Askerî tarih

• Ordu ve Savunma. Amerika'ya yerleşmiş ve ilerde Amerika Birleşik devletlerini meydana getirecek olan sömürgecilerin güvenliği, Amerikan İstiklâl savaşına kadar ingiliz garnizonları tarafından sağlandı. Ayrıca on üç devlet de, kurulur kurulmaz, her biri kendi güvenliğini sağlayacak mahallî milis kıtaları meydana getirdi. Bu birliklerin çekirdeğini teşkil eden elemanlar (minute men) devamlı olarak alarm durumundaydı. 3 Temmuz 1775'te Washington, bu on üç devlet milislerinin başkomutanlığını ele aldı. İşte bu kuvvet ilk amerikan ordusunu teşkil eder. Genel müfettişliğe atanan Prusya generali von Steuben'in de yardımıyle 1776'da 26 000 kişilik daimi bir ordu kuruldu, daha sonra bütün milislerin silâh altına alınmasıyle büyüyen bu kuvvet İstiklâl savaşında zaferi sağladı (1781). 1783'te yapılan Versailles barış antlaşmasından sonra, ordu tamamıyle terhis edildi. 1791'de üç alaya inen bu kuvvetin, İngiltere ile yapılan savaşın başlangıcında (1812-1815) mevcudu 60 000 kişiydi ve 1847 Meksika savaşı arifesinde 5 000 kişiyi geçmiyordu. Bu savaş dolayısıyle 20 000 kişilik bir kuvvet silâh altına alındı ve barışla birlikte terhis edildi: Ayrılık savaşı (1861-1865) dolayısıyle iki büyük ordu meydana geldi: Kuzey devletlerinin kurduğu 2 000 000 kişilik ordu ve Güneylilerin, teşkil ettiği 850 000 kişilik ordu. Bu iç savaştan sonra 1866 antlaşmasıyle federal daimî ordu mevcudu 54 000 kişi olarak tespit edildi ve 1898'de İspanya ile yapılan savaş esnasındaki değişiklik müstesna, 1914 yılma kadar aşağı yukarı değişmedi. Bu ordu, 1865-1898 arasında Kaliforniya'da, Nevada'da ve Colorado'da amerikalı Yerlilere karşı (Siyular, Apaşlar, Utlar y.s.) uzun süreli güvenlik savaşlarına girişti ve bu devrede 900'den fazla çarpışma oldu. 1881'de Fort Leavenworth Askerî okulu kuruldu ve 1902'de Kurmay okulu oldu; 1903'te ordunun kurmay heyeti meydana geldi.

1914'te amerikan kara kuvvetlerinde şu birlikler vardı: mevcudu Kongre tarafından tespit edilen daimî gönüllü ordusu; kura usulüyle silâh altına alman erlerden kurulu 250 000 kişilik milli muhafız (bu kuvvet eyaletlerin emrindedir, onlar tarafından beslenir); ve nihayet prensip olarak eli silâh tutan herkesi içine alan milisler (Monroe doktrinine bağlı kalan kanun bu milislerin millî topraklar dışında hizmetine engel oluyordu). 18 Mayıs 1917 tarihli, seçim usulüyle mecburî askerlik kararnamesi ile Millî muhafızlardan, general Pershing emrinde bir seferi kuvvet kuruldu. 1918 Mütarekesinde amerikan ordusunun cephede 30 tümeni bulunuyordu. Birinci Dünya savaşındaki kayıpları 500 000 kişiye varmış ve bu savaş sırasında 3 700 000 kişi seferber edilmişti.

Tekrar kendi kabuğuna çekilen ve Avrupa işlerine müdahaleye karşı olan Amerika Birleşik devletleri, 1920'de kendi askerî geleneklerine uygun sistemi yeniden kurdu. 1939'da amerikan ordusu sadece 500 000 kişilikti; bunun 170 000'i cumhurbaşkanı emrinde Daimî ordu, 200 000'i Birleşik devletlere ait Millî muhafız ve nihayet 100 000'i de Teşkilâtlı ihtiyatlar'di. Amerika toprakları, her biri bir muvazzaf tümeni, iki millî muhafızı ve üç teşkilâtlı ihtiyatı içinde bulunduran dokuz bölgeye ayrılmıştı.

Gerçi kara kuvvetlerinin zayıf oluşu ve kamu oyunda ayrı yasama isteğinin bulunuşu gibi sebepler, Amerika'nın 1940'ta Müttefiklere yardımına engel olduysa da, fransız ordusunun yenilgisi üzerine Amerika, büyük bir askerî hazırlığa girişti ve böylece 1945 zaferinin birinci derecedeki galipleri arasına girdi. 1802'den beri, West Point Askerî okulundan yetişen muvazzaf subayların işgal ettikleri yüksek kumanda mevkileri hariç, modern ordunun bütün unsurları yeni baştan ve aynı zamanda meydana getirildi. 16 Eylül 1940'ta ortaya konan mecburî hizmet sistemiyle beslenen kara ordusu, aralık 1941'de 1 400 000 kişiye, 1942'de 5 milyona, 1945'te 8 milyona yükseldi. Bu kuvvetin denizaşırı bölgelerde 90 tümeni bulunuyordu. 1939'da 15 000 olan subay mevcudu 1942'de 127 000'e ve 1945'te 880 000'e çıkarıldı. İşleri pratik yoldan ve sonuç alacak şekilde çözmesini bilen ve sanayi alanında başarıya ulaşan teşkilâtçı Amerikalılar, potansiyellerinin bitmez tükenmez zenginliğini modern savaşa da uydurmayı bildiler. Bu sebeple, savaş sanayii yapımı, gerek kendi kuvvetlerinin ve gerekse müttefikleri oian ingiliz ve sovyet kuvvetlerinin çıkarlarına uygun olarak «Kiralama ye ödünç verme» (1941) sistemiyle en yüksek dereceye çıkarıldı. Bu arada 1943'te özellikle fransız Kuzey Afrika ordusunun yeniden donatımı da mümkün oldu. İkinci Dünya savaşı esnasında amerikan fabrikalarından 80 000 top, 130 000 zırhlı araç ve 1 300 000 kamyon çıktı.

Bu kuvvetlerin kurulma ve ardından denizaşırı bölgelerde kullanılma şartları, bunların bol malzemeye sahip olması ve özellikle hava kuvvetleriyle desteklenmesi, 1945-1950 arasında yalnız Amerika'nın tekelinde kalmış olan atom gücü gibi faktörler, amerikan yüksek komutanlığının manevra kabiliyetinden çok malzeme gücüne, sayıca üstünlükten çok lojistik tekniğe dayanan yeni bir savaş doktrini meydana getirmesine yol açtı. Siyasetine sadık olan Amerika Birleşik devletleri, 1945'ten itibaren kara, deniz ve hava ordularını 1 milyon 500 bin kişiye indirecek şekilde terhisler yaptı (1948). Fakat milletlerarası durumun ağırlığı dolayısıyle, 1947 Millî Güvenlik kararnamesine göre Millî savunmada yeniden teşkilât yapıldı. Bu kararname, gönüllülerin yetmediğini göz önünde tutarak gerekli celplere müsaade ediyor, bir Millî Güvenlik konseyi ve bir Ortak Kurmay Başkanları heyeti kurulmasını sağlıyordu. Bu iki kurul memleketin askerî siyasetini tayin ve uygulamakla görevli bulunuyor ve nihayet nükleer silâhları hazırlayan ve meydana getiren Atom Enerjisi komisyonu'nu teşkil ediyordu. Bu sayede Amerika Birleşik devletleri Batı dünyasında on yıl içinde birinci derecede bir mevki kazandı, öte yandan, kiralama ve ödünç verme kanununu tekrar ele alan Amerika, 1948 ve 1949'da dost veya müttefik memleketler yararına olarak geniş bir «Askerî Yardım programı» nı gerçekleştirdi.

1948'deki Sovyet-Amerikan gerginliği, 1949'da Kuzey Atlantik Paktı teşkilâtı, 1950'de Kore savaşı başladığı zaman amerikan kuvvetlerinin kararsız durumu, Japonya'da amerikan kıtalarının bulundurulmasını öngören 1952 Japon-Amerikan antlaşmaları gibi olaylar, Amerika Birleşik devletlerini kudretli ve dolgun mevcutlu bir prduyu yeniden teşkilâtlandırmağa şevketti ve 1955'te ordu mevcudu 1 300 000'i buldu. 1956'dan beri bu ordu yeni silâhlara (atom silâhları ve özel silâhlar) bünyesinde yer vermek için modernleşme yolunda büyük çabalar harcadı. Bu silâhlar, 1957-1958'den beri ordu içinde hizmete girmiş durumdadır; ateş kudretleri iki veya üç kata çıkarılmış olan bütün amerikan tümenleri, 1959'da pentomik sisteme göre düzenlendi. Bu ordu, hava kuvvetleri içinde toplanan kendi hava taşıt araçlarına sahiptir (1959'da 3 000 uçak ve 2 500 helikopter). 1960'ta mevcut 870 000'e ulaştı: bunun çoğunluğu meslekten yetişme, çok kuvvetli eğitim görmüş ve ordunun teknik ihtiyaçlarını ve karma teşkilâtını uygulayacak nitelikteki elemanlardır; 1963-1964'te Millî savunmaya ayrılan 55 milyar dolarlık bütçede kara ordusuna düşen para 12 milyar dolardır. Bu bütçede kara ordusu üçüncü yeri işgal eder: bütçenin yüzde 36'sı hava kuvvetlerine, yüzde 27'si deniz kuvvetlerine ve yüzde 22'si de kara ordusuna ayrılmıştır. Bununla beraber hükümet ve yüksek komutanlık, klasik tümenlerin artık geçerli olmadıklarını ileri sürdüklerinden, amerikan askerî kuvvetleri «Ordulararası» bir plana yöneltilmiştir. 1959'daki bir kanun, Ordu, Hava ve Deniz dairelerinin zararına olarak Millî Savunma bakanının gücünü ve yetkilerini azamîye çıkarmıştır.

1955'te Foster Dulles tarafından ileri sürülen genel misilleme doktrini, 1960 yılları başında yerini, tepkinin şiddetini saldırının şiddetine göre ayarlama formülüyle belirtilen kademeli tepki doktrinine bıraktı. Savunma bakanı McNamara'nın uyguladığı bu siyaset, amerikan askerî imkânlarının her sınıftan kuvvet demetleri halinde çeşitlenmesini hızlandırdı ve amerikan ordusuna, klasik veya ihtilâlci silâhlarla, atom silâhlarıyle yapılacak her türlü bölgesel veya genel saldırıyı karşılayacak bir güç kazandırdı. 1967-1968 Bütçesinde millî savunmaya ayrılan pay 72,3 milyar doları buldu; oysa 1964-1965 yılı bütçesinde bu rakam 50,2 milyar dolardı. Bu artış, Vietnam savaşıyle izah edilebilir; aynı hal Kore savaşı sırasında da görülmüştü (1950 bütçesindeki 13 milyar dolara karşılık, 1953'te 50,4 milyar dolar). 1964-1965 Bütçesinde Vietnam'a ayrılan pay 103 milyon dolardan ibaret olduğu halde, 1967-1968 bütçesinde 21,9 milyar doları buldu. Bu miktar, genel millî savunma masraflarının yüzde 30'u ve amerikan millî gelirinin yüzde 3'ü demektir. Aynı sebeple, amerikan ordusunun insan gücü oranı da arttı: 1961'de silâh altındaki asker mevcudu 2 480 000, 1965'te 2 650 000, 30 haziran 1967'de 2 400 000'di. Bununla birlikte, Vietnam savaşr için yedekler silâh altına çağırılmadı; bugün 19 ilâ 26 yaşları arasında 10 milyon ameri kah erkek her an orduya çağırılmayı beklerken, 1966'da askere alınanların sayısı 400 000'i geçmemiştir. (1953'te, Kore savaşının en şiddetli günlerinde amerikan ordusunun mevcudu 3 500 000'ı aşmıştı.)

Amerikan silâhlı kuvvetlerinin tümü, 1967'de, Kurmay Başkanları komitesine bağlı büyük stratejik kumanda gruplarına ayrıldı: merkezi Omaha olan «Strategic Air command» veya Hava Kuvvetleri kumandanlığı; «Strike command» veya Hava Müdahale ve Ulaştırma kumandanlığı, «Alaska command»; Amerika kıtasının savunmasıyle görevli «Continental command»; Atlantik'teki amerikan filosunun bağlı bulunduğu «Atlantic command»; Avrupa'daki amerikan askerî birlikleri ve Atlantik paktı üyeleri askerî kuvvetleriyle sıkı ilişkisi olan «European command» (Akdeniz'deki VI. filo bu kumandanlığa bağlıdır); merkezi Havvaii adalarında bulunan «Pacific command» (VII. filoya dayanan bu kumandanlık Vietnam'daki amerikan askerî birlikleri kumandanlığına bağlı değildir).

Amerikan askerî gücü bugün, her zamandan çok Strategic Air command çerçevesi içinde veya kara, deniz ve hava kuvvetlerine dağılmış olarak, A.B.D. nükleer silâhlanma gücü tarafından idare edilir.

• Kara ordusu. Amerikan kara ordusunun (U. S. Army) mevcudu 1960'da 870 000 ve 1965'te 968 000 iken, 1967'de 1 300 000'i bulmuştur. Savaşa hazır seferî tümen sayısı 11'den (iki tümen hava yoluyle nakledilmeğe hazır ve bir tümen bindirilmiş olmak üzere) 17 tümene çıkarılmıştır (Marine corps'un U. S. Navy'ye bağlı dört tümeni bu sayının dışındadır). Bu büyük birliklerin altısı, Stricom'un (Strike command) emrinde, yarı mevcudu hava yoluyle nakledilebilen bir genel müdahale yedeğidir ve sırasında öteki birleşik büyük kumandanlıklardan birini desteklemekle görevlidir; aynı şekilde görevlendirilen Matine corps'tan farkı, Marine corps'un ancak denizden itibaren müdahale etmesidir. Pentagon, A.Birleşik devletleri sınırı içinde kara kuvvetlerinin ana unsurlarıyle yığınak yapmış, ayrıca, dev C-5A uçakları ve saatte 20 mil yapabilen özel sürat kargolarıyle taşınabilecek büyük birliklerini acele bir müdahaleyi gerçekleştirebilecek şekilde düzenlemiştir. 1950'de C-124 uçaklarıyle 1, 1965'te C-141 uçaklarıyle 4 değerinde olan havadan taşıma gücü, 1969'da C-5A uçaklarının hizmete girmesiyle 20'ye yükseldi. Bugün bir tümeni (25 000 asker ve 35 000 ton savaş malzemesi) C-141 uçaklarıyle Avrupa'ya nakletmek için on üç güne, Güneydoğu Asya'ya nakletmek için otuz güne ihtiyaç vardır; buna karşılık, 1975'de, 100 adet C-5A ağır nakliye uçağı programı tamamlandığı zaman, aynı tümen Avrupa'ya üç günde, Güneydoğu Asya'ya yedi günde sevkedilebilecektir. Vietnam'da yeni bir askerî birliğin, tümü helikopterler ile nakledilebilen bir tümenin denemesi yapılmış ve bu ulaştırma kolaylığı savaş harekâtında büyük bir esneklik sağlamıştır. Modern bir savaş birliği, İkinci Dünya savaşı birliklerinin kat kat üstünde bir ateş gücüne sahip olduğu halde (atom silâhları dışında), ulaştırma gücü sadece yüzde 25 oranında gelişmiştir. Helikopter ile ulaştırma sayesinde bu oran da yükselmektedir. Bugün havadan taşınan bir amerikan birliği, klasik bir askeri birliğin kara ulaştırma araçlarının ancak yarısına sahip olduğu halde, emrindeki hava ulaştırma araçları klasik birlikteki hava araçlarının dört katıdır (434 uçak ve helikopter). Bu klasik tümenlere, birliği meydana getiren üç alaya ek olarak, havadan taşınan bir alay eklenmiştir. Bunun yanı sıra, birliklerin nükleer bomba atma imkânları da gelişmiş, 1964'te sadece 8 iken (203'lük toplar ve «Honest John» rampaları), 1966'da bu sayı piyade birliklerinde 28'i, zırhlı birliklerde 80'i akmıştır (lSS'lik toplar, Pershing, Sergeant ve Lance rampaları). Gelecekte Amerika'nın en hızlı kargılık silâhı olması beklenen Pershing'ler üzerinde önemli çalışmalar yapılmaktadır. 1967'de Almanya ve Pasifik'teki amerikan birlikleri bu füzelerle donatılmıştır.

