Arap tarihi
Tarih çağlarının başlangıcından beri, Aşağı Mezopotamya'da Sümerlerin arasında yaşayan Samîler, muhtemel olarak Arabistan çölünden gelmişlerdi. Bunlar Akkad medeniyeti içinde eridiler ve yüzyıllar boyunca Fırat vadisine sızan ve dalga dalga gelen yeni arap göçmenleriyle savaşmak zorunda kaldılar. TIgİHtpileser III (M. ö. 732'ye doğr.) kendisine altın, gümüş, güzel kokulu bitkiler (ıtriyat), develer getiren Araplarla ticarî ilişkiler kurdu; Sanherib, kuzeydeki bazı arap kabileleri üzerinde egemenlik kurmayı başardı. Herodotos kendisine, «Arapların ve Asurluların kralı» adını verdiğine göre, anlaşılan Arabistan'da etkisi oldukça büyüktü. Asur-banipal, ordusunu Nabatllerin ülkesine kadar sürerek, Arabistan üzerine birçok sefer yaptı. Araplar, Kambiz'in (Kambuziya) yardımcısı olarak, İranlıların Mısır'ı fethetmelerini kolaylaştırdılar; Kserkses'in ordusunda develeriyle yer aldıklarını biliyoruz; Dareios da, kendisine haraç verenler arasında Arapları anar. Bunlara, Tevrat'ta Araplar hakkında yapılan tek tük açıklamalar da katılırsa, bu konuda bas vurulabilecek bütün kaynaklar gözden geçirilmiş olur. Bugün ise, Arabistan'da yapılan ilmî araştırmalar, bize, önceden bildiklerimizi tamamlamak imkânını vermiştir; M.Ö. I. binyılda, Arabistan birçok krallığa bölünmüştü: Kuzey Yemen'de Maan ve Saba krallığının varlığı, anlaşılan XII. yüzyıla kadar sürmüştür. Musevilik ve Hıristiyanlığın Arabistan'a girmesi, birtakım savaşlara yol açtı; bunların sonucu olarak VI. yüzyılın başında bu ülke hıristiyan Habeşle-rin istilâsına uğradı. Habeş egemenliği iran saldırısı karşısında yıkıldı (575). Arap yarımadasının kuzeyinde de Petra civarında kurulmuş olan Nabat krallığı, daha Milâdın I. yüzyılından itibaren Roma'nın egemenliği altına girdi. Hicaz'da küçük Lihyanlar krallığı bir süre daha devam etmişe benzer. Tedmür ancak 272'de kesin olarak fethedilebildi ve arap adı hemen bütün islâm toplumlarına verildi: o zamandan itibaren, Arapların tarihini, İslâm tarihinden ve bu dinin, eski dünyanm bir kısmı üzerinde yayılış tarihinden ayırmak mümkün değildir. Arap yayılışında üç dönem ayırt edilebilir. Birinci dönem, Hz. Muhammed zamanında, asıl Arabistan'ın ele geçirilmesi olaylarını içine alır. ikinci dönemde, Peygamber'in ölüımm-den sonra Yarımada Arapları, Arabistan'uı kuzey ve doğusundaki bölgeleri fethetmeğe başladılar. Batı yönünde de Afrika'ya sokuldular. Suriye, Mezopotamya, İran ve Mısır ilk iki- halife zamanında fethedildi; üçüncü haüfe devrinde Kuzey Afrika'nın fethine girişildi. Emevîler zamanında Bizans ve İran imparatorluklarının yerine geçmiş bulunan islâm devleti, Kuzey Afrika, ispanya, Maveraünnehir, İndus, Ermenistan ve Kafkasya'ya kadar yayıldı. Bu, 717'de doğuda, istanbul önünde, 732'de de batıda, Poitiers önünde durdurulan arap yayılışlarının üçüncü dönemidir. Aynı zamanda İslâm, milli bir dinî öğretiden, fethedilen ülkeler ahalisinin çoğunlukla benimsediği evrensel bir dine dönüştü; arap dili ise, millî dilleri ortadan kaldırmamakla birlikte, yavaş yavaş, islâmlaştırılmış olsun olmasın, bütün tabi milletler arasında ortak bir medeniyet dili haline geldi; böylece de, bir islâm medeniyeti doğdu. Emevîler devrinde ve abbasî devrinin başlangıcında bir bütün meydana getiren Arap imparatorluğu parçalanmakta gecikmedi. Abbasîlerin iktidara gelmesinden az sonra, İspanya'da ayrı bir emevî emirliği kuruldu ve X. yüzyılın başında halifelik oldu. IX. yüzyılda, Mag-rıp'ta bağımsız krallıklar kuruldu (Fas'ta İdrisîler, Tahert'te Rüstemîler). İfrikiya'da (Tunus) Aglebîler hanedanının Bağdat halifeliğine tabiliği yalnız sözde kaldı. Mısır'ın da IX. ve X. yüzyıllarda halifelikle olan bağlarını gevşetti (Tulunoğulları, ihşidîler) ve Fatimîler, X. yy. dan XII. yy. a kadar Mısır'da bir karşı-halifelik kurdular. Doğuda da yarı bağımsız hanedanlar ortaya çıktı: Tahinler, Saffarîler, İran'da Samanîler, Suriye ve Mezopotamya'da Hamdanîler, Irak ve İran'da Büveyhoğulları. Selçuk Türklerinin gelmesi, daha X. yüzyıldan beri her türlü gerçek iktidardan yoksun kalmış olan Bağdat halifesinin rolünü sadece dinî bir makam niteliğine indirdi. XIII. yüzyılda Moğollar arap halifeliğini ortadan kaldırdılar.
Araplar, ancak ilk halifeler ve Emevîler devrinde önemli bir rol oynadılar. O devirlerde, egemenlikleri altındaki halklara hâkim bir aristokrasi durumundaydılar. Abbasî imparatorluğu kurulur kurulmaz rolleri sınırlandı. Gerçi imparatorluk arap ve kureyşî aslından halifeler tarafından idare edilmekteydi, fakat bunlar alışkanlıkları bakımından iyiden iyiye iranlılaşmışlardr, eyalet valileri arasında Araplara pek seyrek olarak rastlanır; ordu da, Arapları çıkarmış, yerlerine iranlı, türk v.b. almıştı. Gerçek anlamda halis bir arap medeniyeti yoktur; meğer ki arap medeniyeti adı «çöl medeniyeti» dedikleri, arap dünyasındaki Bedevilerin medeniyetine verilmiş olsun. Çoğu, asılları bakımından arap olmayan, fakat iyiden iyiye araplaşmış yazar, bilgin, hekim, filozof, hukukçu, ilahiyatçı ve sanatçılar tarafından büyük üne kavuşturulan arap medeniyeti, Arapların, eski kültür ülkeleri olan Suriye, Mezopotamya, Mısır, İran ve İspanya ile ilişkiler kurmasından doğmuş ve Ortaçağın uzun bir devresinde, dünyanın en parlak medeniyeti olmuştur. Bu medeniyet, batıyı çok etkilediğinden, Araplar yani, anlatım aracı arap dili ve dinî temeli Müslümanlık olan bir kültürün temsilcileri, Ortaçağda batının eğiticileri sayılmışlardır. Bütün alanlarda, tarımda, sanayide ve ticarette Batılılar teknik bilgileri onlardan aldılar. Yunan, hattâ Mut felsefesinin, hekimliğinin ve ilminin mirasçısı olan Araplar, bu mirası batıya aktararak Ortaçağ medeniyet tarihinde çok önemli bir rol oynadılar. Arapça konu§an toplulukların bundan sonra bir gerileme dönemine girdikleri görülür. Bu gerileme, XIX. yy. da ortaya çıkan kültür rönesansıyle son bulmuş, bu uyanışı da XX. yy. da, bağımsız arap devletlerinin kurulmasına yol açan siyasî bir Rönesans izlemiştir. Bk. ARA? birliği ve çeşitli arap devletleri.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla