ASAN sıf. ve zf. (fars. âsân). Esk. Kolay: Bendeniz de ona işaret ile hall-i meseleyi daha asan görürdüm (Atatürk). Değildir ömr-i âdem bir hikâyet sade vü asan (Abdülhak Hâmid)

— ÇEŞ. DEY. Asan etmek (eylemek, kılmak), bir işi kolay hale getirmek: Ben seni seferler ile dolagmaktan müstağni ve her işi sana asan kıldım (Cevdet Paşa). || Asan olmak, kolay olmak, bir zorlukla karşılaşmamak: Dedi: Güçlükler hep asan olacak (Z. Gökalp). Tek seni sevmek cihan halkına asan olmasın (Şeyh Galib).