GÜZEL SANATLAR

Mimari

Başlangıçta, yapıların çoğu kolonların mimarlık geleneklerini yansıtıyordu. XVII. yy. da «sömürge stili» diye nitelendirilen ve başlıca unsuru ahşap olan faydacı bir mimarlık anlayışını o, taya koyan anglosakson özelliği üstün geldi. Bu anlayış 1830'a kadar sürdü. Bu ilk dönem boyunca, sırasıyle, Amerika'nın yeni başkenti Washington'un kuruluşunda kullanılan neo-grek stil, gotik stil, rönesans stili, XVIII. yy. fransız stili moda oldu. önceleri A.B.D.'nin millî mimarları pek azdı. 1840 Civarında bir kısım mimar yetişti; bunlar bilgilerini arttırmak için Paris'e gittiler (yapılarında Fransız Rönesansından ilham alan Richard Hunt, roman tarzını tercih eden ve Boston «Trinity» kilisesini inşa eden Henry Hobson Richardson). Hem opera salonu, hem otel, hem iş hanı olan, 18 katlı ve bini aşkın penceresi bulunan Chicago oditoryumu, A.B.D.'de, modern mimarînin başlangıcını teşkil eder. Bu yapı, Paris'teki Ecole Nationale Supirieure des Beaux-Arts öğrencisi Louis H. Sullivan'ın eseridir. Bu mimarî en dikkate değer ifadesini, ilk örnekleri 1883'e kadar uzanan gökdelenlerde bulmuştur.

XX. yy. da A.B.D.'de yapı sanatı sanılabileceği kadar derin değişikliklere uğramadı. Köylerde çoğunlukla geleneksel usullere ve bölgesel malzemeye baş vuruldu; şehirlerde, Le Corbusier ve (Bauhaus'un kapanışından sonra gelip Amerika'ya yerleşen) Walter Gropius'un çatıştığı gruplar ve rakipleri olduysa da, mimarların büyük çoğunluğu gotik veya neo-klasik zevke sadık kaldı. Henry Hofmeister, Harvey Wiley Corbett ve Raymond Hood'un yaptıkları Rockefeller merkezi, etkileyici bir gökdelen bütünüdür. Fakat bunun gerçek bir yenilik getirdiği söylenemez. Bir çağlayan üstüne kurulmuş olan «Kaufmann evi» (1936) ile 6 400 m2.lik bir alan içinde 1400 ailenin, maddî rahatlığın bütün unsurlarını bulacağı örnek şehir . Broodacre-City projesi ile, New York'taki Guggenheim müzesi ile Frank Lloyd Wright, yaratıcı niteliğini daha iyi gösterdi. Devlet, Cari Mackley'in Juniata Park'taki (Philadelphia) ilgi çekici gerçekleştirmeleri için yatırım yaptı; şehirlerin içinde bahçeli sitelerin düzenlenmesini destekledi (Brooklyn'deki yoksul mahallelerin ortasında bir vahaya benzetilen Lescaze'nin eseri Williams-burg gibi). Richard J. Neutra, Los Angeles deneme okulunun dikkate değer yapıcısıdır. Her yerde olduğu gibi, pahalı özel evler birer sanat eseri haline gelirken, ortalama mesken niteliğinin gitgide düştüğü görüldü. İkinci Dünya savaşının bitişinden bu yana bütün Birleşik devletler içinde her yıl bir milyon yeni yapının gerekli olduğu ortaya çıkınca, ihtiyaçlara uyma ve hazır yapım malzemesi meseleleriyle daha çok ilgilenildi: Cambridge'de (Massachusetts), Philip Johnson tarafından bu amaçla kurulmuş olan ilk hazır ev örnekleri büyük ilgi görmekte ve parlak bir geleceğe aday görünmektedir.

İkinci Dünya savaşından bu yana Amerika Birleşik devletlerinde bina yapımı, özel eylere verilen önemin tesiri altındadır. Amerikan çiftlik evlerinden ilham alan üslûp, muhafazakârdır, fakat inşaatta fabrika malı hazır malzeme tercih edilir (tahta iskelet; taşı, tuğlayı ve kiremiti taklit eden plastik maddeden, çatı, iç ve dış duvarlar). Evler, çoğunlukla büyük merkezlerden oldukça uzakta, siteler halinde yapılır, her sitede okul, çarşı, golf sahası, yüzme havuzu bulunur. Alıcılara, inşaata elverişli bir arsa gösterilir, bu arsa üzerinde, müteşebbisin sunduğu üç dört örnekten biri seçilerek inşaata başlanır. Lewis Mumford gibi bazı şehirciler, birbirinden uzak ve müstakil parsellere inşa edilen, dolayısıyle de ortak bir şehir hayatına imkân vermeyen bu küçük evleri tenkit ettiler. «Salkım tipi» (cluster plan) denilen bazı yeni projelerde, evleri tekrar gruplandırarak bu mahzur ortadan kaldırılmaktadır. Fakat bu evlere rağbet azdır, çünkü amerikan evi, Los Angeles veya San Francisco'daki gibi, geleneklere bağlı kalmıştır.