• Hava kuvvetleri. İlk amerikan havacılık merkezi 1914'te Annapolis'te kuruldu. Bunun pilotları Fransa okullarında yetiştirildi. 1917'de gönüllü birlikleriyle (La Fayette filosu) muharebe meydanında hazır bulunan amerikalı havacılar, fransız uçaklarından kurulu filolarla savaşlara katıldılar. 1918'den 1939'a kadar amerikan hava kuvvetlerinde, «Genel Karargâh Hava kuvvetleri» adı verilen bombardıman, av ve kesif uçakları yer aldı; öte yandan, gözetleme uçakları ile balonculuk tamamıyle Kara kuvvetleri kumandanlığı ermindeydi. Bundan başka bir de Deniz ve Sömürge havacılığı vardır. 1939'da amerikan hava kuvvetlerinin elinde 2 000 savaş uçağı bulunuyordu. Bu tarihten itibaren amerikan malzemesi havacılık tekniği bakımından birinci dereceye yükseldi. «Uçar kale» adı verilen Boeing'ler, 1938'den itibaren kıtalararası hava seferleri yaparak, Amerika'nın Pasifik'teki üslerine karsı duyduğu ilgiyi açığa vurdu. Askerî uçaklar (B-17) muharebe düzeni halinde bir hamlede Pasifik okyanusunu geçiyorlardı. Avcı uçakları (Curtiss P-27) saatte 650 km. yi aşan bir hızla uçuyor ve deniz kuvvetlerine ait Çatalına uçakları hiç iniş yapmadan 8 000 km. lik uçuşlar yapıyorlardı. Amerika Birleşik devletleri bu sürekli gelişmelerle havacılık alanında birinci derecede bir yer kazanmağa başlamıştı.

Amerika, 1942'de önemli bir hava kuvvetiyle savaşa girdi. Bu hava kuvvetini destekleyen amerikan sanayii yalnız kendi hava kuvvetlerini değil, aynı zamanda İngiltere, Çin, Fransa, S.S.C.B. gibi müttefiklerine ait hava kuvvetlerini de besledi. 1943'te savaş bölgelerinde 273 hava grubu bulunuyordu (100 ağır bombardıman grubu, B-29 ve B-17; 34 orta ve hafif bombardıman grubu; 87 avcı grubu; 27 nakliye grubu). Mükemmel hale getirilmiş bir bakım sistemi hava kuvvetleri mevcudunun muhafaza ve devamını sağladı, ikinci Dünya savaşının sonunda amerikan hava kuvvetlerinin elinde 2 300 000 kişilik bir kuvvet ve 45 000 muharebe uçağı bulunuyordu. Uçak yapımı alanında basa geçen Amerikalılar (ikinci Dünya savası esnasında Amerika'da 296 000 uçak yapılmıştır), stratejik bava kuvvetlerinin kullanılması konusunda, doktrin bakımından da üstünlük kurmayı bildiler ve hava kuvvetlerini, gerek Avrupa'da, gerekse Uzakdoğu'da, savaşın kesin sonucunu sağlayan bir unsur haline getirdiler; Amerika'nın zaferi, esasında amerikan bombardıman uçaklarının zaferiydi. Savaştan sonra Amerika Birleşik devletleri, hava kuvvetleriyle pek ilgilenmedi (1946'da imal edilen 37 000 uçağın 35 000'i sivil havacılığa ayrılmıştır); ancak, 1950'de Kore'de çin kuvvetleri tarafından gafil avlanan Amerikalılar, hava kuvvetleri sayesinde bozgundan, kurtuldular. O tarihten itibaren hava kuvvetleri sürekli olarak arttırıldı: 1960'ta uçak mevcudu 20 000'e yükselmişti. Bunların yüzde 70'i, çoğu nükleer silâh taşımağa elverişli tepkili uçaklardı.

Amerika Birleşik devletleri hava kuvvetleri, gerçekten amerikan stratejisinin temelidir: vurucu kuvveti «Stratejik Hava komutanlığı» meydana getirir; 1964'te bu komutanlık emrinde 1000 bombardıman uçağı (B-52, B-58) ve 1000 misil (l.C.B.M.) vardı. Bu uçak ve silâhlar, Omaha'daki komuta merkezi vasıtasıyle sürekli alarm durumundadır, öteki hava birlikleri yaklaşık olarak 200 üsse dağıtılmış ve balistik özel silâhlarla donatılmıştır. 1964'te bu birliklerde, yer-hava silâhlarıyle desteklenen 40 önleme grubu, SS nakliye grubu ve 113 müdahale grubu vardı. Amerikan hava ordusu 19S8'de, kıtalararası ilk özel silâh olan «Atlas» in ve sonra da «Minute man» ın deneylerini yaptı (bu sonuncusu 1962'den beri operasyonel silâh olmuştur). Bu tarihten beri hava kuvvetleri, amerikan orduları hiyerarşisi içinde deniz kuvvetlerinin yerini almış, hava generallerinin de yüksek emir ve komuta çerçevesi içinde önemli bir yeri olmuştur. 1964'te hava kuvvetleri bütçesi 19 milyar dolara yakındı, personeli de 880 000 kişiyi buluyordu. Şunu da belirtmek gerektir ki, başlıca amerikan şehirlerinin havaya karşı korunması «Nike-Ajax» tipi özel yer-hava silâhlarıyle sağlanmaktadır.

1960 Yılları, amerikan hava ordusu için kararsız bir geçiş devresi olmuştur. Hava kuvvetlerinin bütünüyle, uzun menzilli kıtalararası misillere tam bir üstünlük tanımak isteyen görüş ile, uçaklara stratejik bir değer tanıyan muhafazakâr görüş arasında bir seçme yapmak gerekiyordu. Bu seçme yapılamadığı için, bir yandan klasikleşmiş uçakların imkânları geliştiriliyor ve A.B.D.'nin yeni savunma siyasetine uygun düşecek malzemeyi bulmak için çeşitli projeler, taslaklar üzerinde duruluyordu.

Bombardıman uçakları alanında FB-111'lerin gelişmesi beklenirken, en son B-S2 ve B-58 uçakları hizmete girdi (yeni bir mach 3 süper bombardıman uçağının [XB-70] yapımı, deneme sırasında uçağın artık ihtiyaca cevap vermediği anlaşıldığından, durdurulmuştu).

TakÜk alanda birliklere, F-105 D «Thunderchief», «Phantom II» ve 1967'den itibaren F-lll A (değişken geometrik' mach 2,5) uçakları verildi. Fakat bu arada Vietnam savaşı, modern savaş uçağının kendinden beklenileni vermediğini ispat edince (1940'-tan kalma eski Douglas B-26'ların tekrar hizmete alınması), COİN programı (Counter tnsurgency: hafif gerilla uçakları) büyük bir süratle uygulandı.

Buna karşılık ulaştırma araçları engele rastlamadan gelişti: nakledilecek tonaj, uçuş hızı ve aşılacak mesafe, 1960'ta«Hercules» C-13 ve 1968'de Lockheed C-A5 ile büyük gelişme gösterdi. 1967'de Vietnam savasına rağmen bütçe daraltılarak 11 milyar dolara indirildi, amerikan hava ordusu mevcudu 889000 olarak kaldı ve emrindeki uçak mevcudu 13 800'e düştü( ortalama uçuş hızının ve taşınacak ağırlık miktarının artması 1960'taki tüm potansiyeli değiştirmemiştir). Hava kuvvetlerinin tümü aşağıdaki kumanda birliklerine bağlı kaldı: «Strategic Air command» (670 uçak, 944 «Titan» ve «Minute man» tipi, 1 ilâ 10 megatonluk nükleer yük taşıyan kıtalararası misil); «Tactical Air command»; «Air. Defence command» (Hava Savunma kumandanlığı) bir kısmı, Kuzey Amerika'nın hava savunmasıyle görevli NORAD'ı (North American Air Defence) meydana getirmek üzere Kanada hava kuvvetleri emrine verilmiştir; «Military Airlift command» (1960'tan bu yana «Military Air Transport service» in yerini almıştır) v.d. Bu büyük kumandanlıkların tümü «hava kuvveti» tipinden büyük birlikleri ve misil tümenlerini içine alabilir.

Birleşik devletler havacılık savaş gücü artık sadece hava kuvvetlerinin (U. S. Air Force) emrinde değildir, 1967'den bu yana kara ordusu emrine 9 300 uçak (Army Aviation) ve deniz kuvvetleri emrine 8 300 uçak verilmiştir.

