ASILMAK geçs. ve geçi. f. Bir çengele, bir şeye takılmak, iliştirilmek, sallandırılmak: Sınıfın duvarlarına asılan haritalarda bu büyük imparatorluğun... (Ş. S. Aydemir). || Bir şeyi aşağı doğru çekmek: Behlûl'ün koluna asılıyor, otlara ancak potinlerinin ucuyla basabiliyordu (H. Z. Uşaklıgil). || Yüksekte olan bir şeye tutunmak, sıkı sıkı sarılmak: Otobüsün demirine on kişi birden asıldı. || Tekiz. Israr etmek, tedirgin etmek, rahatsız etmek: Sen de imza et, diye asıldılar (A. K. Tecer). || Boynuna ip geçirilip sallandırılarak idam edilmek: Asılmak için ipe doğru yürüyen masum [...] korku ile titriyordu (Ömer Seyfeddin).

— ÇEŞ. DEY. Asılacaktan ingiliz sicimi ile asıl, canını veya malını tehlikeye koyarken, (ingiliz sicimi gibi) sağlam esaslardan hareket et. || Yüzü (suratı, çehresi) asılmak, hoşnut olmadığını somurtarak belli etmek: Topal ihtiyarın yüzü asıldı, cevap vermedi (Orhan Kemal).

— Ask. Asıl taarruz, kesin sonucu sağlayacak hedefi ele geçirmek için muharebe kudretinin mümkün olan en büyük topluluğunu kapsayan grubun yaptığı taarruza verilen ad.

— ANSİKL. Ask. Asıl taarruz, ya kesin sonuç hedefini ele geçirir veya düşman kuvvetini yok eder. Daha önceleri «taarruzun sıklet merkezi» kesimi olarak kullanılan kuvvet, silâh, cephane ve diğer her türlü araç ve gereçlerin (lojistik maddeler dahil) çoğunun taarruza katıldıkları yer, asıl taarruz bölgesi olarak nitelendirilir. Asıl taarruz, çok kere dar cepheler üzerinden, daha büyük derinliklerle yapılır ve kuvvetli ihtiyatlarla sürekli olarak desteklenir. Hava kuvvetleri de çoğunluğu ile bu bölgeyi destekler.