Buna karşılık gökdelen inşaatında büyük değişiklikler oldu. İkinci Dünya savaşına kadar iskeletler çelikten yapılıyor, fakat iç ve dış duvarlarda taş ve seramik kullanılıyordu. Kepenk-duvarların icadı ve camların tecrit gücü azlığı yüzünden hava ayarlama tesisatının hemen her yapıda kullanılması, 1950'den bu yana gökdelen mimarîsinde esaslı değişmelere yol açtı (o yıl W. K. Harrison ve yetmiş mimar ile mühendis, Le Corbusier'nin planı üzerinde, New York'ta Birleşmiş Milletler teşkilâtı binasını yapmışlardı). Bu gelişme, Chicago'da Mies Van der Rohe'nin 1951'de tamamen camdan yaptığı Lake Shore Drive binası ve Gordon Bunshaft'ın 1952'de tamamladığı, ısı geçirmez isli camdan yapılmış Lever tiouse bınasıyle devam etti. Mies Van der Rohe'nin ve Ph. Johnson'un 1958'de New York'ta yaptıkları Seagram gökdeleni ile Skidmore, Owings ve Merrill'in 1%1'de yaptıkları ünlü Chase Manhattan Bank binası (cepheleri ışıl ışıl yanan cam ve paslanmaz çeliktendir) aynı üslûbun başarılı örnekleridir.

Bu «yalın» üslûp kısa zamanda gözden düştü. Frank Llyod Wright (Guggenheim museum, 1945-1959) ve Eero Saarinen'in (idlewild havaalanı, 1961; bugün Kennedy havaalanı) tesiriyle amerikan mimarları, cam ve çeliğe kıyasla, işlenmeğe daha elverişli olan betonu tercih etmeğe başladılar. Dökme ve hazır parçalar halinde bulundurulabilmesi, betonu, kolayca kullanılan, hazır bir sanayi malzemesi haline getirdi. 1965'te Gordon Bunshaft, Ovvings ve Merrill tarafından Chicago Belediye sarayının yenilestirilen kesiminde inşa edilen meskenler, bu yeni üslûbu belirten örneklerdir. Çağdaş akım, tekniğin çeşitli gelişmelerinden faydalanarak, mimara, ustalığını serbestçe göstermesine elverişli iç mekânı hazırlamağa, günden güne daha çok önem vermektedir. 1967 Montreal sergisinde A.B.D. pavyonunun yapımı işinin Richard Buckminster Fuller'e verilmesi, yeni anlayışın iyice yerleştiğini gösterir. Boston şehrinin tamamıyle yenilenmesi ve Washington'daki Pennsylvania Avenue'nün elden geçirilmesi sırasında da bu üslûp tercih edilmiştir.

Heykeltraşlık ve resim

Amerikan sanatı, XVIII. yy. başında ilk uyanısını iki iskoçyalıya borçludur: portre ressamı olarak 1715'te Perth AmboyV yerleşen John Watson ile, Boston'a yerleşen ve 1751'de orada ölen John Smibert. Pennsylvania'da öncülüğü Benjamin West yaptı. Roma'ya gitti ve orada dinî resim alanında çalıştı.

XVIII. yy. boyunca bu öncülerden sonra şu isimleri belirtmek yerinde olur: portre ressamı Copley; pişmiş toprak ve balmumuyle çalışan ve Washington ile Franklin'den teşvik gören Patience Wright; Willson Peale; ihtilâl kahramanlarıyle devlet adamlarının resmini yapan binbaşı Trumbill; Washington'un bir portresini yapan Gilbert Stuart; Fulton, Dunlap, J. Wright, Jarvis, Vanderlyn, Wilson, minyatürcü Malbone ve nihayet «Amerika Tiziano» su diye anılan ve bütün kollarda çalışmış olan Al İston.

Fransız ihtilâli, amerikan sanatına yeni bir hız verdi. Çok sayıda fransız Tessam ve heykeltraşı yeni dünyaya göç etti ve orada fransız etkisini yerleştirdi. Bu etki, özellikle bütün XIX. yy. boyunca canlı kalacaktır. Puvis de Chavannes, Boston kütüphanesini dekore etmekle görevlendirildi. Amerikalı usta Whistler, Avrupa'da başhbaşına bir akım yarattı. Amerikan sanatının en tanınmış temsilcileri arasında Mary Cassatt, Sargent, Harrison'lar, Inness'ler, Smith Lewis, Tanner, Alexander, Walter Gay, Dannat gibi ressamlar; Saint-Gaudens, Macmonnies, Barlett (Carrousel meydanında la Fayette'in atlı heykeli) gibi heykeltraşlar sayılır. XX. yy. da «New Deal» dönemi, duvar resimci liginin yeniden canlanmasıyle kendini gösterir: Boardman" Robinson'un Pittsburgh'da Kaufmann mağazaları için yaptığı Ticaret Tarihinde, New York'ta yeni toplumsal araştırmalar okulu için Thomas Benton tarafından yapılmış Amerika'nın Faaliyetlerini, Arshile Gorky'nin Newark havaalanı için yaptığı büyük soyut süslemeleri analım. Meksikalıların (Diego Rivera, Siqueiros, Orozco) etkisiyle fresk sanatı, dikkate değer bir şekilde Edgar Britton, Kari Kepe, William C. Palmer, Michael Newd v.b. tarafından işlendi. Toplumsal düşünceler ve günlük siyaset, özellikle William Gropper (ölüm, Fırtına), Ben Shahn, Philip Evergood, Peter Blume'yi etkiledi; Peter Blume'nin Ebedî Kent'i ilgi çekici bir şekilde gerçeküstücülükle antifaşizmi bağdaştırdı. Başka ressamlar, peyzajların güzelliğiyle aile hayatı sahnelerine ilgi göstermeğe devam ettiler: Marsden Hartler, Walt Kuhn, Grant Wood, Ralston Crawford; seyircinin sürekli nefreti yüzünden çıplak tabloları son derece azdır. Walter Quit, gerçeküstücülüğün toplumsal ilerlemeye yardım edebileceğini ve etmesi gerektiğini ispatlamağa çalıştı; deneyüstücülerin başlıca temsilcileri Dane Rudhyar, Raymond Johnson, Bili Lampkin, George L. K. Morris, İrene Rice Pereira ve «Radio City» için geniş freskler yapmış olan Stuart Davis'dir. Nihayet primitivizm'in iki değişik simasını kaydedelim: Horace Pippin ve 78 yaşında ressam olan köylü kadın Grandma Moses. Heykeltraşlar birliklerini 1937'de kurdular; William Zorach, Jose de Creeft, Theodore Roszak en dikkate değer «figüratif»ler arasındadırlar; deneyüstücü eğilim, David Smith, Isamu Noguchi, Emma L. Davis ve özellikle devingenleri (mobiller) icat eden Alexander Calder tarafından temsil edilir. Whitney müzesi tamamen millî sanata ayrılmış ilk kurumdur. New York'ta 1929'da kurulan Modern Sanat müzesi ise hemen öncü sergiler düzenledi (Miro, Tanguy, Pierre Roy, Max Ernst, Dali v.b.) ve her milletten yenilikçilerin hâkim olduğu bir koleksiyon meydana getirdi, öte yandan iktisadî alanda ortaya çıkan olaylar, 1929'da Amerikan Profesyonel Sanatçılar birligini kurmuş olan sanatçıları, halka hizmet gayesiyle, devletin desteğini elde etmek için teşkilâtlanmağa yöneltti (Sanatçılar kongresi, New York, 1936 ve 1937); bunun sonucu olarak, biçimden çok öze yönelen bir genel ilgi doğdu; federal sanat projeleri sayesinde pekçok duvar resimleri yapıldı; gezici sergiler sanat zevkini yaydı; en küçük kasabalarda bile müzeler kuruldu; kabiliyetler elverişli bir ortam buldu. 1939'da, heveskârlar dışında, 48 eyalete dağılmış S 000 sanatçı tespit edildi. Buna karşılık, aynı sıralarda, soyut sanat daha dar, ama en güçlü amatörleri toplayan bir çevrede taraftar kazanıyordu. Solomon R. Guggenheim, dünyada bu türün ilk örneği olan Nesnel (objektif) olmayan sanat müzesini kurdu (New York). 1939'da uluslararası San Francisco sergisi, «mütevazı ve hoş» olarak, New York sergisi ise «saldırgan bir şekilde modern» diye nitelendirildi.