• Deniz kuvvetleri. Amerika Birleşik devletleri deniz subaylarını yetiştirmekte olan Annapolis Deniz Harp okulu 1845'te kuruldu. Monitör ile Merrimac'ın meşhur düellosu, amiral Farragut'ın Mississippi nehri ağzındaki harekâtı, Kuzey Bahriyesi tarafından yapılan abluka, güneyli korsanların bu ablukayı zorlamak üzere giriştikleri hareketler, amerikan deniz kuvvetlerinin kahramanlık menkıbelerini teşkil eder. 1884'te bir Deniz Harb okulu kuruldu. Bu okulda öğretilen stratejik doktrin okulun kumandanı olan deniz albayı Mahan'ın düşüncelerine dayanır; sonraları Bahriye nazırı ve daha sonra da Cumhurbaşkanı olan Th. Roosevelt tarafından da bu düşünceler benimsenmiştir. Bu doktrin, Birinci Dünya savasına kadar amerikan deniz kuvvetlerinin ilham kaynağı oldu. 1897-1898 Ispanyol-Amerikan savası, genç amerikan bahriyesi için şöhret kazanma bakımından büyük bir fırsattı. Küba'nın ablukasına katılmak üzere Pasifik'ten Atlas okyanusuna gönderilen bir zırhlının Magellan boğazından geçerek altmış iki günlük bir zaman kaybetmesi, Panama berzahında bir kanal açmak düşüncesini doğurdu. Küba, Filipinler, Porto Riko gibi yerler çeşitli sıfatlarla Amerika'ya bağlı topraklar haline girdi; buraların korunması ve anavatan topraklarıyle bağlantısı gerekiyordu. Bu yeni sorumluluklar, güçlü bir donanmanın doğmasına yol açtı. Hedefleri şunlardı: anavatan ve sömürge kıyılarının savunması; millî toprakların tamamlayıcı bir parçası sayılan Panama kanalının mutlak kontrolü (bu kanal 1914'te açıldı); Monroe doktrinin desteklenmesi. Birinci Dünya savasının arifesinde amerikan deniz kuvvetleri, ingiliz donanmasının aşağı yukarı üçte biri kadardı. O zaman amerikan bahriyesinde su gemiler bulunuyordu: 35 zırhlı (10 tanesi dretnot), 32 kruvazör, 50 muhrip, 23 torpito, 39 denizaltı; ayrıca dört gemi de in}a halindeydi. Birinci Dünya savası sırasında amerikan bahriyesi önemli kuvvetlerle denizaltı savasına katıldı, sonra büyük kayıplara uğramadan 2 milyon kişilik bir orduyu Fransa'ya nakletti. Bu gayretler, amerikan bahriyesinin gelişmesine yol açtı ve o zaman Bahriye nazırı ve daha sonra Cumhurbaşkanı olan Franklin Delano Roosevelt'in teşvikiyle tamamladı. 1922'deki Washington antlaşmasıyle amerikan bahriyesi, harp ve uçak gemileri bakımından ingiliz donanmasıyle eşit duruma geldi. 1939'da hizmette olan amerikan gemileri toplam olarak 1213 790 tona ulaşıyor, ayrıca 205 545 tonluk gemi de inşa halinde bulunuyordu; bu tonaj aşağı yukarı ingiliz donanmasının yüzde 80'i demekti; öte yandan, amerikan deniz-hava kuvvetlerinin (Air Navy) elinde 1 500 uçak vardı (Enterprise veya Saratoga gibi bazı uçak gemilerinin güvertelerinde 100'er uçak durur). 1940'ta Fransa'nın yenilgisinden sonra amerikan bahriyesi, henüz savaşa girmediği sırada, amerikan kara sularında ingiliz donanmasına yarı resmî bir yardımda bulundu. 7 Aralık 1941'de Pearl Harbor'da Japonların baskınına uğrayan amerikan deniz kuvvetleri kısa zamanda tekrar toparlandı; alman denizaltılarının bozguna ugratılmasında büyük bir rol oynadıktan sonra Kuzey Afrika'ya, Avrupa'ya ve amiral Ni-mitz kumandasında Pasifik adalarına yapılan çıkarmalara büyük ölçüde katıldı. 1945'te amerikan deniz kuvvetlerinin mevcudu 3 300 000 kişiye ulaştı. İkinci Dünya savaşı esnasında amerikan deniz tezgâhlarında 1 milyon ton harp gemisi inşa edildi. 1950'den beri Deniz kuvvetleri genelkurmayı tarafından, gerek denizüstü gemilerinden özel silâhlar alanında («Terrier» özel silâhı) veyı denizaltılardan (jPolaris ve Regulus) atılı özel silâhlar alanında ve gerekse atomla tahrik alanında (1954'teki ilk atom denizaltısı olan Naulılus) modernleşme teşebbüslerine girişildi. Amerikan stratejisinin Atlantik'te, Akdeniz'de (VI. filo) ve Pasifik*» (VII. filo) hâkim unsurunu teşkil eden amerikan deniz kuvvetleri 1955'te, tonaj bakımından ingiliz donanmasından dört kat üstündü ve 1963'te yine tonaj bakımından öteki bütün donanmalar toplamının iki katına ulaştı. 1964'te amerikan deniz kuvvetlerinin hizmette 862 savaş gemisi vardı; bunların 504'ü 1945'ten sonra inşa edildi: 28 uçak gemisi, 9 helikopter gemisi, 15 kruvazör, 290 muhrip, 162 denizaltı (25'i atom denizaltısı). Toplam olarak 4 160 000 ton, 525 000 kişilik personel. Bu toplama ayrıca deniz-hava kuvvetlerini de eklemek yerinde olur. Amerikan deniz kuvvetleri, Deniz Genelkurmay başkanlığına bağlı olan deniz piyade teşkilâtıyle sıkı bir işbirliği halindedir. 10 Kasım 1775'te, gemilerin muhafazasını sağlamak üzere dört bölük halinde kurulan, sonra da daimî kuvvet haline gelen deniz piyade birliklerinin mevcudu 1945'te 483 000 kişiye çıktı. Bu birlikler İkinci Dünya savaşı esnasında bütün harekât alanlarında ün kazandılar. Hal ve şartlara uygun bir «deniz-hava kuvveti», seçme usulüyle alınan personel ve çok özel bir birlik ve beraberlik anlayışı, amerikan deniz piyadesini, silâhlı kuvvetler içinde seçkin bir zümre haline getirmişti. 1958 ilâ 1967 yılları arasında amerikan deniz kuvvetleri (U. S. Navy) gücünü üç alanda toplamıştır: ağır hücum uçak gemileri, atomla çalışan denizaltılar ve denizaltılara karşı savaş.

