| Tarih Tarih Ödev İndir, Tarih etkinlik indir, Tarih odev ara, Tarih soru indir, Tarih çalışma indir, Tarih ödev yükle, Tarih konuları, Tarih çalışmaları, Tarih testleri, Tarih denemeleri, Tarih yaprak testleri, Tarih Sınavları, Tarih şekilleri, Tarih zümreleri, Tarih toplantıları, Tarih zor değil |
13-03-2009, 06:10 PM
|
#1
|
Üyelik tarihi: Mar 2009
Tecrübe Puanı: 2
Rep Puanı : 10
Rep Derecesi : 
|
Cumhuriyetin İlk Yıllarında Bilim
.
Cumhuriyetin İlk Yıllarında Bilim
Cumhuriyet dönemiyle ilgili bilim tarihi çalışmalarının hemen hemen tamamında rastladığımız bir özellik, bu çalışmaların en çok 1933 yılına kadar geriye gitmeleridir. 1933 Üniversite Reformu, genellikle ülkemizdeki bilimsel çalışmaların gerçek başlangıcı gibi ele alınmaktadır. Cumhuriyetin ilk on yılının kapsamlı genel bir bilimsel değerlendirilmesine rastlanmamaktadır. Ülkemiz bilim topluluklarındaki “kendiliğinden” oluşmuş genel kanaat, cumhuriyetin ilk yılları bilim tablosunun veya bilançosunun çok önemli olmadığı yönündedir.
Oysa gerek bilimsel çalışmaların daha önceki dönemlerden niteliksel bakımdan farklılaşması, gerekse ülkemizde ilk kez doğru bir bilim politikası izlenmiş olması bakımından cumhuriyetin ilk on yılı çok özel ve önemli bir dönemdir.
Mustafa Kemal ve cumhuriyetin diğer kurucuları, Türk modernleşmesindeki temel rolü bilime vermişlerdir. Bu gerçeği Mustafa Kemal’in çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalarda çok açık olarak görüyoruz. İsmet İnönü’nün de, bir bilim toplumu yaratma ülküsüne yönelik olduğu çok açık olan sözleri vardır. Mustafa Kemal ve İsmet Paşa yeni Türk toplumunun temel yöneliminde bilimi esas almakta ve “toplum ve tüm yaşam için bilim” ilkesine sahip çıkmaktadırlar.
Bilime ve bilimsel düşünceye verilen önem, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa ile sınırlı da değildir. Mustafa Şekib (Tunç), Mehmet Emin (Erişirgil), Falih Rıfkı (Atay), Kılıçzade Hakkı, Celal Nuri (İleri), Abdullah Cevdet, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), Yunus Nadi’den ve daha başkalarından oluşan ve yöneticiler üzerinde etkili olan seçkin bir entellektüel topluluk tümüyle bilimsel formasyonun toplumda oluşması ve yaygınlaşması için çaba sarfetmişlerdir. Ayrıca bilim formasyonuna sahip bilim insanları vardır. Özellikle de matematikçi Hüsnü Hamid (Sayman), elektrik mühendisi ve fizikçi Mehmet Refik (Fenmen), elektrik mühendisi ve fizikçi Salih Murad (Uzdilek) ve matematikçi Kerim Erim beyler.
Ülkenin gerek genel eğitim, gerek uzmanlık eğitimi bakımından son derece geri olduğunun bilincinde olan hükümet, bir yandan genel eğitimi yaygınlaştırmak amacıyla yeni öğretmen okulları, ilk ve orta öğrenim kurumları açarken, diğer yandan da başarılı lise mezunlarını devlet desteğiyle yurt dışında eğitme politikası izlemiştir. 1927-28 öğretim yılından başlamak üzere, 1932-33 öğrenim yılına kadar altı yılda Avrupa’ya ve ABD’ye temel bilimler ve meslek eğitimi için öğrenci gönderilmiştir. Bu dönemde temel bilimler fakültelerinde yeni bölümler açılmış, mühendis yetiştiren yüksek okullarda yeni şubeler kurulmuş ve uzmanlık dernekleri ve dergileri görülmeye başlanmıştır.
Ülkemizde bilimde uzmanlaşma esas olarak gerek idari, gerekse bilimsel bakımdan 1923-33 döneminde sağlanmıştır. Bu nedenle bu dönemi, bilimde uzmanlaşmanın hemen hemen bulunmadığı bir noktadan, hemen hemen gerçekleşmiş olduğu bir noktaya geçiş dönemi olarak nitelendirebiliriz. Uzmanlaşma eğitiminin gelişmesi ve uzmanlık statüsünün oluşmasına bağlı olarak ülkemizdeki bilimsel araştırma faaliyetleri de gelişmeye ve hızlanmaya başlamıştır.
Bu dönemde birçok bilim insanımız önemli bilimsel araştırmalar yapmış ve keşiflerde bulunmuşlardır. 1923-33 yılları arasında, matematik müderrisi Hüsnü Hamid Bey, patolojik anatomi müderrisi Hamdi Suad Bey, doktor Akil Muhtar Bey, doktor Hulusi Behçet Bey, doktor Kadri Reşat Bey, doktor Kemal Cenap Bey, zoolog Ali Vehbi Bey, organik kimya müderrisi kimyager Ömer Şevket Bey, jeoloji müderrisleri Hamit Nafiz Pamir ve Ahmet Malik Sayar Bey, Süreyya Tahsin Bey, Baytar Mekteb-i Alisi müderrislerinden Mehmed Halid beylerin araştırmaları, çeşitli Avrupa dergilerinde yayınlanmıştır. Bu çalışmaların aynı dönemde dünyada gerçekleştirilmiş olan çalışmaların ve keşiflerin büyük miktarı karşısında çok yetersiz olduğu düşünülebilir. Ancak bu başarı örnekleri, bilimsel bir araştırma zihniyetinin, bilimsel araştırma mantık ve disiplininin ve bunlara imkan veren bir bilim ortamının oluşmuş ve gelişmekte olduğunu göstermesi bakımından yeterlidir.
Aynı dönemde teknolojik dönüşüm bakımından da önemli gelişmeler sağlanmıştır. Demiryolu çalışmaları, radyo yayını, otomatik telefon santrali, elektrik enerjisi kullanımının gelişmesi, hastahanelerdeki hasta yatağı sayısındaki artışlar, bataklıkların kurutulması bu gelişmelerin başlıca örnekleridir. Ayrıca bulaşıcı hastalıklara karşı sürdürülen çetin mücadele ve kazanılan zafer, gerek bilimsel, gerekse toplumsal olarak çok büyük bir öneme sahiptir.
Cumhuriyetin başlangıcında toplumun üçte ikisi sıtma, verem, frengi, trahom gibi çeşitli hastalıkların pençesinde kıvranıyordu. Özellikle sıtma çok yayılmış durumdaydı. 12 milyon nüfusun yarıdan fazlası sıtmalıydı. Bir milyon kadar da veremli vardı. Nüfusun %5’i ise frengi hastasıydı. 250 bin kadar da trahomlu hastanın bulunduğu tahmin ediliyordu.
Büyük bilimsel ve sosyal sağlık seferberliğinin sonunda ülkedeki sıtmalı hasta oranı 1930’lu yıllarda %11’e düşürüldü. Genel olarak bulaşıcı hastalıkların etkisi, kabul edilebilir sınırlar içine çekildi.
Bu büyük başarının sırrı, elinde tuttuğu meşale bilim olan bir liderin öncülüğünde genç ve inançlı bir topluluğun, liderine, ülkesine, bilime ve geleceğine olan yüksek inancında yatıyordu. Bu topluluk, büyük zorluklar içeren ve fedakarlıklar gerektiren mücadelesinde sadece mikroplara karşı değil, eğitim olanağı bulamadığı için hurafelere esir düşmüş insanların önyargılarına karşı da savaşmışlardır.
Bulaşıcı hastalıklara karşı cumhuriyetin ilk yıllarındaki bu mücadele, ülkemizde bilim ile hurafe mücadelesinin ve bilimin hurafeye üstün gelmesinin öyküsüdür. Bu, gerçekte cumhuriyet döneminde bilimin en büyük başarı öyküsüdür de.
Bu başarının etkisi, tıbbi ve sosyal kazançlarla sınırlı kalmamış, bilimle kitlesel ölçüde ilk kez yüz yüze gelmiş olan Türk halkında bilime ve modern tıbba güvenme yönünde etkileri bugüne kadar yansıyan bir zihniyet değişimine de yol açmıştır.
Bu nedenle modern bilimin en son esaslarına dayanılarak yürütülmüş olan bu mücadele aynı zamanda uluslaşma sürecimizin de en büyük aşamalarından birini oluşturmuştur.
Bulaşıcı hastalıklara karşı yürütülen bu mücadele, toplumun sağlıklı vatandaşlar haline dönüştürülmesi mücadelesi olarak gerçekte ikinci bir kurtuluş savaşı ya da yeniden doğuş savaşı olarak da değerlendirilebilir. Sadece ülkemiz ölçüsünde değil, dünya tarihinde de önemli ve benzersiz bir yeri olan bu tıbbi ve sosyal başarı sayesindedir ki, cumhuriyet varlığını koruma ve sürdürme imkanını bulabilmiştir.
Osman Bahadır - 16 Şubat 2005
.
|
|
|
| Reklam Alanı |
Bu alana reklam verebilirsiniz...
|
|
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Yetkileriniz
|
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
HTML-Kodu Kapalı
|
|
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
.
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
vBulletin Skin developed by: vBStyles.com
|