MÜZİK

Mezmurlar, müzikte XVII. yy. in ilk yarısına kadar canlı kaldı, fakat bu tarihten sonra gözden düştü ve yüzyıl biterken ortadan kayboldu; yerini, XVIII. yy. da Watts'ın ilâhîleri aldı. Güney'de din dışı müzik desteklendi, sömürgelerde bilinen ilk opera temsili 1735'te verildi. Yerli bestecilerin ilki bir siyaset adamı olan Francis Hopkinson'dur (1737-1791). William Billings de önde gelenler arasındadır (1746-1800). XIX. yy. da yabancı müzik ve yabancı besteciler baskın çıktı: Jenny Lind, Ole Bull, Henriette Sontag, S. Thalberg ve Henri Herz gibi avrupalı virtüözler, Amerika'da şöhret ve servete kavuştular. Zamanla orada doğup yetişen Avrupa asılı müzikçiler, koro, orkestra, opera toplulukları kurmağa başladılar. Grieg ve Dvorak (1892'den 1895'e, kadar Amerika'da kaldılar), bu yeni ülkede müzik duygusunun uyanmasına sebep oldular: bunun sonucu gençler, ciddi bir müzik eğitimi görmek için yabancı konservatuyar ve üniversitelere, özellikle Münih'e, Rheinberger'in yanına gitmeğe başladılar. John Knowles Paine. (1839-1906) ve Edward Mac Dowell (1861-1908) gibi besteciler bu devrin göze çarpan simalarıdır. 1880'den sonra, Amerika yerlilerinin müziğini derleme işi ciddî olarak ele alındı ve bu yolda hayli gayret sarf edildi, öte yandan komşu Meksika, müziğinin neşeli ve senkoplu ritmiyle, A.B.D'ye yeni bir unsur sağladı. Bundan başka zenci esirler, göçleri sırasında bazı Afrika hatıralarıyle, doğuştan ihtiyaç duydukları ve onlar için bir heyecan kaynağı olan müzikleriyle beraber kendinden geçme alışkanlıklarını da getirmişlerdi. Büyük tarım işletmelerinde yeni tarz bir dinî şarkı doğdu: negro spıritual Minstrel jong'lar da yine XIX. yy. da meydana çıktı; bu tarzın en yetkili bestecisi Stephen Collins Foster'dır (1826-1864). Sonuç olarak XIX. yy., caz müziğinin 'basarı çağı oldu ve klasik üslûptaki amerikan müziğinin gelişmesinde önemli bir rol oynadı.

İlk gerçek çağdaş besteci Charles Martin Loeffler'dir (1861-1935); Alsas'ta doğdu, fakat ömrünün çoğunu germano - amerikan romantizminin yuvası Boston'da geçirdi. George Gershwin (1898-1937), halk temaları kullandı ve müziğine caz unsurlarını aktardı. Empresyonist akımın patlak vermeâı ve onun müzik alanındaki tamamlayıcısı «ony kitonculuk», bu tarzda yazılmış eserlere düşkün bir meraklı topluluğu meydana getirmesine rağmen, amerikalı bestecileri son zamanlara kadar pek az etkiledi. Şahsı etki bakımından Nadia Boulanger kadar ağır basan bir şahsiyet çıkmadı. Yol göstermesi için kendisine baş vuranlar arasında müzikte öncü durumunda olan birçok, sanatçı yardı: 'Copland, Harris, Piston, Thompson, Finney, Chanler, Blitztein, Diamond, Bauer, Moore v.d. Ernest Bloch'un (1880-1959) öğretimi de etkili oldu; öğrencileri arasında Antheil, R. Thompson, Sessions, Moore, Porter ve Chanler'i sayabiliriz.

Amerika Birleşik devletlerine temelli veya geçici olarak yerleşen avrupalı bestecilerinde rolleri büyük oldu (E. Varese, Stravinski, Bela Bartok, Darius Milhaud v.d.). Avrupalı çağdaşlarından daha çeşitli ve daha şahsî bir müzik dilleri olan amerikalı besteciler, makineye, dönük amerikan yaşayışının canlı ritmini ortaya koymak, Avrupa'dakinden apayrı bir armoni diline varmak, biçim ve çerçeveleri yenilemek, anlatımda kendilerine göre bir duyguya yer vermek isterler. Günlük hayatı yansıtmak için büyük bir ataklıkla bazı müzik denemelerine girişmişlerdir; Charles tves, G. Antheil, H. Cowell ve J. Cage'in eserlerinde bu konuda örnekler bulunabilir. İkinci Dünya savaşı ile olgunluk çağına erişen neslin, kendinden önce gelenlerin müziğini sağlamlaştırma yolundaki gayretleri bir çeşit yeni romantizme gelip dayandı; bu çığırı, S. Barber, L. Bernstein, P. Creston ve W. Schuman temsil ederler.

Amerikan müzik dünyası, gerek yaratma alanında, gerek müzikoloji alanında, her zaman zengin ve hareketli oldu.

Yaratma alanında geleneklere bağlı akım, güçlü istidatlar ortaya koymadı; fakat alabildiğine gelişmeye devam etti. Gerek bir «amerikan müziği» yaratmak amacıyle folklor müziğinden alınmış unsurları değerlendiren bilgili müzik alanında, gerekse Rachmaninov, Prokofiev, Bartok ve Stravinskı gibi sanatçıların açtığı çığırda ilerleyenlerin safında, en iyileri bile sadece bir ustalık değeri taşıyan eserler çıkmıştır.

Modern müzik anlayışı da, ya Viyana seriyel müziğinin (bu müzik de artık akademikleşmiş sayılır) veya yeni ses imkânları araştıran Varese ve Cage'in izindedir. Bazı nispeten güçlü sanatçılar sivrildi, müzikte elde edilen yeni buluşların sentezini yaptılar, hattâ müzik tekniğine plastik teknikleri de kattılar (msl. Jackson Pollock'un rastlantı resmi ve Calder'in devingenleri). Ortaya çıkan eserlerden anlaşıldığına göre, müzik ile plastik sanatlar arasındaki bu alışverişten, gerçek bir yeniliği müjdeleyen ilgi çekici ve alışılmamış sonuçlar doğacağa benzer.

Müzikoloji alanında ise, eski Avrupa memleketlerinin hiç bir zaman elde edemedikleri malî imkânlardan faydalanan son amerikan çalışmaları, çok zengin ve canlıdır. Bu arada A.B.D'nin, Amerika'ya göç eden avrupalı müzik bilginlerinden çok faydalandıklarını da belirtmek yerinde olur.