Ağır uçak gemisi Forrestal (59 600 t.) ıslah edildi, atomla çalışan uçak gemisi Enterprise 1961'de hizmete girdi; aynı tipte ikinci bir uçak gemisi (7. F. Kennedy) 1967'de denize indirildi. 15 Hücum uçak gemisinin bakımı 1967-1968 bütçesine konuldu, bunların bir kısmı Atlantik'te, bir kısmı Pasifik'tedir. Atomla çalışan denizaltı programı büyük başarıyle uygulandı: 30 haziran 1967'de, denizaltı savunma misilleriyle silâhlanmış 41 hücum denizaltısı (1961'de 13, 1965'te 21) ve dalışta stratejik «Polaris» misilleri atan 41 denizaltı vardı (1961'de 5, 1965'de 29). 8 Denizaltı savunma gemisi ve 30 ihtisas hava filotillası denizaltı mücadelesine ayrıldı. Amerikan deniz kuvvetleri, bunlar dışında 303 savaş ve yardımcı savaş gemisine (kruvazör, destroyer, çıkarma gemisi, klasik denizaltı v.b.) ve deniz piyadesine ait 158 gemiye sahiptir. Millî savunma bütçesinde deniz kuvvetlerine ayrılan pay 1958'de 10 940 000 iken, 1967'de 15 300 000 doları bulmuş, silâh altındaki asker mevcudu 780 000'den 970 000'e yükselmiştir. Son yıllarda uçak gemileri amerikan donanmasının vurucu gücü olmaktan çıkmıştır. Bu rolü bugün, 16 Polaris füzesi atabilen nükleer denizaltılar almıştır: her füzenin 0,6 megatonluk nükleer yükü vardır. (2 500 deniz mili yol alabilen Polaris A3'ler, yavaş yavaş 1 500 deniz mili giden A2'lerin yerini almaktadır; daha da gelişmiş olan «Poseidon» füzeleri henüz deneme safhasındadır.)

Marine corps adı verilen birlikler U. S. Navy içinde önemli yer işgal eder. 1960'ta asker mevcudu 170 621 iken, 1965'te bu sayı 190 000'e yükselmiş ve 1967'de 278 000'i bulmuştur (Kore savaşı sonunda 250 000). 1965'te üç tümen iken, bugün dört tümen'e çıkmış ve 3 hava filosunu da içine almıştır.