ASA i. (ar. iaşâ, değnek). Hükümdarların, din adamlarının, kumandanların ellerinde tuttukları, maddî veya manevî kuvvete ve otoriteye delâlet eden ağaç veya madeni sopa: Musa ateyhisselâm, asası ile denize vurdu, deniz yarıldı, on iki yol açıldı (Cevdet Pa§a). Ellerinde gümüşten asalarla halkı takdis ediyorlardı (Y. K. Karaosmanoğlu). || Dayanmak veya dayak atmak için kullanılan uzun değnek: Hadi öyleyse, Hocam, selUi asâ et de yanaş / Saldıran yoktu ki ...derken kocaman bir karabaş (M. A. Ersoy). Kahr-ı hasm eylemeğe elde asadır hâ'mem (Reşit Paşa).
— ÇEŞ. DEY. Esk. Asâ-yı Musa, Musa peygamber'in mucize gösterdiği asa. || Şakk-ı asâ, birlik bozulması, ayrılma.
— ED. TELM. Musa'nın asası, Musa Peygamber elindeki asayı yılan şekline sokarak Firavun'a mucize göstermiştir: Dahi hem Musa elindeki asâ / Oldu anın izzetine ejderhâ (Süleyman Çelebi).
Musa'nın asası'ndan Kur'anı Kerim'de (XX, 17-23; XXVII, 10-12; XXVIII, 31 ve XXVI, 63) bahsedilir. Bu asayı ona Medyen'de, önce kendisini misafir olarak kabul eden, sonra çoban tutan bir ihtiyar vermişti. Bu, rivayete göre ihtiyarın ailesine melekler tarafından emanet edilmiş kutsal bir asaydı. İhtiyar, bir çoban parçasına bu emaneti neden verdim diye pişman oldu. Dağa Musa'nın koyunları otlattığı yere gitti ve asayı geri istedi; ama Musa «o artık benim oldu» diye asayı vermedi. Uzun tartışmalar sonunda, bir hakeme danışmağa karar verdiler. Az sonra uzaktan bir adam göründü, bu bir melekti. Davacıları dinledi ve «asayı yere koyun, kim yerden alabilirse onundur» diye hüküm verdi. Yerdeki asaya önce ihtiyar uzandı, ama asa sanki toprağa yapışmış gibiydi, ihtiyar "yerinden oynatamadı. Fakat Musa elini uzatır uzatmaz asa sanki ona doğru geldi. Böylece asa Musa'nın malı oldu ve on yıl elinden hiç düşmedi. Bir gün Tanrı Musa'ya, elindeki asayı yere at diye emretti. Asa yerde kocaman bir yılan olup sürünmeğe başladı. Musa korkmuştu; ama Tanrı emriyle yılanı eline aldı, o yine asa şekline girdi. Tanrı Peygamberine, bir gün bu asa senin mucizelerin arasında yer alacak, diye buyurdu.
Gerçekten de Musa, Firavun'u imana çağırdığı zaman o, sana inanmam için mucizelerini görmem gerek dedi. Musa asasını yere atarak onu iki çatal boynuzlu kocaman bir yılan haline getirince önce korkudan, iman ettim, diyen Firavun, sonradan, «bu Musa koca bir sihirbazdır» diye ilân etti.
Mısır ordusu İsraillileri Mısır'dan denize doğru kovalarken İsrailliler çok korktu: «ardımız Firavunun ordusu, önümüz deniz, artık bize kurtuluş yok» diye ağlaşmağa başladı. O sırada Musa'nın kardeşi Harun asasını denize vurdu ve deniz sordu: «Bana vuran cebbar kimdir?» Musa «Ebu Halil'dir» dedi. Sonra kendi asasını denize vurdu, o zaman deniz kol kol on iki yola ayrıldı, İsrailliler bu oh iki yoldan yürüyüp denizi aştılar, Firavun ordularını şaşkına çevirdiler. Sonra tekrar çöllere düşen İsrailliler susuz kaldılar, bu defa susuzluktan ağlaşırken Musa asasını kayalara vurdu ve kayalardan serin sular fışkırdı (Kurbanı Kerim II, 60).
— Ask. tar. Barutun icadından önce mızrak ve kılıç gibi uzun silâhlara verilen ad. || Kumandanlık alâmeti. Mareşal asası.
— Tar. Hükümdarlık alâmetlerinden biri olan kumandan sopası.
— ANSİKL. Ask. tar. Asa, sivri uçlu olsun olmasın, elle taşınabilen yahut atılan en eski silâhtır; aynı zamanda, bir insanın öbür insanlara hükmedişinin de ilk sembolüdür: Yunanlıların skytale'si (kalın sopa), romalı takım başlarının asma çubuğu sopası, konsüllerin fildişi asası, kralların asası, başkumandanın, mareşalin asası.
— Tar. öncesi. Kumandan asası, E. Lartet tarafından, çoğu zaman oymalarla süslü 20-30 sm uzunlukta, bir veya daha fazla deliği olan ren boynuzlarına verilen ad. (üst Paleolitik devre ait olan bu âletler, herhalde ok düzeltmek, kiriş gevşetmek v.b. için kullanılırdı.)
— Tar. Hükümdarlık asası, sihirli çubuktan türemiş olabilir. Birçok klasik tanrının sembolüdür: Zeus, Afrodit, Hades, Mercurius'un caduceum'u (iki yılanlı sopa) çoğunlukla haberciye dokunulmazlık sağlayan bir asa sayılmıştır. Nitekim eski Yunanlılarda habercilerin de, Homeros devri krallarının olduğu gibi birer asası vardı. Yunan asası uzundu. Bir helezonla süslenir, ya stilize edilmiş veya hurma dalı biçiminde çiçeklerle tamamlanırdı.
Roma'da Jüpiter'e ait olduğu kabul edilen asa, zafer kazananlara verilirdi. Sonradan imparatorlara ve konsüllere de verildi. Asa, Roma'da da krallık sembolünden daha çok semavî bir sembol bilindi. Alt devirde barbar bir kral Roma 'tarafından tanınınca kendisine bir asa gönderilirdi. O devirde asa, Roma iktidarının, sonra da barbar kralların iktidar sembolü oldu. Eski Fransa'da kral asasının ucunda bir çiçekçik, bir lâle yaprağı bulunurdu. Büyük Charlemagne'ın olduğu söylenen asanın üstünde imparatorun küçük bir heykeli vardı.
Doğuda da eski Mısır'dan bu yana dinî, siyasî ve adlî kuvvet ve kudreti temsil etmektedir. Asa, Emevîler, Abbasîler ve Fatimîler'de halifelere mahsus en önemli hâkimiyet alâmeti kabul ediliyordu. Müslüman Türk devletlerinde hükümdar saraylarında asalı muhafızlar bulunuyordu. Osmanlılarda divanda, cülus ve bayram törenlerinde kapıcılar kethüdası, kapıcıbaşılar ye çavuşbaşılar ellerinde gümüşlü asalarla hizmet ederlerdi. Padişahın vekili sadrazamın ve kapı kethüdasının da asası vardı. Bugün türk ordusunda generallerin asa taşıması bu geleneğin devamı olsa gerek.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla