-
Super Moderator
Şuanki Durumu
- Offline
Seyr-i Suluk
Seyr-i Suluk 
Giriş
Gönüller Sultânı Hz. Mevlânâ, 30 Eylül 1207 (6 Rebîü'l-evvel 604) tarihinde döneminin ilim, kültür ve sanat merkezlerinden biri olan ve bugün Afganistan sınırları içinde bulunan Belh'te dünyaya gelir.
Babası devrinin tanınmış âlimlerinden olmakla "Sultânü'l-Ulemâ" (âlimler sultanı) olarak anılan Bahâeddin Veled, annesi Mümine Hâtun'dur.
Mevlânâ henüz beş yaşında iken Belhten ayrılan âile Nişâbur, Bağdat, Kûfe üzerinden Mekke'ye ulaşır, burada Hac farîzalarını yerine getirdikten sonra Medîne, Kudüs, Şam, Halep, Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri ve Niğde üzerinden Karaman'a intikâl eder. Yaklaşık on yıl süren bu seyahatten sonra geldikleri Karaman'da büyük hürmet ve bağlılık görür.
Âile bu şehirden iki kayıp, iki kazançla ayrılır. Zira Hz. Mevlânâ, Karaman'da annesini ve ağabeyi Alâeddin Muhammed'i kaybeder; Gevher Hatun'la evliliğinden ise oğulları Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi dünyaya gelir.
Âlimler Sultânı Bahâeddin Veled ve âilesi, Selçuklu Sultânı Alâeddin Keykubâd'ın ısrarları üzerine 3 Mayıs 1228'de Konya'yı şereflendirir.
O Hz.Mevlânâ ki, "Âlimler, peygamberlerin vârisleridir" hadisinin sırrına mazhar olan: "Peygamberimizin yolu yordamı aşktır. Biz aşktan doğmuşuz. Aşk anamızdır bizim." diye seslenen; "Allâh beni aşk şarâbından yarattı. Şarâb bizden sarhoş oldu, biz ondan değil. Gene Allâh'ın mesti olarak geldim. Hakk'ın elinden şarâb içtim." diyen bir mânâ eridir. O, babası Sultânü'l-Ulemâ Bahâeddin Veled'in nezaretinde Belh şehrinden esen, Karaman'da uğrak veren ve Konya'da karar kılan; güzellikten, iyilikten ve aşktan yana ne varsa etrafa yayan bir bâd-ı sabâdır.
O Konya ki, yine kendisinin: "Bundan sonra Konya şehrine "Medînetü'l-Evliyâ" (Evliyâlar şehri) lâkabını veriniz. Çünkü bu şehirde her kim dünyaya gelirse velî olur. Bahâeddin Veled'in mübârek cismi ve onların nesli bu şehirde bulundukça, bu şehre kılıç işlemez." diye vasıflandırdığı şehirdir.
Mevlevîlik, ilhâmını mutlak mânâda Kur'ân ve hadisten alan, "Bende benimle ilgili bir şey bırakmadı" dediği aşkın gerçek hürriyet olduğunu idrâk eden ve bu idrakle merkezinde aşk bulunan; etrâfına da dalgalar hâlinde aşkı yayan Hz. Mevlânâ'nın öğretileri ve "Âyet âyet Kur'ân'ın bütün mânâsı edebden ibârettir." sözü gereğince, insanı utanılacak şeylerden koruyan en hayırlı kalkan olan "edeb" temelleri üzerine, oğlu Sultan Veled tarafından müesseseleştirilmiştir.
Bu tarîkat; âşık, ârif, âlim, kâmil, fâzıl ve hakîm mürşidler vasıtasıyla uzun asırlar boyunca insanlığı güzelliğe, iyiliğe, doğruluğa, sevgiye, hoşgörüye, kısaca güzel ahlâka davet etmiş; bunu gerçekleştirecek mekân, düstûr ve icrâ usûllerini mükemmel bir şekilde ortaya koymuştur. Bu mekânlar; gerçekleştirilen tasavvuf terbiyesine paralel olarak, nazarî ve amelî eğitimle devrinin en büyük şâir ve hattatları, Türk mûsıkîsinin en kudretli bestekâr ve icrâcıları yanında pek çok müzehhib, mücellid, nakkaş, ressam yetiştiren birer feyz menbaı, bir bakıma, günümüzün Güzel Sanatlar Fakülteleri ve Konservatuvarları hükmünde olan Mevlevîhânelerdir.
Sosyal hayatımıza nezâketi, nezâheti ve zarâfeti yerleştiren; Konya merkezli olmak üzere özellikle Anadolu, Balkanlar, Kıbrıs, Arabistan Yarımadası ve Kuzey Afrika'da büyük gelişme gösteren; pek çok devlet adamı, âlim ve sanatkârı müntesipleri arasına alan; sayısız ilim ve sanat eserinin vücut bulmasında ilham kaynağı, teşvik ve hareket unsuru olan Mevlevîlik, İslâm Medeniyetini hakkıyla temsil etmiştir.
Hz. Pîr'in: "Beri gel, daha beri, daha beri" diye çağıran sesine kulak verip:
Ehl-i diller arasında aradım kıldım taleb
Her hüner makbûl imiş illâ edeb illâ edeb
beytinde ifadesini bulduğu şekliyle, makbul olan hünerler arasında "edeb"i taleb edenler; muhabbetle acıların tatlılaşacağına ve dertlerin şifa bulacağına inananlar; gönlü, O'nun derdiyle dertlenip, aşksız geçen ömrü hesaba katmayanlar; ayı, leğendeki suda görmekle yetinmeyip, başlarını semâya kaldırarak bizatihi gökyüzünde seyretmek murâdında olanlar bu tarîkatin edeb ve muhabbet zincirinin halkaları olmuşlardır.
Onlar; önünde boyun büktükleri kapıda, istikbâle Mevlânâ'nın çıkacağını ümîd ederek: "Ey kapılar açan Allâh'ım, bana da hayırlı kapılar aç" niyâzında bulunurlar.
Nefs-i arıtmak, gönül huzuru sağlamak ve olgunluğa erişmek maksadıyla ikrâr verilecek kapı, Âşıklar kâbesi olan Mevlânâ dergâhıdır. Çünkü orası gönül hastalıklarının şifâ bulduğu ve noksanların tamamlandığı yerdir.
Ey dil istersen eğer kâmil ola noksanın
Sikkesi altına gir Hazret-i Mevlânânın
Hüdâ'î
Mevlevîlik tarîkatine intisab edenler üç grupta değerlendirilebilir:
1. Çile çıkararak "Dede" ünvanını alanlar
2. Çile çıkarmamakla birlikte Mevlevîliğin örf ve âdetlerine uyarak "Derviş"lik vecibelerini yerine getirenler
3. Dede ve derviş olmadan, dergâhlara devam etmek suretiyle Mevlânâ bendelerinin sohbetlerinden feyz alan "Muhib"ler.
Yetkileriniz
- Konu Acma Yetkiniz Yok
- Cevap Yazma Yetkiniz Yok
- Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
- Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
-
Forum Kuralları