ASİL i. ve sıf. (ar. asi, kök> asalet, köklülük'ten aştl). Gerek doğuştan, gerek hükümdar karanyle bazı imtiyazlara ve unvanlara sahip olan; soylu, asalet sahibi: Halk üç sınıftır: Asiller, melezler, köleler (F. R. Atay). || Onuru, şerefi, yüceliği olan, değerli: Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur (Atatürk). || Saygı ve hayranlık uyandıran: Bu, munis çehreli, asil tavırlı bir kadındı (R. N. Güntekin). || Sağlam, iyice kökleşmiş, || Yüksek, yüce, üstün, ince, kibar, lâyıklı.
— DEY. Asil olarak, bir iş veya vazifede devamlı olup, vekil olmayarak, bir işi bizzat yaparak: Vekâleten ifa etmekte olduğu Er-kân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetini asil olarak deruhte edecek (Atatürk).
— Huk. Bir hizmeti kendi adına, kendi yetkileriyle yapan. || Bir işlemi kendi adına yürüten.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı ile Cevapla