset sahnesinde görünmesi, bu havayı daha da elverişli kılıyordu. Güneylilerin başkanlıktan uzak tutulması halinde köleliğin ve bölünmenin yaygınlaşmasını isteyen ve Jefferson Da-vis'in çevresinde gruplaşan «ateş yiyiciler» e Sumner, Seward, Chase v.s. gibi Free-Soilers'ler karşı koymaktaydı. Bunlar, kuvvete baş vurarak da olsa, Birliğin devamını istemekte idiler. Bu gergin hava içinde, iç savaşa götürecek oluşumu hızlandıran türlü olaylar yer aldı: Kansas'taki kanlı olaylar (1854), özellikle tren şirketlerini etkileyen ve gümrük tedbirlerinin arttırılmasını gerektiren 1857 malî buhranı, son olarak da Dred Scott (Kuzeye sığınan ve Danıştay kararıyle [1857] yeniden köleliğe geçirilen zenci) meselesi ile John Brown (Kansas'taki Zencileri silâhlandırmağa kalkıştı diye Kuzeylilerin astığı kuzeyli evangelist) meselesi. 1845'te oyla kabul ettirdiği antlaşma sonucu, Güneylilerin Kansas'ta uyguladığı cezalan desteklemeyen başkan Douglas'ın teşvikiyle Demokrat parti ikiye bölündü. 1854'te Free-Soilers ile Whig partisinin kaynaşmasından doğan yeni Cumhuriyetçi partinin kamuoyuna sesini duyurabilmesi ve A. Birleşik devletlerinin başkanlığına, ülkenin batısından ustaca seçtiği tanınmamış, ama hitabet kuvveti ve siyasî ciddiyeti ile çok geçmeden ün kazanan Abraham Lincoln'u seçtirmeyi başardığı bir sırada, bu bölünme Güneyliler için daha tehlikeli bir hal aldı. Lincoln, oyların ancak yüzde kırkını almıştı; ama bunun sebebi, iki aday gösteren demokratların ikiye bölünmesi idi. Bu durumdan memnun olmayan Güneyliler, Güney Karolina'nın çağrısına uymadılar (20 aralık 1860) ve çok geçmeden Jefferson Davis'in başkanlık edeceği ve başkenti Richmond (Virginia) olan amerikan konfedere devletlerini meydana getirdi (8 şubat 1861). Sayı bakımından az olan Güneyliler, kendi aralarında kaynaşarak onları yeneceklerini ummaktaydılar. Gerçekte, buyandan büyük ve küçük toprak sahipleri arasında, öte yandan da «Yoksul Beyazlar» arasında bir çıkar dayanışması vardı. Birinciler köle sahibiydiler. İkincilerse zencilere düşmandılar. Çünkü, köle çalıştırarak servet sahibi olamadıkları gibi köleler yüzünden ücretleri, dolayısıyle kazançları düşük oluyordu. Ayrıca kumandanların değeri (ordu subaylarının büyük çoğunluğu, özellikle de, başkumandan Lee, Birlikten ayrılmak istiyordu), Güneylilere kısa zamanda başarıya ulaşmak ümidini yeriyordu. Oysa çatışmanın uzaması Kuzeylilerin lehindeydi, çünkü böylelikle büyük bir ordu toplayabilecekler (850 000'e karşı 2 milyon insan), oldukça değersiz şeflerin yerine Grant ve Sherman gibi büyük yetenek sahibi kimseleri geçirecekler ve kuzeydoğunun büyük iktisadî ve malî kaynaklarını kullanacaklardı. Kuzeylilerin, özellikle de Güneylilerin enge4 olmayı umdukları savaş, sonunda küçük rütbeli subayların Charleston önündeki Sumter kalesinden açtıkları top ateşi ile (12 nisan 1861) başladı. Dört yıl sürecek olan bu iç savaş, dünyada ilk defa kuvvetleri milyona yaklaşan veya milyonu asan orduları birbiriyle çatıştıran çok kanlı bir savaş oldu. Başlangıçtaki başarısızlıklardan sonra Kuzeyliler, sanayi» para ve sayı bakımından üstünlükleri sayesinde, 1863'ten sonra savaşı kazanmağa başladılar. 1865'teyse güneyli kumandan Lee, mütareke istedi (9 nisan). Bu savaş, Birliğe 617 000 kişiye mal oldu, Güney'i harap etmekle kalmadı, onu tehlikeli bir enflasyona sürükledi. Geçici bir süre, Birleşik devletlerin uluslararası fonksiyonunu diplomatik ve iktisadî bakımdan zayıflattı, Napolyon III'ün bir latin ve katolik imparatorluğu kurma denemesini mümkün kıldı. Pamuk üreticisi olan imparatorluk, güya Orta Amerika'daki Kuzey Amerika'h anglosakson ve protestan güçlere karsı bir denge sağlayacak ve Avrupa'yı A.B.D. nin pamuk tekelinden kurtaracaktı (Meksika savaşı [1861-1867]). Oysa, güneyli pamuk isletmecileri, bu tekeli tam olarak hiç bir zaman sağlayamayacaklardı; ham madde kaynaklarından yoksun kalan Avrupa dokuma sanayiinin, başka üretici ülkelere (Hindistan) bas vurması birtakım alışkanlıklar doğurmuştu. Amerika pamuğunun yeniden dünya piyasasında görünmesi, bu alışkanlıkları yok etmeğe yeterli değildi.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla