Arz etmek geçi. f. Yüksek bir mevkide bulunan veya nezaketen yüksek mevkide olduğu kabul edilen yahut da saygı duyulan birisine bir şeyi bildirmek: ...yarın gelirseniz, arz edeceğim şartlan kabul edersiniz (Namık Kemal). Yeniçeri ağası Hasan ağa, derhal meydana çıkıp, durumu Vezir-i azama arz etmişti (M. M. Aktepe). || Sunmak: ...bu teklifi arz etmek için Ankara murahhaslarına bir yol arıyor (Yahya Kemal). || Göstermek: Renkten renge, mânâdan mânâya girip çıkan bir sima arz ediyordu (Ahmed Rasim). Zemin ve zamanın arz ettiği harikulade vukuata karsı... (Vâlâ Nurettin). || Söylemek, anlatmak: Ben halimi arz edemem yarime (Pir Sultan Abdal). Size arz etmek istediğim şey iste bu idi (H. R. Gürpınar).