SİNEMA

Filim yapımı A.B.D.'de, İkinci Dünya savaşı sonunda tam gelişme halindedir: eski rekorların kırıldığı 1946'da çevrilen filim sayısı 358 (satılan bilet sayısı 5 milyarı aşkın), 1947'de çevrilen filim sayısı 404, ertesi yıl 393'tür. (1946 öncesi amerikan sineması için bk. SİNEMA.)

Savaş öncesinin ünlü rejisörlerinden bir kısmı filim yapımına devam etmekte, ama pek-çoğunda da bir yetersizliğin belirtileri hissedilmektedir: Michael Curtiz, Levvis Milestone, Henry Hathavvay, hattâ King Vidor gibi. Frank Capra tarzı iyimser komediler devri kapanmıştır.

Önemli isimler olarak yine de şunlar sayılabilir: western'lere (Kanun Harici [My Darling elementine] 1946, Vahşîler Hücum Ediyor [YVagonmaster] 1950) ve irlanda ört-âdet komedilerine (Kadın Satılmaz [The Quiet Man] 1951) bağlı kalan John Ford; şuurlu, ne yaptığını bilir bir uyarlayıcı olan (The Best Years of Our Life [Hayatımızın En Güzel Yılları] 1946, The Heiress [Miras] 1949) WilUam Wyler; ısırıcı hicviyle (Adam's Rib [Hazreti Âdem'in Kaburga Kemiği] 1949, Born Yesterday [Dün Doğmuştu] 1950) George Cukor; seçici ve büyüleyici Howard Havvks (Birlesen Kalpler [The Big Sleep] 1946, Kızıl Irmak [Red River] 1948); «korku filimleri ustası» şöhreti haklı olarak yayılan Alfred Hitchcock (ölüm Kararı [Rope] 1948, Trendeki Yabancı [Strangers on a Train] 1951); Fritz Lang, Otto Preminger, Joseph Mankiewicz, Billy Wilder. 1948'de Robert Flaherty son filmi Louisiana Hikâye si'ni (Louisiana Story) çevirdi. Mösyö Verdu'su (Monsieur Verdoux, 1947), umumî bir anlaşılmazlıkla karşılanan Charlie Chaplin, Sahne I şıkları'nın (Lımelıght, 1952) New York'ta gösterilişinden sonra A.B.D/den ayrıldı. Orson Welles, Şanghay'lı Kadın (The Lady from Shanghai, 1946), sonra Macbeth (1947) ve Othello (1952) gibi filimleriyle genel akımın kenarında kaldı. Bunların yanı sıra daha çok Broadway'den yetişen New York dökümanter okulunun (Paul Strand, Leo Hurwitz, Sidney Myers) ve dolaylı olarak italyan yeni gerçekçiliğinin etkisinde kalan yepyeni bir nesil ortaya çıktı. Bu akımın temsilcileri, «karamsar» bir görüşle, filimlerine hoş görmezlik, ırkçılık, paranın gücü, zorbalık, iş âleminin iç yüzü, spor, siyaset gibi konular seçtiler ve hırçın, öfkeli birçok filim çevirdiler. Başlıcaları şunlardır: Jules Dassin (Vahşî Kuvvet [Brüte Force] 1947, New York Esrarı [The Naked City] 1948, Uçurum Yolcuları [Tieves Highway] 1949, Gece ve Şehir [Night and the City] 1950); Joseph Losey (Yeşil Saçlı Çocuk [The Boy with Green Hair] 1948, Kanun Tanımaz [The Lawless] 1949); Elia Kazan (Geri Tepen Silâh [Boomerang] 1946, Caniler Sokağı [Panic in the Street] 1950); Robert Rossen (Saltanat Hırsı [Ali the King's Men] 1949); Fred Zfnnemann (Araştırma [The Search] 1949, Erkekler [The Men] 1950); Edward Dmytryk (Crossfire [Çapraz Ateş] 1947). John Huston'un filmleri (Altın Hazineleri [The Treasure of Sierra Madre] 1947, ölüm Gemisi [Key Largo] 1948, Elmas Hırsızları [Asphalt Jungle] 1950) ve dağınık filimler: Mark Robson'un Şampiyon'u (Champion, 1948), Robert Wise'in Demir Yumruk'u (The Set up 1949), Billy Wilder'in Big Carnival'ı (1951). Ne var ki 1947 yılının sonundan itibaren, A.B.D. Aleyhinde Faaliyetleri Araştırma komisyonu pekçok sinema sanatçısını tedirgin ederek, bazılarını memleketten ayrılmak (Dassin, Losey), diğer bir kısmını tavizler vermek, hattâ itibarlarını harcamak, jurnalcilik etmek zorunda bıraktı. McCarthy'ciliğin ahlâk buhranı yanı sıra iktisadî bir buhran da Hollywood'u kırıp geçirdi: işsizlik başladı, stüdyolar kapandı. Televizyonun gelişmesi, gittikçe artan otomobil merakı («drive-in» denilen, otomobil sahipleri için açık hava sinemalarının sayısı bu yüzden arttırıldı) karanlık salonların seyircilerini sinemadan gittikçe uzaklaştırıyordu. Filim yapımı sayısı birkaç yıl daha dayandı (1951'de 369 filim, 1952'de 317 filim); 1954'ten başlayarak (232 filim) o da geriledi. Filimleri standartlaştırma siyaseti bir hezimet oldu. Televizyonun rekabetine karşı durmak için teknikte bir yenilik ihtiyacı kendini hissettiriyordu. 1962 Kasımında bir «3 D» filmi ilk defa gösterilince (Arch Oboler'in Ormanlar Şeytanı [Bwana Devil]) çarenin bulunduğu sanıldı. Ne var ki üç boyutlu filmin başarısı bir saman alevinden ibaretti. Yine bu sırada Fred Waller, Sineramamı gerçekleştirdi; başarı daha inandırıcıydı. Ne kadar hoşa gitmiş olsa da. bu ilgi çekici gösteri halka yayılamayacak kadar pahalıydı. En parlak çözüm yolu olarak, (1925'te profesör Chretien tarafından icat, sonra da günün zevklerine göre tashih edilmiş olan) Sinemaskop göründü: Henry. Koster'in La Tunique (Entari) adlı filmi 28 nisan 1963'te halka gösterildi. Bunun yanı sıra, filmlerde renge de gittikçe artan bir yer verildi. Nihayet 1955'te, «Todd* AO» ortaya atıldı.

Amerikan sinemasının geleneksel tarzı yine de tutuluyordu: polisiye filimler (Fritz Lang: ölüm Korkusu [The Big Heat] 1953; Robert Aldrich: öp Beni öldüresiye [Kiss Me Deadly] 1955; Stanley Kubrick: Kanundan Kaçılmaz [The Killing] 1956), müzikli komediler (S. Donen ile G. Kelly: Yağmur Altında [Sing in the Rain] 1951; Vincente Minnelli: Paris'te Bir Amerikalı [An American in Paris] 1951; George Cukor: Les Girls, 1957); western'ler (Fred Zınnemznn: Kahraman Şerif [High Noon] 1952; Anthony Mann: İdam Mahkûmu [The Naked Spur] 1952; George Stevens: Shane, 1953; Nicholas Ray: Dişi Kartal [Johnny Guitar] 1954; Delmer Daves: Saat 3.10 da Yuma'ya [3.10 to Yumo] 1957; Howard Havvks: Rio Bravo, 1959). Başarılı fılimlerin tanıttığı üç sanatçı, kısa sürede yıldızlarının parladığını gördüler ve bir devrin temsilcileri haline geldiler: Elia Kazan'in Cennet Yolunda (East of Eden, 1955), Nicholas Ray'in Âsi Gençlik (Rebel Without A Cause 1955) filmlerinde James Dean; Elia Kazan'in İhtiras Tramvayı (A. Streetcar Named Desire, 1951) ve L. Benedek'in Kanlı Hücum (The Wild One, 1953) mimlerinde Marlon Brando; H. Havvks'ın Sarısın Bomba (Gentlemen Prefer Blondes, 1953) ve B. Wilder'in Bazıları Sıcak Sever (Some Like it Hot, 1959) filimlerinde Marilyn Monroe. Ağır basmağa başlayan, yıldızlara dayanan filim düzeniyle mücadele etmek üzere televizyondan gelme bazı senaryocular ve yapımcılar, Hollyvvood alışkanlıklarında değişiklikler yapmayı denediler: günlük gerçeklere dönüş, az tanınmış aktörler, ayrı ayrı kişilerden fazla insanlığın tümüne önem vermek gibi. Konusunu Paddy Chayefsky'nin bir eserinden alan, Delbert Mann'ın Marty (1955) adlı filmi başarı kazandıysa da, diğer bazı yapımcıların da (J. Garfein, J. Frankenheimer, S. Lumet) desteklemelerine rağmen, hareket yayılmadı ve bu yapımcıların çoğu kısa zamanda geleneğe boyun eğdiler. Aynı şekilde, eserleri kişiliklerini aksettiren pekçok sinema adamı, Cecil B. De Mille tarzı (On Emir [The Ten Commandments] ikinci çevirim, 1956), büyük masraflı fılimlerin cazibesinden kurtulamadı: William Wyler (Ben Hur, 1959); Stanley Kubrick (Spartacus, 1960); Anthony Mann (İspanya'da çevrilen El Cidf 1960); Nicholas Ray (King of Kings iKrallar Kralı] 1961); Joseph Mankiewicz (Kleopatra, 1963) gibi.

1960't an itibaren, amerikan yıllık filim yapımı sayısı 150 ile 200 arasında oturdu (1960'ta 156 filim; 1966'da 180 filim); ama seyirci sayısındaki azalma gittikçe daha fazla hissedilir oldu. Ford, Wyler, Hawks, Cukor, Preminger, Mınnelli, Rossen, Huston, Stevens, Hitchcock, Wilder, Zınnemann, Dmytryk, Aldrich, Donen, J. Sturges ve özellikle Richard Brooks (Elmer Gantry 1961; Profesyoneller [The Professionals] 1966) ve Elia Kazan (Splendor in the Grass, 1961; America America, 1963) gibi yerleşmiş yapımcılar yanında, yeni kabiliyetler keşfedildi; Richard Quine, Samuel Fuller, Budd Boetticher, John Frankenheimer, Martin Ritt, Blake Edvvards, Robert Mulligan, hem yönetmen, hem oyuncu olan Jerry Lewis, en gençlerden ise Sam Peckinpah ve Arthur Penn.

Robert Wise'e gelince, (Jerome Robbins'in etkili yardımıyle) Batı Yakasının Hikâyesi'nde (West Side Story) müzikli komediye yenilik getirdi ve amerikan filim piyasasının en güvenilir değerlerinden biri oldu.

Shirley Clarke, Frank Perry, John Cassa-vates gibi bazı yapımcılar, bir başka yönde (gerçek sinema) ve Sydney Myers, Lionel Rogosin ve Richard Leadock'tan doğrudan doğruya aldıkları ilhamla, düşüncelerini daha bağımsızca açıklama imkânı veren, az masraflı filimler çevirdiler. Nihayet özellikle New York'ta («Underground» sineması) Mekas kardeşlerin etrafında ve ticarî sinema dışında araştırmalar yapan amatörler ile yarı profesyonellerin bir araya geldiği birçok üniversitede varlığını sürdürmekte olan bir deneme sinemasını da kaydetmek gerekir.