Amerikan emperyalizmi

Birleşik devletlerin, mamul mal ihracatçısı haline geldiği çağda, J.Fiske'nin kitabının (ManifestDestiny) [Kader Bildirisi, 1885], Josiah Strong ve J. Burgess'in seferlerinin (1890) ve tarihte deniz gücünün oynadığı rolü savunan Mahan'ın önemli yankıları oldu. Nazarî olarak emperyalizme aleyhtar olan Birleşik devletler, demokrat Wilson zamanında bile iktisadî emperyalizme (dolar diplomasisi'ne) baş vurdu. İç savaştan önce geçen bazı olaylar, amerikan emperyalizminin bu özel karakterini açığa çıkarır. Çin'de imtiyaz sahibi olma (VVanghia antlaşması, 1844); Yedo koyunda kuvvet gösterisi; Birleşik devletlerin ticaretine japon Umanlarını açan Japon-Amerikan antlaşmasının Komodor Perry tarafından imzalanması (1854). Ostende beyannamesiyle tespit olunan Küba için vize tanınması (1854); Alaska'nın Rusya'dan satın alınması (1867) ve önce 1889 yılında tngiltere ve Almanya ile sonra da sadece Almanya ile (1898) bölüşülen Samoa adalarına 1878 yılında yerleşme, toprak genişletme arzusunu açıkça belirtti. McKinley'in Bahriye nezaretinde bakan yardımcısı Theodûre Roosevelt'in teşvikiyle, 1897'den itibaren iç genişleme yerine, toprak genişletme politikası uygulandı. İspanya-Amerika savaşı sonucu Küba bağımsız oldu. Guam ve Porto Riko ile Filipin'ler 20 milyon dolar karşılığı (Paris antlaşması 10 aralık 1898) ilhak edildi. Küba'ya zorla vesayet kabul ettirildi. (Platt tadilâtının onaylanması, haziran 1901), Santo Domingo'nun iktisadî kontrolü ele geçirildi (1905), Haiti işgal edildi (1916), Antillerdeki Virgin Islands (adaları) Danimarka'dan satın alındı; bu, A.B.D.'ye Meksika körfezinin mutlak kontrolünü sağlayacaktı; kanal bölgesini ele geçirmek için Amerika Birleşik devletleri (bu kanal 1914'te sefere açılacaktı) Panama'nın Kolombiya'dan ayrılmasını destekledi, Meksika'ya askerî müdahalede bulundu (1914), Pasifik'teki yeni Amerikan topraklarını kabul ettirmek maksadıyle Japonya üstüne baskı yaptı ve Mançurya'daki zaferinden sonra (Portsmouth antlaşması, 1905) onu itidale davet etti; Fas meselesi ile ilgilendi (Alge-ciras konferansı 1906) ve La Haye barış konferansına katıldı. Bu emperyalist politika ve artan iktisadî refah, 1907 buhranına rağmen iç politikayı arka plana attı. 1882'den beri Çinlilerin göçü yasaklanmıştı, Japonların göçüne ise henüz göz yumulmaktaydı. Kısa sure sonra Kaliforniya'da Japon göçüne karsı da gösteriler başladı, Ama başkan Theodore Roosevelt’in dinamik şahsiyetinin hakim olduğu bu devrenin en önemli olayı ziraat konusunda (gelecekteki sulama tertibatı karşısında orman ve su ihtiyatlarının teşekkülü 1902), sosyal alanda (askerî makamların 1902 grevi sırasında kömür madenlerini üstüne alışı) ve iktisadî meselelerde (yirmi beş tröste karşı alınan hukukî tedbirler) müdahalede bulunan Federal hükümetin imtiyazlarının Roosevelt tarafından desteklenmesidir. Ne var ki gümrük himayesini destekleyen Aldrich tarifesini (1909) tasvip eden halefi Taft, senatör La Follette tarafından yönetilen cumhuriyetçi azınlık ile çatıştı; Theo-dore Roosevelt yönetimi ele alarak 5 ağustos 1912'de yeni bir ilerici parti kurdu; bu partinin özel bir devrimci programı vardı (senatörlerin halk tarafından seçimi, kadınlara oy hakkının tanınması, önemli bir sosyal kanun külliyatının kabulü); bu Taft'ınkine üstün birkaç oy sağladıysâ da Roose-velt'i başkanlığa yeniden geçiremedi. Cumhuriyetçilerin istifasından faydalanan ve gelir vergisinin konmasını, senatörlerin genel oyla seçilmesini ve kadınlara oy hakkının tanınmasını mümkün kılan on altıncı (1913) on yedinci (1913) ve on dokuzuncu tadilâtları onaylatacak olan demokrat Wilson başkan oldu; böylece ilerici program gerçekleştirilmiş oluyordu.

• 1913'te A.B.D. Bu sırada Amerika Birleşik devletleri dünyanın başta gelen iktisadî kuvvetlerinden biri durumuna yükseldi. Bununla birlikte, ticaretinin önemli bir kısmını yaptığı ve amerikan topraklarına sayısız sermaye yatırmış olan Avrupa'dan birinciliği alamamıştı. Nüfusu öyle hızlı artmaktaydı ki kongre, melting pofun (ırk kaynaşması) bütün bu nüfusu sindiremeyeceğinden korkarak özellikle varlıkları ülkenin birliğini bozma tehlikesi gösteren, Latin ve Slavları tasfiye etmek için, okuma yazma bilmeyenlerin Birliğe alınmasını yasak etti. Bu güçlükten başka, Federal hükümetin karşısına hiç bir ciddî mesele çıkmadı. Birinci Dünya savaşı patlayınca (ağustos 1914) hükümet Monroe'nun tanımladığı eski tarafsızlık geleneğine sadık kalarak savaşa katılmayı düşünmedi.