İkinci Dünya savaşı sırasında, federal sanat projelerinin yerini daha acele ve daha önemli mecburiyetler aldı. 1942'de Emergency Management bürosunun, milletin savaş çabasını resimle belirtmek çağrısına 1 100 sanatçı cevap verdi ve kırk kadar sanat birliği bu çabaya daha iyi katılabilmek için birleşti. 1944'ten beri, devletin para yardımı yaptığı federal sanat projelerinin yerini, sanatçıları desteklemek için büyük sanayi ve ticaret teşebbüsleriyle meslek sendikalarının düzenlediği yarışmalar aldı (eser satın alınması ve bol röprodüksiyon hakları ödenmesi), ikinci derecede önemli müzelerde ve halk toplantı mahallerinde renkli resim, orijinal eserlerin yerini almaktadır. Meslek sendikaları da amatörlerin yaptığı pekçok resim ve heykeji sergilemektedir. Resim yapma zevki, bu alanda bile tüketim imkânlarını çok aşan bir üretim problemi ortaya çıkaracak kadar yayılmıştır. Birleşik devletlerde 1952'de 50 000 sanatçı vardı. Bunların çoğu gerçekçi güzellik ölçülerine bağlı kalmışlardır. Sanatın demokratlaşmasına tepki olarak, deneyüstü kavramların ifadesinde aşırı bir incelik ihtiyacı ortaya çıktı. Bu akımı benimseyen ince zevkli kişiler, akıl ve kültür denetiminden geçmeyen estetik içgüdü belirtilerine en yüksek değeri verirler (çocukların yaptığı resimler, patolojik sanat, Okyanusya, Afrika ve Kolomb öncesi ilkel sanatları, olağanüstü kabiliyetleri olan, kendi kendilerini yetiştirmiş kişilerin resimleri ve çalışmaları).

Çağdaş amerikan sanatının en önemli olayı, İkinci Dünya savaşı sırasında Avrupa'nın Amerika'dan tamamen kopması üzerine, muhafazakâr ve akademik sanat anlayışının bırakılarak, ileri eğilimlere ve tipik bir amerikan okuluna geçiştir. Bu çağda ayrıca iki sanat hareketi görülür: 1914'te Paris okuluna rakip olarak ortaya çıkan bu iki akım, New York schooî (New York okulu) ve New York International movement dır (New York Milletlerarası hareketi). O tarihten bu yana, halk ve özellikle aydınlar arasında, sanata karşı, özel kurumların ve müzelerin kurulusuna yol açan bir ilgi uyandı. Parke Bernet'te yapılan açık arttırmak satışlarda çok büyük paralar dönmektedir (1966'da Rembrandt'ın «Titus'un Portresi» adlı tablosu 2 234 000 dolara alıcı buldu).

Non-figüratif sanat oldukça ilgi görmektedir: Fritz Glarner'in (doğ. 1899) geometrik soyutlamaları, De Kooning'in (doğ. 1904), Motherwell'in (doğ. 1915) ye Kline'm (doğ. 1910) soyut ekspresyonizmi. Tobey'in (doğ. 1890) önderlik ettiği Pasifik okulu ilhamını doğu hattatlarından almakta, hareket resmini ise (action painting) Jackson Pollock (1912 -1956) temsil etmektedir. Soyut izlenimciliğin (empresyonizm) temsilcileri Rothko (doğ. 1903), Guston (doğ. 1916) ve Sam Francis'tir (doğ. 1923). 1960 tarihlerinde yeni bir sanat akımı, pop'art meydana çıktı, hemen ardından bunu op'art takip etti.

Figüratif heykel, birçok anıt vermeğe devam etmektedir: Marshall Fredericks'in Washington' daki İnsan ve Büyüyen Evren (1963) adlı eseri, Albert Stewart'ın Avrupa ve Boğa (1960) adlı çeşmesi. Gabo (doğ. 1890), Roszak (doğ. 1907) ve R. Lippold'un (doğ. 1915) sürdürdükleri soyut heykel sanatının başlıca temsilcisi, önce devingenleri (mobilleri) ve sonra dev stabilleriyle ün yapart Calder'dir (doğ. 1898). Bu arada, özellikle demiri işleyen Fred Farr'ı (doğ. 1914), Bernard Reder'i (doğ. 1897), Herbert Ferber'i (doğ. 1906), David Smith'i (1906-1965), ayrıca da Seymour Lipton'u (doğ. 1903) sayabiliriz. Bazı Heykeltraşlar eserlerinde, hurdalara, günlük hayatımıza karıkmış eşyaya yer vermekte (Randell [doğ. 1929]), bazıları da (msl. Leonard Baskin [doğ. 1922» heykeltraşlığın geleneksel kurallarına bağlı kalmaktadır.

Süsleme sanatları

Boyalı cam, mobilya, dokuma ürünleri, halıcılık, ciltleme, mozaik, çömlekçilik ve ev cam eşyası alanında A.B.D., Avrupa'dan esinlenmiş olmakla beraber, orijinal eserler yarattı. Kuyumculuğun başlangıcı XIX. yy. in ilk yıllarına rastlar. «Modern style» (Modern üslûp) krizini geçirdikten sonra, Amerika, akla daha uygun ilkeler benimsedi. Bu arada, Rookwood fayans fabrikasını (Cin-cinnati), John La Farge (New York'taki Ascension kilisesinin nakışlı camları) ile Louis Tiffany'nin vitraylarını ve döşeme mimarı Samuel Coleman'ı da sayabiliriz.